TAKİP ET

Alman Eğitim Sisteminin Tarihini Bilmek

AB’nin ve değişik Avrupa ülkelerinin araştırma fonlarının desteğiyle 2008’te Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre ve İspanya’nın 15 büyük kentinde, 18-35 yaş grubuna dâhil olan Türkiye, Fas ve eski Yugoslavya kökenli 10 bin ikinci nesil göçmenle “TIES – The Integration of the European Second Generation” (Avrupa’daki İkinci Kuşak Göçmenlerin Uyumu) adlı bir anket çalışması gerçekleştirildi. 

Burada “ikinci nesil”, göç edilen ülkede doğmuş olmak ve bütün eğitim sistemini orada geçirmek anlamına geliyor. Araştırma, gençlerin eğitim durumunun yanı sıra, geldikleri ve yaşadıkları ülkelere dair aidiyet duygusunu, yaşadıkları kente ve semte dair bağlılıklarını ve arkadaşlık ağlarını irdeliyor.  Anketin Almanya ayağını, Berlin ve Frankfurt kentlerinde yaşayan, 500 Türkiyeli ikinci kuşak genç oluşturuyor.

Okul başarısı temel alındığında – lise diploması (Abitur) ve yüksek okul diploması (Hochschulstudium) – araştırmanın önemli sonucu, Türkiye kökenli göçmen gençlerin İsveç ve Hollanda’da başarılı; Almanya’da başarısız olduğudur. Gençlerin İsveç’te yüzde 29’unun, Hollanda’da yüzde 27’sinin yüksek okul diploması var; Almanya’daysa sadece yüzde 5’i yüksek okul diplomasına sahip ve buna karşın yüzde 50’si en düşük okul tipini, yani Hauptschule’yi bitirmiş.

Sorulması gereken soru da şu: Hollanda’ya, Fransa’ya, İsveç’e – ki bu ülke biraz farklılıklar içeriyor, zira oraya 1980’den sonra daha çok akademisyen gitti – veya Belçika’ya göç eden Türkiyeli işçilerin çocukları neden başarılı oluyor da Almanya’da, Avusturya’da ve İsviçre’de yaşayan ikinci nesil neden daha başarısız? Bunun cevabı, eğitim sistemlerinin yapısında yatıyor. Türkiyeli gençlerin en başarılı olduğu eğitim sistemlerinde, öğrenciler değişik orta dereceli okullara ayrılmadan 11 yıl beraber eğitim görüyor. Almanya’da bu ayrım 4. Sınıfın sonunda yapılıyor; öğrenci, değişik orta dereceli okullara yönlendiriliyor. Bu da genelde, Hauptschule oluyor.

Söz konusu problem, yani Alman eğitim sisteminde oluşturulamayan “fırsat adaleti” (Chancengerechtigkeit), 2000 yılında sonuçları yayınlanan ve deprem etkisi yaratan PISA araştırmasından beri biliniyor. TIES araştırması, bu sonuçları bir daha tasdik etmiş oldu.

“Alman eğitim sistemi, neden fırsat adaletini oluşturmakta bu denli zorlanıyor?” sorusunun cevabı tarihçede yatıyor. Almanya’da, günümüze kadar geçerliliğini korumaya başarmış üç kademeli orta ve lise eğitimi yapısı ve örgün eğitime geçişin temelleri, 1810’da halkın değişik sosyal katmanlara (Standesgesellschaft) dâhil olduğu Prusya Krallığı’nda atıldı. 1806’da Fransa’ya karşı art arda alınan askeri yenilgiler, beraberindeki toprak kaybı ve muazzam borç yükünün doğurduğu krizden çıkış yolu olarak ordunun, devlet idaresinin ve eğitim sisteminin radikal değişimine karar kılındı. Eğitim ayağında, dört yıllık temel eğitim ve öğrencinin ait olduğu sosyal katmana göre orta dereceli okullara devam etmesi şart koşuldu. Alt sosyal katmandan gelen bir öğrenci için, okuma – yazma ve temel matematik bilgileri yeterli görülmekteydi; ona uygun olan da Hauptschule’ydi. Esnaflığa ve memurluğa hazırlayan okul modeli olarak Realschule geliştirildi. Soylu ve kentli burjuvanın çocuklarıysa, üniversite eğitimine hazırlayan Gymnasium’da okumaktaydı.

Almanya, günümüze değin çalkantılı günlerden geçip, birçok politik sistem değiştirse de eğitim sisteminde sadece küçük değişiklikler yaparak bu zamana kadar ulaştı.

Son yıllarda yapılan tartışmalar, birçok eyelette Hauptschule’nin Realschule’yle birleştirilmesini sağladı. Birçok eyalette de “bağlayıcı okul tavsiyesi” (verbindliche Grundschulempfehlung) kaldırıldı. Değişikliklerin hedefi, eğitimde var olan fırsat eşitsizliğini azaltıp, alt sosyal katmandan gelen öğrencilerin Realschule ve Gymnasium’da sayılarını arttırmak olarak görülmeli.

Almanya’nın mevcut eğitim sisteminin, toplumsal baskı oluşturulamadığı sürece, istenilen oranda değişmeyeceği bir gerçek. Değişimi sağlayacak olanların başında, haklarını bilen ve arayan veliler geliyor. Türkiye kökenli göçmenlerin bu ülkeye işçi olarak geldiğini hatırlarsak, çocuklarımızın büyük çoğunluğunun bugüne kadar neden Hauptschule’ye gittiği gerçeği, biraz netlik kazanır.

Not: İlkyazımdan sonra çok sayıda okurdan e-posta aldım. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Tek tek cevap veremiyorum, ancak okur mektuplarıyla iletilen görüş ve düşünceleri dikkate alıyor; eleştirileri çok önemsiyorum. Bana mail@havvaengin.de adresinden ulaşabilirsiniz.

08.11.2015 22:02