TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Almanya’nın çektiği fotoğraf

Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck dört günlük resmi ziyaret kapsamında Türkiye’de bulunuyor. Ziyaret Türkiye tarihinde bir çok defa yaşanan ara rejim döneminde gerçekleşiyor.

Gauck 17 Aralık’tan sonra Ankara’yı ziyaret eden ilk üst düzey Alman devlet adamı. Buna benzer resmi ziyaretlerin aylar öncesinden hazırlandığı dikkate alınırsa Gauck, Türkiye’yi ziyaret etmeye karar verdiğinde henüz rüşvet ve yolsuzluk skandalı patlak vermemişti.

Türkiye batıda 17 Aralık’tan sonra otoriter rejimler kategorisinde görülmeye başladı. Bunun ana sebebi rüşvet ve skandal olayının kendisi değil. Almanya’da  gazete sayfalarını karıştırdığınızda neredeyse her gün irili ufaklı rüşvet ve yolsuzluk haberi bulmanız mümkün. Asıl sorun bu değil. Sorun Erdoğan hükümetinin yolsuzluk ve rüşvet olayı karşısında takındığı siyasi tavır: İnkar ve Hizmet Hareketine karşı karalama kampanyasına ek olarak temel hak ve  özgürlükleri, özellikle de  basın özgürlüğünü, sınırlayan adımlar!

Erdoğan 17 Aralık’tan beri demokrasinin önemli bir dayanağı olan siyasi ve toplumsal muhaliflerinin hayat hakkı olmadığı kendi Türkiye’sini kuruyor.

Türkiye ziyaretinin ilk durağında Kahramanmaraş’taki Alman askerlerini ziyaret eden Alman Cumhurbaşkanı’na  dönecek olursak; Gauck Doğu Almanyalı Protestan bir teolog. Doğu Almanya’nın tarihe karıştığı 1990 yılına kadar sosyalist rejim altındaki Protestan Kilisesi’nde faal olan Gauck, Moskova’dan  esen ‘glasnost’ ve ‘perestroyka’ politikasının Doğu Almanya’ya yansımalarının öne çıkardığı genç isimlerden biri. Bu Gauck’un kendisi gibi Doğu Alman Şansölye Angela Merkel ve ana muhalefet Sol Parti  lideri Gregor Gysi ile ortak yönünü  oluşturuyor: Doğu Almanyalı olmak ve birleşmeden sonra yeni Almanya’da ikinci bir kariyer yapmak.

Gauck Türkler tarafından sevilen ve istifaya zorlanan selefi Christian Wulff yerine 2012 yılında göreve geldi. Siyasi sistem içinde daha çok sembolik bir makam olan Alman cumhurbaşkanları gündelik siyasete karışmamaya dikkat ederler. Etkileri ‘Sözün Gücü’ ile sınırlı olan Alman cumhurbaşkanlık makamında bunu en başarılı kullanan isim iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Richard von Weizsäcker oldu (1984-1994).

Weizsäcker  8 Mayıs 1985 tarihinde yaptığı ve Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı mağlubiyetini konu edinen konuşmasında şu cümlelere yer vermişti: “Hitler sürekli önyargıları, düşmanlıkları ve nefreti kışkırtma yöntemi ile çalıştı. Gençlerden rica şudur:

Sizi başka insanlara karşı; Ruslara veya Amerikalılara, Yahudilere veya Türklere, alternatiflere veya muhafazakarlara, siyahlara veya beyazlara karşı nefrete sürüklemelerine fırsat vermeyin. Birlikte yaşamayı öğrenin birbirinize karşı değil. Demokratik yolla seçilen siyasetçiler olarak gelin biz de bunu her zaman gönülden hedefleyelim ve örnek olalım. Özgürlüğe saygı duyalım ve yüceltelim.
Barış için çalışalım. Hukuka riayet edelim. İç dünyamızın terazisi olan adalete hizmet edelim.“

Toplumsal gerilim ve siyasi kutuplaşmanın dorukta olduğu, Başbakan başta olmak üzere iktidar partisi AK Parti’nin gerilimi her geçen gün tırmandırdığı günümüz Türkiye’sinde bu şekilde sesini yükseltecek yerli bir devlet adamına ne kadar da çok ihtiyaç var.

Gauck Ankara’da yaptığı konuşmada yabancı bir devlet adamının söyleyebileceği her şeyi söyledi. Türkiye’deki gelişmenin ‘korkunç’ olduğunu belirterek Türk demokrasisinin tehlike altında olduğunu belirtti. Twitter yasağını eleştiren Gauck, basın özgürlüğüne, yargının bağımsızlığına ve hukuk devletine vurgu yaptı. Bütün bunları yaparken Doğu Almanya döneminde yaşadıklarına atıfta bulunması Türkiye’yi nasıl algıladığını gösteren çarpıcı bir örnek.

Türkiye’de gidişat iyi değil. Bunu anlamak için illa ki dost bir ülkenin devlet başkanının dikkat çekmesi mi gerekiyor?

28.04.2014 18:46