TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Hukuk, siyaset ve ahlak üçgeninde devlet krizi

Yeni kurulan iktidarlar için ilk yüz gün önemlidir. Bu dönemde atacakları adımlar, elde edecekleri başarılar ve yaşadıkları sorunlar yeni hükümetin iktidar döneminin sonuna kadar yapacağı çalışmalar üzerinde kalıcı etki yapar.

Angela Merkel yönetiminde 17 Aralık 2013 tarihinde göreve gelen Birlik Partileri CDU/CSU ile Sosyal Demokrat Parti SPD koalisyon hükümetinin üzerinden bırakın 100 gün, 50 gün geçti-geçmedi kendini ciddi bir krizin içinde buldu. Bu öyle öncesi sonrası bilinmeyen bir kriz değil. Olayın ayrıntıları şimdi hükümette yer alan bazı isimler tarafından aylar öncesinden biliniyordu.

Alman basını tarafından şimdiden devlet krizi olarak değerlendirilen olay şu ana kadar bir vekilin ve bir de bakanın istifasına sebep oldu.

Her krizin siyasi boyutu kadar hukuki ve ahlaki boyutu da vardır.

Önce ‘sağlık sorunlarını’ gerekçe gösterip istifa eden vekilden başlayalım. İnternet üzerinden çocukların yer aldığı müstehcen film ve fotoğraflar indirmekle suçlanan eski SPD milletvekili Sebastian Edathy kendine yönelik tüm suçlamaları reddediyor. “Ben kanunlara aykırı bir şey yapmadım” diyen Edathy hakkında soruşturma açan, ev ve bürosunda arama yapan Hannover Savcılığı’nı da sert bir dille eleştiriyor. Elbetteki suç ispat edilene kadar suçsuzluk karinesi herkes için geçerlidir.

Siyasetçiler ve medya olayın siyasi ve hukuki yönlerini tartışırken ahlak ve değerler açısından bir değerlendirme yapmadan kaçınıyor. Neden?

Modern toplumlar her açıdan heterojen olduğu gibi ahlak anlayışı ve değerler açısından da asgari müştereklerden mahrum toplumlardır. Hukuken doğru olan her davranış ahlaken de doğru mudur? Bu soruya modern toplumların verdiği ortak bir cevap yoktur. Modern toplumlarda geçerliliği konusunda her bireyin karar vereceği laik bir ahlak anlayışı vardır. Bununla beraber Kilisede önemli bir moral otorite olarak görülür.

Krizin hukuk ve siyasete indirgenerek tartışılması yeterli değil. Üstlendiği siyasi görev gereği rol-model olması gereken bir vekilin – velev ki yasal sınırlar içinde kalsa – böyle bir davranış ortaya koyması doğru değil.

İstifa eden bakana gelince; CSU’lu Hans-Peter Friedrich İçişleri Bakanlığı döneminde de zayıf bir bakandı. Yeni hükümette tarım bakanı olan Friedrich, Edathy hakkında yürütülen gizli soruşturmayla ilgili geçen yılın ekim ayında SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel’i bilgilendiriyor. Bundan dolayı hakkında soruşturma açılıp açılmayacağı gündeme gelen bakan istifa ediyor. Gabriel, Friedrich’den aldığı bu mahrem bilgiyi Frank-Walter Steinmeier ve Thomas Oppermann başta olmak üzere önde gelen diğer SPD kurmaylarına aktarıyor. Burada cevabını arayan soru Edathy’nin kendisi ile ilgili yürütülen gizli soruşturma hakkında bilgilendirilip arama yapılmadan önce bazı suç belgelerini imha edip etmediği sorusudur.

Edathy, kendisine herhangi bir bilginin gelmediğini söylüyor. Soruşturmayı yürüten Hannover Savcılığı’nın bu konuda ciddi şüpheleri var.

Krizle ilgili kimin neyi, ne zaman, ne kadar bildiği konusunda farklı iddiaların ortaya atılacağı, karşılıklı suçlamaların yapılacağı, belki de yeni davaların açılacağı bir döneme giriyoruz. Ve bu dönem şimdiye kadar pek seslendirilmeyen başka bir sorunu daha belirgin bir şekilde görmemizi sağlayacaktır.

O da şu: Almanya’da normal şartlarda birinin iktidar, diğerinin ise ana muhalefet görevi üstlenmesi gereken iki güçlü partiden oluşankoalisyon hükümeti var. Demokrasinin en temel özelliği güçler ayırımıdır. Mevcut fiili durum ise yasama ile yürütmenin neredeyse örtüştüğü bir durumdur. Mecliste yer alan toplam 631 milletvekilinin 504’ü iktidarda yer alan SPD ve CDU/CSU üyesi. Muhalefetteki Sol Parti ve Yeşiller Partisi’ne üye olan vekil sayısı sadece 127.

Bu ulusal ve uluslararası krizleri atlatmak için iyi olan, ancak demokrasi için pek de iyi olmayan bir durumdur.

16.02.2014 20:35