TAKİP ET

Göçün 55. yılında Türkiye kökenli göçmenlerin Alman eğitim sistemindeki durumu

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldığında herkesin üzüldüğü Helmut Schmidt’in, Türkiye kökenli göçmenleri sevdiği pek söylenemez. Helmut Schmidt, Müslümanların ve Türklerin farklı kültürel kökenlerden geldikleri için, bu topluma ayak uyduramadığını defalarca ifade etti.

Keza, 2011 yılında, Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yıldönümünde ZEIT dergisindeki söyleşisinde, Türkleri Almanya’ya göçmen olarak getirmenin bir hata olduğunu ima etti ve eğitim sistemindeki başarısızlıktan bizzat Türkiyeli göçmenlerin kendilerini sorumlu tuttu. Eğitim sisteminin göçmenlerin başarısız olmalarında ne gibi payı ve sorumluluğu olduğuna dair fikir belirtmektense imtina etti.

Kuşkusuz, Türkiye kökenli göçmenlerin Alman eğitim sisteminde hak ettiği yerde olmadıkları doğrudur. Lakin bu bağlamda şu da ifade edilmelidir: Göç serüvenine girişen insanlara, yani göç toplumunun insan kaynağını oluşturan birinci kuşağa bakılırsa, sonraki kuşaklar geçen süre içerisinde bulunduğu basamağa kadar ancak çıkabilirdi. Zira yapılan çalışmalar, birinci kuşak Türkiyeli kadınların yüzde 40’ının diplomasız olduğunu, erkeklerinse yüzde 75’inin sadece ilkokul diplomasına sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Hâlihazırda, yani göçün 55. yılında, Türkiye kökenli göçmenler eğitimde nerede?

İkinci ve üçüncü kuşak Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 14’ü üniversiteye gitme yetkinliğini tasdikleyen lise diploması (Hochschulreife) alabiliyor; Alman üniversitelerinde okuyan Türkiye kökenli öğrenci sayısı 35 bini geçmiş durumda. Buna karşılık, Türkiye kökenli öğrencilerin yüzde 20’si hiçbir diploma al(a)madan okulu terk ediyor; yüzde 50’sinin de ne yazık ki, bir meslek eğitim diploması yok!

Görüldüğü üzere, Türkiye kökenli göçmenlerin durumu, toplumun diğer kesimlerine göre eğitim açısından çok parlak değil; ancak, karamsarlığa kapılmadan, bilgi toplumu olma evrimini bitirmiş Almanya’da, emin adımlarla eğitim basamaklarını tırmanmaktan başka seçenekleri de yok.

Yapılması gereken husus, velilerin eğitim sistemine dair sorularını, beklentilerini ve isteklerini tek tek tespit edip, onlara destek olabilecek, haklarını arayabilecek sivil toplum ağının oluşturulmasıdır! Kimse, birilerinin gelip de Türkiye kökenli göçmenlerin eğitim ve sosyal hayatta var olan sorunsallarına sahip çıkacağını beklemesin! Bilgiyle yarışın yoğun olduğu bir toplumda, bilgi diploma; diploma da aş ve iş demektir. Diploma toplumsal, ekonomik ve politik güç olmaya eşdeğerdir…

Çocuklara, ailelerine ve velilerine sahip çıkılması gerekmektedir. Ancak, çok sayıda Alman gayri safi milli hasılasına katkı yapan Türkiye kökenli göçmen işveren varken -ki yıllık 50 Milyar Euro cirodan söz ediliyor-, içinden çıktığı toplumun ihtiyaçlarına pek eğilmeyenlerine de rastlamak, kuşkusuz üzücüdür.

Öte yandan, kimi alışkanlıkları da bırakmanın zamanı geldi, geçiyor bile. Yetişen kuşaklara Türk müsün ya da Alman mısın? diye artık sorulmamalıdır –  onlar henüz kendi kökenlerini, değerlerini ve dilini kaybetmiş sayılmazlar. Almanya, Türkiye kökenli göçmenlerin yeni vatanıdır ve cenazelerini dahi artık bu topraklara gömmektedirler. Ayrıca ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşaklara yönelik “gurbetçi” nitelemesinin bitirilmesi gerekiyor. Bu niteleme, bu toplumun bir parçasını oluşturan yetişen nesilleri artık tanımlamıyor. Onlara “gurbetçi” demek, kimliksiz kalmalarını daha fazla tetikliyor.

mail@havvaengin.de

22.11.2015 17:29