TAKİP ET

IRKÇI OLMAYAN OKUL - MEDENİ CESARETİ OLAN OKUL

Her insan farklıdır ancak insan olarak değeri vardır

Irkçı Olmayan Okul – Medeni Cesaretin Olduğu Okul Projesi çocuklarla gençlere sosyal, etnik ve dini kökenlerinden bağımsız olarak kabul ve değer görebileceklerini, takdir edilebileceklerini göstermeye çalışan bir proje. Çocuklarla gençler proje bağlamında sosyal, etnik ve dini kökenlerden bağımsız olarak toplumda etkin ve etkili kişilikler olabileceklerini deneyimleme fırsatını buluyorlar.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasını takip eden yıllarda ırkçı saldırılar meydana geldi. O dönemi hatırlamak için Hoyerswerda, Mölln ve Solingen’i anmak yeterli. Aktion Courage Derneği bu saldırılardan sonra kuruldu. Amaç ırkçılıkla mücadele için projeler geliştirip hayata geçirmekti. Nitekim, geçen süre içinde  çocuk yuvalarında çokkültürlü eğitimi desteklemeyi de öngören bir dizi projeyi uygulamaya soktular. Okullarda ise Irkçılığın Olmadığı Okul-Medeni Cesaretin Olduğu Okul Projesi’ni hayata geçirdiler.

O günden bu yana Irkçılığın olmadığı, medeni cesaretin olduğu okul sayısı ülke genelinde iki bine yükseldi. Proje büyüdü. Artık projenin her eyalette bir temsilciliği var. Projenin başında ise bir eğitim sevdalısı, öğretmen Sanem Kleff bulunuyor. 60 yaşındaki Kleff “Biz sadece ırkçılara değil, insan gruplarının birbirinden farklı değerlerde olduğunu iddia eden tüm ideolojilere karşıyız. Biz, her insan farklıdır ancak her bir insanın insan olarak değeri vardır ve bu açıdan birbirine eşittir diyoruz. Okullardaki çalışmalarımızın amacı bu anlayışı yaygınlaştırmak ve çocukların bu şekilde davranmasını sağlamaktır.” diyor.

Sanem Hanım “Schule ohne Rassismus – Schule mit Courage” tanımlamasını Türkçe’ye çevirmeye çalışırken epey zorlandım ve sonunda “Irkçı Olmayan Okul – Cesur Okul” tanımlamasında karar kıldım.  Siz projenin ismini Türkçe’ye nasıl çeviriyorsunuz?
Doğrusu biz de Türkçe’ye çeviride zorlanıyoruz. Ciddi ciddi en az on kere oturduk, kafa yorduk ama nasıl çevirdiysek çevirelim hiç çok güzel olmadı.

Ne diyelim?
“Irkçı Olmayan Okul –Medeni Cesaretin Olduğu Okul” tanımlaması benim tercihim olur.

Peki, öyle yapalım.  Sizin on yıldır başında bulunduğunuz bu proje çok başarılı bir proje. Çeşitli ödüllere layık görüldü. Bu güzel proje kimin fikri?
 İlk fikir Belçika’ya ait. Niye? Çünkü 80’lerin ortasında Belçika’da adeta iç savaşa yakın gerginlikler var. Orada Valonlar ile Flamanlar adında iki ayrı halk grubu birbirlerine karşı o kadar gerginlikler yaşıyorlar ki, Belçika bir iç savaşın eşiğine geliyor. Bu gergin atmosferin içinde Belçika’nın çeşitli bölgelerindeki okullarda öğretmenler ve öğrenciler diyorlar ki, “Biz ırkçılık istemiyoruz, o yüzden de biz bizim okulumuzu ırkçılığın olmadığı okul olarak ilan ediyoruz” ve okullarının önlerine “Bu okul ırkçı olmayan okuldur” diye tabela asıyorlar. Onları gören başka okullarda onlara katılıyorlar ve bu bir sivil toplum hareketine dönüşüyor.

Siz projenin başına gelmeden önce tam olarak ne yapıyordunuz?
Hem okulda öğretmen olarak çalışıyordum hem de işimin yanısıra meslektaşlarıma tam da bu konuda, çokkültürlü eğitim konusunda mesleki ilerleme eğitimleri sunuyordum. Benim uzmanlık alanım ikinci dil olarak Almanca. Almanca, Almanca bilmeyen çocuklara nasıl öğretilir, bütün bunlarla ilgili öğretmen eğitimi veriyordum. Ben zaten oldum olası “Almanya’daki okul sistemini bir göç toplumunun ihtiyaçlarına göre nasıl değiştirebiliz?” sorusuyla meşgulüm. Bu konuya uygun olduğu için de bu projeyle ilgilendim.

FARKLIYIZ AMA TEMELDE HEPİMİZ İNSANIZ

Daha önce yayınlanan röportajlardan birinde okumuştum. Orada diyorsunuz ki, “Bizim amacımız  insan haklarına saygılı, sivil medeni toplum cesareti olan, cesur ve insana saygılı öğrenci yetiştirmek!”
Evet, ama tek amacımız bu değil, biz ırkçı olmayan ancak çocuğunu döven anne ile babaya da karşıyız, ırkçı olmadan kadınlara sarkıntılık yapan erkeklere de karşıyız. Biz insan gruplarının farklı farklı değerlere sahip olduğunu iddia eden tüm ideolojilere karşıyız. Yani birisi diyorsa ki; erkekler kadınlara karşı üstün, biz buna karşıyız, birisi diyorsa ki; Fransızlar Çinlilerden üstün, Türkler Almanlardan üstün veya Almanlar Türklerden üstün, biz buna karşıyız. Çünkü bizim felsefemize göre tüm insanların değeri eşittir.Tüm insanlar eşit değerdedir. Biz insanların yaptıklarının hepsi eşit değerdedir demiyoruz, tüm insanlar iyidir demiyoruz. Her insan farklıdır ancak her bir insanın insan olarak değeri vardır ve birbirine eşittir diyoruz. Evet, farklıyız ama temelde hepimiz insanız. Okullardaki çalışmalarımızın amacı bu anlayışı yaygınlaştırmak ve çocukların bu şekilde davranmasını sağlamak.

Bunu pratikte nasıl yapıyorsunuz? Kolay iş değil!
Bir insanın insanlara karşı saygılı olup olmaması, insanlara karşı merhamet duygusunu hissediyor olup olmaması, başkasının rolüne, durumuna kendini sokabilir olması, onu anlıyor olması  bütün bunlar belli bir duygusal olgunluk ve beceri istiyor. Bu beceri  her insanda doğal olarak gelişebilen bir şey ancak insanlar çocukken çok büyük duygusal eksiklikler içinde büyürlerse, yeterince şefkat, yakınlık, sevgi, ilgi, iyilik, bakım görmezlerse, ihtiyaç duydukları desteği, güveni alamazlarsa sürekli bir şeyin eksikliği içinde yaşıyorlar. Bu eksikliği kapatmak için de çeşitli sahte tatminlere başvuruyor. Adam dövmeye, hırsızlık yapmaya başlıyor ve bir anlık için de olsa  güçlü olan, kazanan, istediğini elde etmiş olan kişi ben olayım, gerisi ne olursa olsun, ceza görsem de görmesem de önemli değil diye düşünüyor.
Bizim projemiz bu noktada devreye giriyor. Irkçı Olmayan Okul – Medeni Cesaretin Olduğu Okul Projesi çocuklarla gençlere sosyal, etnik ve dini kökenlerinden bağımsız olarak kabul ve değer görebileceklerini, takdir edilebileceklerini göstermeye çalışan bir proje. Çocuklarla gençler projemiz bağlamında tüm bu sıraladığımız sosyal, etnik ve dini kökenlerden bağımsız olarak toplumda etkin ve etkili kişilikler olabileceklerini deneyimleme fırsatını buluyorlar.

OKULU BİR SİSTEM OLARAK ELE ALIYORUZ

Böyle bir durumda eksiklikler içinde olan bir çocuğa nasıl yaklaşıyorsunuz proje çerçevesinde? Bu çocuğa yardımcı olmaya, elinden tutmaya nereden, nasıl başlıyorsunuz?
Biz birebir çocuklarla çalışan bir proje değiliz. Bunu okul psikologlarıyla eğitimciler yapıyor. Biz tüm okula bakıyoruz ve okulu bir sistem olarak ele alarak iç yapısına bakıyoruz. Madde 1: Okulda çocukların birey olarak kendilerini gerçekleştirebilmelerine imkan sağlayan olanaklar var mı? Çocuklar okulda yaratıcı yönlerini müzik, tiyatro, resim gibi güzel sanatlar aracılığıyla ifade edebiliyorlar mı? Madde 2: Çocuklar okuldaki karar süreçlerine katılabiliyorlar mı? Öğrenci temsilciliği var mı, okul temsilciliği var mı? Öğrencilerin kendi fikirlerini sunabildikleri ortamlar oluşturulmuş mu? Bazı okullarda okul parlamentosu bile var ama yanındaki okula bir bakıyorsun, öğrenciler adeta askeri bir düzen içinde tepeden aşağıya inme bir sistemle yönetiliyorlar. Bu sorularımıza cevapları aldıktan sonra okulda ayrımcılık var mı diye bakıyoruz.

Yabancı kökenli öğrencilere nasıl davranılıyor? Almanca bilmeyenlere nasıl davranılıyor? Almanca bilmeyen çocuklara Almanca öğretiliyor mu yoksa baskı mı yapılıyor? Dini farklı olan çocukların dinlerine, aile kültürlerine saygı mı gösteriliyor yoksa onlar kötü mü gösteriliyor. Engelli olan çocuklara nasıl muamele ediliyor? Onların ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyor mu? Fakir olan çocuklarla zengin olanlar arasında ayrımcılık var mı? Kızlarla erkekler arasında ayrımcılık yapılıyor mu? Öğretmenler, okul yönetimi buna dikkat ediyor mu yoksa tam tersine ayrımcılığı körüklüyor mu? Bakıyorsunuz, adı iyi olarak bilinen bir Gymnasium’da kızlara kötü davranılıyor. Kızlar matematikten ne anlar deniliyor. Şuna da bakıyoruz, öğretmenler kendini iyi hissediyor mu bu okulda, öğretmenlere destek veriliyor mu?

“Irkçı Olmayan Okul –Medeni Cesaretin Olduğu Okul”  olarak öğrencilerle birebir çalışmadığınızı söylediniz. Okulu bir sistem olarak ele alıyor ve inceliyorsunuz. İnceleme tamamlandıktan sonra ne yapıyorsunuz?
Biz okullara gidip öğretmenlere tek tek akıl vermiyoruz, onlar için tecrübelerimizi topladığımız el kitapları hazırlıyoruz. İlkokul,  ortaokul ve üst kademeli okullar için ayrı ayrı rehber kitaplarımız var. Bu kitaplarda fikir veriyoruz, yaratıcı metotlar kullanın diyoruz, öğrencileri karar mekanızmalarına dahil edin diyoruz ve bunun için çeşitli teknikler göstermenin yanısıra yaşanmış olumlu örnekler sunuyoruz. Şuradaki şu okulda, bu örnek yaşanmıştır diyoruz. Bir şey daha yapıyoruz: Dışarıdan yardım alın diyoruz. Bir okulun dışarıdan yardım alabilmesi için dışarıdaki hangi kapıyı çalacağını bilmesi gerekiyor. Bizim projemiz bu konuda bir ağ oluşturuyor. Ağ içinde şu anda 2000 tane okul var ve sayımız her geçen gün artıyor.

HERTHA BSC KOOPERASYON PARTNERİMİZ

Sizin siyaset, kültür, spor gibi değişik alanlardan kooperasyon partnerleriniz var. Sayıları 300 civarında.Kooperasyan partnerlerinin projedeki rolü nedir?
Mesela, Berlin’de futbol klübü Hertha BSC bizim kooperasyon partnerimiz. Biz anlaşma yaptığımız partnerlerimize diyoruz ki, bizim amacımız okullarımızı güçlendirmek,  sen bu okula ne verebilirsin?. Herhta BSC diyor ki; spor çok önemli, öğrencilere enerjilerini olumlu bir şekile dönüştürmeleri için gençlik bölümümüzün kapılarımızı açıyoruz, onlara maçları izlemeleri için bedava bilet veririz, maçlar sırasında stand kurarak projeyi tanıtırız, stadyuma gelen seyircilere bu fikri taşırız. Partner olduktan sonra bize kaç kere Olimpiyat Stadyumu’nu açtılar. Orada 200 öğrenciyle spor ve ayrımcılık üzerine eğitim yaptık. Hertha BSC gibi bütün partnerlerimiz ya okul içinde ya da dışında bir organizeyle ırkçılığa karşı mutlaka bir etkinlik yapıyor.

Irkçı Olmayan Okul olmaya aday okullarla irtibat nasıl kuruluyor?
Okullar bizi arıyorlar ve bu daha çok öğrenciler üzerinden oluyor. Bir okulun bize katılabilmesi için bir kaç koşulu yerine getirmesi gerekiyor. Irkçı Olmayan Okul olmaya kesin kararlı olduğuna dair bizim üç cümlemiz var. Bu üç cümlenin kabul edilmesi gerekiyor. Madde bir diyor ki, “Ben bundan sonra benim okulumda ayrımcılık, kaba kuvvet olmaması için her şeyi yapacağım.” Madde iki, “Eğer bizim okulda ayrımcılık ve kaba kuvvet olursa o zaman gözümüzü kapatmayacağız, sebeplerini bulup ortadan kaldıracağız. Madde 3; “Senede en az bir kez insan haklarını konu edinen bir proje yapacağız!”.
Okul ile bir anlaşma imzalıyoruz ve anlaşmaya öğrenci, öğretmen kapıcısından sekreterine teknisyenine kadar okuldaki herkes imza atıyor. Okuldaki insanların minimum yüzde 70’nin anlaşmayı imzalaması şart.

ÇOCUKLAR NE DUYUYORSA ONU TEKRAR EDİYOR

Daha önce Suriyeli mülteciler lehine esen rüzgar artık ne yazık ki tersten esiyor ve mültecilere yönelik ayrımcı ve ırkçı davranışlar okullara da yansıyor. Özellikle Köln’de yaşanan taciz olaylarından sonra öğretmenler de benzer şeyleri düşünmeye başlıdılar, öğrenciler Arap ya da Afrika kökenli olanlardan korkuyoruz diyorlar. Çocuklar ne duyuyorlarsa onu tekrar ediyorlar. Televizyonda 30 kere “Die muslimischen Maenner sind so” (Müslüman erkeker böyle) dendiği zaman o da, demek ki bizim sınıftaki Hüseyin de öyle diyor. Ama şunun da bilincinde olmak lazım. Buraya gelen insanların hepsi ne iyi ne de kötü. Her yerde olduğu gibi iyisiyle, kötüsüyle, aptalıyla zekisiyle, çalışkanıyla, zengini ve fakiriyle, eğitimli ve eğitimsiziyle kadınlara saldırı yapan terbiyesiziyle, saygılısıyla tümü geldi. Biz diyoruz ki, bu insanların sığınmacı olarak gelme hakkı var. Bu bir, ikincisi  kadınlara sarkıntılık yapıyorsa bir mülteci, hukukta cezası neyse, verirsin cezasını. Çantanı çalıyorsa, evini soyuyorsa verirsin cezasını ama şu olmaz: Madem siz bunu yaptınız, biz de size sığınma hakkı vermiyoruz. İşte bu olmaz!

AYRIMCILIK KONUSUNDA BİLİNÇ GELİŞTİ

Son onbeş yıl içinde hem federe hükümet hem de eyalet düzeyinde ayrımcılık konusunun toplumu olumsuz etkileyen bir şey olduğuna dair bilinç gelişti. Bundan on beş sene önce böyle değildi, yok öyle bir şey deniliyordu. Şu anda federal devlet düzeyinde  programlar var ve bu programlardan finansman sağlanıyor. Bizim çalışmamız da hem federe düzeyde hem de eyaletler tarafından finanse ediliyor. Yeterli mi, bunu konuşmayalım ama bunu olumlu bir gelişme olarak görmemiz ve değerini de bilmemiz lazım. Biz bu işi yapmakla kendimizi yükümlü görüyoruz ve yaptığımız işin yeterince onore edildiğini düşünüyoruz. Umarım ki bu düzeyde devam eder. Yüzbinlerce mültecinin gelmesiyle bizim yaptığımız tarz çalışmalara ihtiyaç daha da arttı.

RÖPORTAJ VE FOTOĞRAF: GÜLAY DURGUT / BERLİN

02.02.2016 11:00