TAKİP ET

Hatasından sonra tövbe eden, hayırlı insandır!

Soru: Arkadaşlarım bana, senin kırdığın ceviz kırkı geçti, artık senden adam olmaz, vazgeçtik seninle meşgul olmaktan yollu sözler söyleyerek beni tümüyle ümitsizlik çukuruna düşürüyorlar. Ben düştüğüm bu günah çukurundan çıkıp da vicdan azabı çekmeyeceğim bir hayırlı hayata yönelemez miyim artık? Yoksa gerçekten de ben meşgul olmaya değmeyecek hayırsızın biri durumundayım da haberim mi yok? Lütfen ilgilenin sorumla. Ben meşgul olmaya değecek biri olabilir miyim ileride?

Hemen ifade etmeliyim ki, meşgul olmaya değecek insan, hata yapmayan, günah çukuruna hiç düşmeyen insan değildir. Belki meşgul olmaya değecek hayırlı insan, düştüğü günah çukurundan ümidini kesmeden bismallah deyip çıkarak istikametli yoluna devam etme azim ve aşkına sahip çıkan insandır. Burada tehlike, insanın ayağının kayıp da düşmesinde değildir. Belki asıl tehlike, düştüğü yerden kalkıp da istikametli yoluna devam etme azim ve ümidini kaybetmesindedir.

Nitekim Allah Resulü Efendimiz (sas), çeşitli sebeplerle kayıp da günah çukuruna düşenlerin ümitlerini kesmeme konusunda nasıl ümit veriyor bakın:

– İnsanlar mutlaka hata yaparlar. Yani sürçüp düşebilirler. Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır!

– Kimdir hata yapanların hayırlısı? Şöyle açıklama yapıyor:

– Hata yapanların hayırlısı, hatadan sonra tövbe ederek İslami istikametine ümit ve aşkla devam edenlerdir!

Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu hata da ümidin kesilmesini gerektirmez. Çünkü hatasından pişmanlık duyup da dinî hayat ve İslamî hizmetlerine yine devam edenler, Efendimiz’in (sas) beyanıyla ‘hata yapanların hayırlısından’ sayılırlar! Yeter ki, hatadan sonra ciddi şekilde üzüntü duyup pişmanlık hissetsin. Düştüğü yerde, benden adam olmaz artık demeden kalkıp dini hayatına ve İslami hizmetine azim ve aşkla devam etsin! Böylece hata yapanların hayırlılarından olsun.

Nitekim kendini günah çukurunda gören bir adam Hazreti Ali Efendimiz’e gelerek:

– Ben, der yaptığım hatalarla günah çukuruna düşmüş haldeyim, ne olacak benim halim? Hz. Ali Efendimiz bu ümitsiz adama:

– Tövbe kapısı henüz kapanmadı, sen tövbe ederek istikametli yoluna devam et, der. Ümitsiz adam:

– Benim hatam öylesine büyük ki, tövbe ile affa uğrayacak gibi değildir, der. Bunun üzerine İmam-ı Ali Efendimiz şu soruyu sorar ümitsiz adama:

– Hiç düşündün mü, senin hatan mı büyük, yoksa Rabb’imizin tüm insanlığı kurtaracak güçte olan affı, mağfireti mi büyük? Adam duraklar, düşünür: ‘Elbette Rabb’imizin affı, mağfireti büyüktür’ der.

– Öyle ise der, affı, mağfireti senin günahından büyük olan Rabb’imizin affından ümidini kesme de tövbene devam et!

Adam bu defa da: ‘Ne zamana kadar bu tövbe?’ diye sorunca cevap çok kısa ve kesin olur:

– Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar tövbe!

Demek ki, bazen sürçüp düşmek insanlığımızın icabıdır. Ancak düştüğü yerde ümitsizliğe kapılıp kalmak insanlığın icabı değil, şeytanın telkin ettiği ümitsizliğin gereğidir. Çünkü şeytan da sürçtükten sonra tövbe etmeyip düştüğü çukurda kaldığı için şeytan olarak kalmıştır. Adem babamız ise cennetten çıkarılınca: ‘Rabb’imin rahmeti kulunun hata ve kusurundan çok büyüktür’ deyip tövbesini yaparak ümidini kesmeden istikametli yoluna devam etmiş, sonunda da ilk peygamberlik makamına çıkmaya Rabb’imiz onu layık görmüştür. Bu önemli bilgilerle, insanlığımızın icabı olan sürçme ve düşmelerden sonra hemen tövbe istiğfarımızı yaparak kıble istikametli yolumuza Adem babamız gibi devam etme azim ve aşkımızı kazanmış olmalı, şeytanın düştüğü tövbesizlik çukuruna düşmeye aday haline gelmekten de yine Rabb’imizin korumasına sığınmalıyız!

12.11.2015 16:02