TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

İçişleri Bakanlığı’nda neler oluyor?

Her ülkede en hassas ve kilit bakanlıklardan biri şüphesiz içişleri bakanlığıdır. Bu gerçek bakanlığın bütçesi, personel sayısı ve daha önemlisi de çalışma alanları ile ilgili bir durumdur. Almanya’da da bu farklı değil.

Emniyet ve istihbarat birimlerinin kendisine bağlı olduğu Federal İçişleri Bakanlığı güvenlik dışında, nüfus, din ve kilise ile spor politikalarından da sorumludur. Her ne kadar Almanya’da uyumdan sorumlu bir devlet bakanı bulunsa da uyum politikalarının gerçek adresi de Federal İçişleri Bakanlığı’dır.

Kısacası son yıllarda en önemli iki siyasi proje olan İslam Konferansı ve Uyum Zirvesi’nin doğrudan veya dolaylı olarak asıl muhatabı Federal İçişleri Bakanlığı’dır.

İslam Konferansı yedi yıllık bir zaman diliminden sonra neredeyse tüm katılımcıların memnuniyetsizliği ile neticelendi. O kadar ki iktidar politikalarının sözcülüğünü yapan ve bu teslimiyetçi tutumu ile sivil toplum kuruluşu olma iddiasına gölge düşüren Almanya Alevi Birliği Federasyonu (AABF) bile KRV eyaletinde 12 Mayıs 2013 tarihinde düzenlenen İslam Konferansı’na (IK) karşı Eleştirel İslam Konferansı’nı (KIK) destekledi.

Hem federal çapta uzun soluklu önemli siyasi bir projede ‘dindar’ olarak yer almanın, hem de din karşıtı grupların bir araya gelerek düzenledikleri bir programı desteklemenin mantığını ben anlamakta zorlanıyorum. Ancak Alevi tabanı başta olmak üzere hiç kimseden eleştiri gelmediğine göre sorun, AABF’nin kendi içinde tezat içeren bu tutumunda değil, benim kıt anlayışımda olsa gerek.

Federal İçişleri Bakanlığı’na dönecek olursak: İşte bu son derece önemli bakanlık personel politikasından dolayı eleştiriliyor. Söz konusu olan torpille eleman alınması veya bir iki makamın yandaş kişilere peşkeş çekilmesi değil. Bakanlık son 23 yılın en kapsamlı personel alımında objektif ölçülere göre değil, dünya görüşü ve parti üyeliğine göre bir tercih yapmakla suçlanıyor. Suçlama bakanlığın içinden geliyor.

Die Welt gazetesinin haberine göre olay özetle şöyle cereyan etmiş: Federal İçişleri Bakanlığı geçen yılın sonbaharında kendisine müracaat eden 470 hukukçudan almayı planladığı 24’ünü seçmek için bir süreç başlatır. Prosedür gereği bu 470 ismi personel alımında hizmet veren Federal İdari Daire’ye bildirerek ön seçim yapmasını talep eder. Daire 470 ismi 80’e indirir, liyakate göre sıralar ve bakanlığa bildirir.

Bazı bakanlık çalışanları, liste bakanlığa geldikten sonra personel alımından sorumlu bazı bürokratların liste üzerinde ‘evde gece mesai yaparak’ değişiklik yaptığını iddia ediyor.  Bu oynamalar neticesinde CDU üyesi, CDU’ya yakın Konrad Adenauer Vakfı’nın bursu ile okuyan ve muhafazakâr-katolik kurumlara yakın hukukçulara öncelik verildiği söyleniyor.

Elbetteki olay söylentiden ve kuru iddialardan ibaret kalsa üzerinde durulmaya değmez. Ancak bakanlıkta çalışan engellilerden sorumlu yetkili olayı Berlin İş Mahkemesi’ne taşıyarak mesele hukuki bir boyut da kazandı. Berlin İş Mahkemesi’nin 56. Odası 24. Nisan tarihinde verdiği kararla bakanlığı haksız buldu. Muhalefet partileri SPD ve Yeşiller ise olayı meclise taşıdı, ancak bakanlıktan tatmin edici bir cevap alamadılar.

Mali hacmi 90 milyon Euro’yu bulan personel alımı ile ilgili suçlamaların hedefinde bir de isim var: Personel Alımından Sorumlu Daire Başkanı Paul Johannes Fietz. Kendisini yakından tanıyanlar tarafından bakanlığın  ‘perde arkasındaki asıl güçlü isim’ olarak değerlendirilen Fietz hakkında bu haftaki Die Zeit gazetesinde şu eleştiri yer alıyor: “Uzun zamandan beri Fietz İçişleri Bakanlığı içinde muhafazakâr-katolik bir hukukçular ağı üzerinde çalışıyor ve farklı görüşte olanları dışlıyor.” Bu bilginin kaynağı da bakanlık içinde gelişmeden rahatsız olan kişiler. Haberde ayrıca Fietz’in İslam dinini  ‘genelde tehdit olarak’ gördüğü bilgisine yer veriliyor.

Aslında her iktidarın üst düzey bürokratları işe alırken yazılı olan kurallarla beraber – parti üyeliği gibi – yazılı olmayan kurallara göre de tercih yaptığı herkesin bildiği bir sır. Ancak son aylarda Federal İçişleri Bakanlığı’nda yaşananlar bakanlığın önümüzdeki yıllarda takip edeceği siyaseti etkileyecek hukuk devletinin ruhuna uymayan derin bir yapılanmanın oluşması ile ilgili. Zaten sorunlu olan İslam ve uyum politikalarını olumsuz etkilemesi muhtemel bu gelişme hiç de hayra alamet değil.

23.05.2013 18:04