TAKİP ET

Mültecilerin Toplumsal Etkileri–Uyum Boyutu

Almanya’da mülteciler konusu gündemin birinci sırasında kalmaya devam ediyor ve bu konunun, Mart ayında üç eyalette yapılacak seçimleri derinden etkileyeceği de apaçık ortadadır. Haberleri takip edenler, toplumda politikacılara karşı -izledikleri mülteci politikalarından dolayı-  derin bir güvensizliğin hakim olduğunu görebiliyor. 

Mültecilere yönelik -bazı bölgelerdeki derin kaygı verici- toplumsal tepkiler, her ne kadar ekonomik sebeplerle açıklanmaya çalışılsa da arka planında Alman toplumunun yakın gelecekte kısmen sosyal olarak hangi yöne doğru evrilebileceğine dair korkuları içerebiliyor.

Bilinen gerçeklerin başında, gelen mültecilerin yüzde 70’inin genç Müslüman erkeklerden olduğu geliyor. Bu insanlar, eğitim kurumlarına ve meslek eğitimi/iş piyasasına dahil olurken, onların bu toplumun değerlerine saygı duyup, ileride sahip çıkıp çıkmayacağı sorusuna net bir cevap verilemiyor; zira, genç mültecilerin geldiği ülkelerin katı otoriteye dayalı politik ve eğitim sistemleri, birey merkezli eğitim vermekten uzak olup, kız-erkek karma eğitimini ya tanımıyor veya reddediyor. Hayatında henüz bir kız öğrenciyle sınıf sırasını paylaşmamış ve kadın öğretmenden ders almamış bir ergenin ne hızla bu sistemin eğitim kodlarına ayak uydurabileceği tartışılan konular arasında bulunuyor. Buna ergenlerin aylar, bazen yıllar süren kaçış/göç süresince edindiği olumsuz, travmatik tecrübeler de eklendiğinde, onlardan ilk günden itibaren “normal” bir öğrenci gibi davranmalarını beklemek, iyimser bir yaklaşım kalıyor. Ek olarak, toplum ve eğitim kurumları, otoriter sistemde yetişmiş gençlerin edindikleri otoriter kimliği ne denli korumak isteyeceklerini sorguluyor. Başka bir korkuyu, gençleri radikal Selefi gruplara kaptırmak, oluşturuyor: Birçok mülteci yurdunda, Selefi anlayışlı bireylerin, özellikle gençlerle irtibata geçip, onları kendi saflarına çekme çabaları, güvenlik birimleri tarafından da bilinen bir gerçek!

Ülkede yaşayan göçmenler perspektifinden bakıldığında, gelen söz konusu mültecilerin, ülkede var olan göçmenlere yönelik, kimi olumsuz imajları güçlendirebileceği algısı artıyor. Özellikle savaştan dolayı değil de ekonomik sebeplerden dolayı Almanya’ya gelmek ve burada yaşamak isteyen mültecilerin, sosyal sisteme ek yük getireceği; bunun faturasının da toplum tarafından bütün göçmenlere kesilebileceği hususu, ülkede yaşayan göçmen gruplar arasında yaygın bir kanı haline geliyor. Mültecilerin bu ülkede yaşayan Müslümanlara -ve özellikle Türkiyeli Müslümanlara- yönelik ne gibi etkileri olacağı konusuysa, henüz tartışılmadı.

Bugüne kadar Almanya’da İslamiyet’ten söz edildiğinde, Müslümanların yüzde 65’ini Türkiyeli göçmenler oluşturduğundan, ilk anda Anadolu Müslümanlığı akla gelmekteydi. Ülkeye yeni gelen tahminen 600 -700 bin Müslümanla beraber ibre önemli ölçüde Orta-Doğu Müslümanlığına doğru kayacak, yani Almanya’daki Müslümanlık yavaş yavaş Orta-Doğululaşacak gibi görünüyor. Anadolu’daki Müslümanlarla Orta-Doğu’daki Müslümanlar arasındaki kimi farklılıklar dikkate alındığında; Anadolu Müslümanlarının inanç pratiğinde etkin olan Mevlit, Kandil, Kaside, Kabir Ziyareti, Kutlu Doğum Haftası vb. gibi dini geleneklerin zayıflayabileceği şüphesi doğuyor. Bu şüpheyi, Alman eğitim sisteminde verilen İslam din dersinin dilinin Almanca olması ve müfredatta Anadolu Müslümanlığının inanç pratiğine özgü motiflerinin yeterince bulunmaması hususu da destekliyor. Bu bağlamda, Türkiye kökenli öğrenci, inancını okulda Almanca, Kur’an Kursu’nda Arapça öğreneceği için, dini ibadet çerçevesinde anadili Türkçeyi hemen hemen hiç kullan(a)mayacaktır denilebilir.

Özetle, uyum boyutu bağlamında altının çizilmesi gereken gerçeğin, Almanya’ya gelen Müslüman mültecilerin, sadece Alman halkının değil, ülkede yaşayan bütün göçmenlerin ve özellikle Türkiye kökenli göçmenlerin hayatını derinden etkileyeceği olduğudur. Bu yönde Türkiyeli göçmenler ne kadar hızlı fikir teatisi yürütmeye başlarlarsa, yetişen nesiller için o kadar hazırlıklı olmuş olurlar. mail@havvaengin.de

28.02.2016 19:53