TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Gülen Hareketi ve eski masallar

Gülen hareketi, bilindiği üzere Almanya’da başlamadı, Türkiye kökenli bir hareket. Başlangıcı 60’li yıllara dayanıyor. Fethullah Gülen’in İzmir’de Kestanepazarı’ndaki vaizlik günlerine kadar götürülebilir. Duygu, fikir ve ideal aşılayabilen kişiliğiyle etrafındaki insanları toplumun ihtiyaç duyduğu güzel işleri yapmaya, inisiyatif almaya, fedakarlık yapmaya ikna edebilmiş ve etrafında “güven ve sevgi” halesi oluşturabilmiş bir fikir ve aksiyon adamı Hocaefendi.

Genelde insanları etrafınıza toplamak için onlara menfaat vaat etmeniz gerekir. Hâlbuki 60’lı yılların zor şartlarında memur maaşından başka bir şeyi olmayan bir vaiz nasıl olur da bunca insanı kendisine bağlayabilir? Aksine Hocaefendi etrafındaki insanlardan sürekli fedakârlık istedi ve onlara dünya adına hiçbir menfaat vaat etmedi. O, iktidar sahipleri gibi kimseye makam, şan, şöhret ve servet ideali vermedi. Aksine bütün bu cazip şeyleri insanlığa hayır yolunda terk edebilmeyi tavsiye etti ve insanları ikna edebildi. Şimdi ulaşılan boyutları itibari ile herkesi şaşırtan bunca hizmet kurumu, yıllar içerisinde böylece oluştu.

Türkiye’nin yakın tarihini bilenler son yarım asırda Hizmet hareketinin hangi süreçlerden geçtiğini de bilirler. Hapisler, mahkemeler, bıkmadan usanmadan açılan davalar, darbe dönemlerinin acımasız şartları, işkenceler. Militarist devlet otoritesinin kendine uygun görmediği her sivil hareket gibi bu hareket de bütün bu yıllar boyunca aynı baskı ve eziyetlerden nasibini aldı.

Onlarca yıl boyunca başta Hocaefendi olmak üzere bu harekete yakın kişi ve kurumlar aleyhinde onlarca dava açıldı. Gönüllülerini yaptıklarından vazgeçirmek için Türkiye’nin medya elitleri bu hareket hakkında en amansız, en ürkütücü haberleri yaptılar.

Bu hareket Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılandı. Devleti ele geçirmek, gizli dini örgüt kurmak, gizli ışık evlerde örgüte adam yetiştirmek gibi konular onlarca mahkemenin konusu oldu. Genelde bu iddianameleri hazırlayanlar, gazete haberlerini yazanlar veya televizyon programları hazırlayanlar İslam dininden habersiz kişiler olduklarından, sadece düşmanlık güttüklerinden, mesela Kur´an’a ait bir kavram olan ‘Işık Ev’ gibi dindeki en bilinen konuları bile suçlama konusu yapma komikliğine düştüler.

Peki bunca davalar, suçlamalar, gazete ve televizyon haberleri sonucunda ne oldu? Bu hareket hukuk nezdinde mahkûm mu oldu? Veya yapılan medyatik linç kampanyaları neticesinde halk nezdinde itibarını mı kaybetti? Tam tersi hukuken hep kazandığı gibi halk nezdindeki itibarı her geçen gün büyüdü ve dünyanın her yerinde sadece Türk halkının değil diğer milletlerin de desteğiyle binlerce kurum oluştu.

Şimdi bu hareketi bıkmadan usanmadan karalamaya çalışanlar tek uyanık, akıllı kendileri, diğer herkes aptal, saf ve kandırılmış muamelesi yapıyorlar. Bunca ülkenin iç güvenlik birimleri yeterince bilgi toplayamıyorlar da bunlar onların beceremediklerini beceriyorlar. Bravo! Dünyanın her yerinde en kıymetli varlıkları çocuklarını bu hareketin okullarına teslim eden her dinden, ırktan, milletten yüz binlerce anne-baba kandırılmış, aptal, bunlar da uyanık. Bravo!

Ha gayret beyler! Yarım yüzyıldır dava açıla açıla eskimiş, medyatik kampanyalarla tüketilmiş “gizli örgüt”, “siyasi hedefler”, “ışık evler” gibi eski masalları bir de Almanya’da sanki duyulmadık, bilinmedik bir malzemeymiş gibi duyurmaya çalışmak, televizyon programları yapmak çok trajikomik.

Türkiye’de bu kampanyalar en güçlü ulusal medya kurumları aracılığı ile yürütüldü, halk inandı mı? Duymayanlar duymuş oldu, sevenlerin sayısı arttı. Şimdi Almanya’da da aynı şeyler deneniyor, bunlar sayesinde duymayanlar da duymuş oluyor.

19.04.2013 20:21