TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

İmam-ı Rabbanilerin kaderi aynı

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” (Akif) mısraları bir gerçeği resmeder. Maalesef yine böyle bir tekerrürü neredeyse bütün tonları ve dehşetiyle yaşıyoruz. İşte İmam-ı Rabbani Ahmed Sirhindi’nin (1564-1624) başından geçen ve onu hapse sürükleyen hadiseler… Gerçekten ibret-i alem.

Bir Türk imparatorluğu olan Babürlülerde Ekber Şah, Hindistan’ı tek bir merkezî idare altında toplamayı başarır, hatta Babürlülere ihtişamlı bir dönem yaşatır, yaşatır ama kocaman ülkeyi de bataklığa sürükler. Çeşitli dinlerin kendince iyi ve doğru taraflarını alarak yeni bir din kurma girişimi basit bir hata değil, bilinçli şekilde İslamiyet’in dejenerasyonuna hizmet eder. Nereden anlıyoruz bunu?

Ekber Şah, kendini mehdiyet düşüncesine kaptırır. Ancak karşısında büyük bir engel vardır: Ehl-i Sünnet uleması. Onları bertaraf etmek için gözden düşürülmeleri planını devreye sokar. İlk işi 1575’te başkentte Divanhane denilen bir ibadethane yaptırmak olur. Sünni ve Şii Müslüman âlim, edip ve mutasavvıfları bir araya toplayıp tartıştırır. Aralarındaki şahsi çekişmeleri, ferdi zaaflarını ve şer’î meselelerdeki anlaşmazlıklarını öne çıkararak kamuoyu nezdinde itibarlarını yıpratma maksadına ulaşır. Yedi yıl sonra bütün eyalet valilerinin önünde Din-i İlâhî’yi kurduğunu resmen ilân eder. İslâmiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştîlik, Hinduizm, Sihlik ve Budizm’in inanç, ibâdet ve muâmelâtını bir çatı altında birleştirir. Kendisine bağlılığın dört mertebesi olarak mal, can, din ve namusunu fedâ edeceğine dâir müritlerden seremonik sadâkat yemini istemeye başlar. Diğer yandan içki, kumar ve her türlü sefahat devlet eliyle yaygınlaştırılır. İlginçtir, 49 yıllık hükümdarlığı döneminde Osmanlı Devleti ile resmi hiçbir ilişki kurmayan Ekber Şah, Osmanlı-Safevi çatışmasında Safevilerden yana tavır koyar.

Peki bütün bunların sebebi ne ola? Gerçek ayrıntıda gizli: 14 yaşında tahta çıkan Ekber Şah’ın annesi Hamide Banu İran asıllıdır. Yani hem kendi hem de oğlu Cihangir döneminde sarayın Şiîler tarafından sarılması tesadüfî değil. Devletin kılcallarında cirit atan Şiî ajanlarının etkin rol oynadıkları ve hükümdarı istedikleri gibi yönlendirdikleri açık.

O yıllarda Hindistan’ın Serhend şehrinde yaşayan İmam-ı Rabbani Hazretleri, İslami yanlış anlayışlara ve Şiî propagandalarına karşı yoğun bir fikir mücadelesi verir. Şiî âlimlerden birinin sahabeye hakaret içeren risalesine reddiye olarak Redd-i Şi’a adlı eserini (1589) yazar.

Ekber Şah’tan sonra tahta geçen oğlu Selim Cihangir’in, âdil olmasına rağmen zevk ve eğlenceye düşkünlük gibi zaafları göze çarpar. Tahta geçtiği dönemde babasına göre İslamiyet’e daha bağlı olduğunu düşünen İmam-ı Rabbani Hazretleri bir mektubunda ondan “İslam padişahı” diye söz eder. Fakat bazı mektupları ile Şi’a’yı eleştiren eseri, padişahın etrafındaki Şii olan veziri ve hizmetçileri rahatsız eder. Padişahı ona karşı kışkırtırlar: “Bu şeyh size selamlama secdesi yapmadı. Ordu içinde de çok müritleri var. Yakında kalabalık müritleriyle bir fitne çıkarabilir ve mülkünüze zarar verebilir.”, “Şeyh Ahmed’in asker içinde o kadar çok müridi var ki, eğer isterse padişahlık iddiasında bulunabilir.” derler. Bu korkuyla Cihangir, İmam-ı Rabbani ve halifelerinin hakkında bilgi toplamak için casuslar görevlendirir. Casuslar, İmam-ı Rabbani’nin yıllar önce yazdığı bir mektubunda geçen manevi bir müşahadeyi çarpıtarak kendisini Hz. Ebu Bekir’den üstün gördüğünü ve kalabalık müritleriyle isyan çıkarma hazırlıkları yürüttüklerini bildirir. Saygı secdesini de, yani biat etmemesini de sebep gösteren Cihangir, İmam-ı Rabbani’nin hapsedilmesine karar verir. Aynı dönemde birçok Müslüman âlim korkuyla sindirilir ve hükümdara saygı secdesi istikametinde fetvalar verir.

Ancak dinin tarumar olduğu, fitnenin kol gezdiği bir dönemde ikinci bin yılın müceddidi sayılan İmam-ı Rabbani Hazretlerinin başlattığı muazzam irşad ve ihyâ hareketiyle Hindistan’da İslâm yeniden asli şekline uygun olarak yaşanır ve yayılır. Ekber Şah’ın İslâm ile Hinduizmi birleştirme çabaları sonucu ortaya çıkan dinî hercümerce karşı en büyük tepki Nakşibendîlerden gelir ve bu tarikat daha sonraki dönemlerde Hindistan’daki dinî ve siyasî gelişmelerde önemli rol oynar.

Burada İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin, Ekber Şah’tan sonra tahtın varislerinden olan Şah Cihan ve Alemgir Şah’a fikirlerini büyük ölçüde kabul ettirmesinin tesirinden söz edilebilir. Cihangir’in ölümüyle tahta çıkan oğlu Şah Cihan, eşi Mümtaz Mahal için dünyanın en güzel kabul edilen türbelerinden birini yaptırır. Taç Mahal’in yapımı için Osmanlılardan mimar istendiğinde Mimar Sinan’ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi, ekibiyle birlikte Hindistan’a gönderilir ve bu şaheser 21 yılda tamamlanır.

Velhasıl bugün dünyada hayırla yad edilen İmam-ı Rabbani Hazretleri milyonlarca insanın gönlünde tasarrufunu devam ettiriyor, ya Padişah Cihangir!

19.09.2014 19:30