TAKİP ET

Gönüller Yapmaya Geldik

Dün 29 Mayıstı. İstanbul’umuzun fethinin yıldönümü. 5 bin yıllık tarihimizin en çok konuşulan başlıca hadisesi şüphesiz. Haliyle en çok konuşulan isim de Fatih Sultan Mehmet oldu hep. Gerek kendi kaynaklarımızda gerekse Batı kaynaklarında bu hadise hep birinciliğini korudu.

Sesi 23 km’den duyulan gülleler, içine insan sığan Şahi topları, karadan yürütülen kalyonlar, okurken göğsümüzü kabartan müthiş şeylerdi. Osmanlı’nın torunu olmakla kıvanç duyduk o yüzden. Çocuklarımıza hep bu yüzden koyduk Fatih ismini.

Bir de ruhu vardı bu fethin. Fetih’i fetih yapan ruhtan bahsediyorum. O ruh olmasaydı, o devasa toplar kâr etmezdi kavî yapılmış surları yıkmaya. Kur’anda ‘belde-i tayyibe’ diye geçen bir yer vardır. O yerin ebced hesabıyla işaret ettiği yerdi İstanbul. O beldeyi fetheden kumandanın ve askerlerinin peygamberî müjdesidir fetih. O peygamberi misafir edenin bu şehirde misafir edilmeden önce kaybolan makberinin bulunuşudur fetih. Şehrin mânevi sahibi olan o ‘gönüller fatihi’ne fetihten önce tazim gerekirdi çünkü.

Bu ruh sayesinde top ve tüfekten önce yaşantılarıyla gönüllere girmişti derviş alperenler. O ruhu diriltmişlerdi önce bu şehrin insanlarında. Gönüllere girmek. Kale kapılarından şehirlere girmekten daha efdaldi inancımızda. Gönüllere girilerek girilirdi şehirlere. Ve ardından gönüllerde kalmak için girilirdi şehirlere. O yüzden binlerce müessese kurmuştu ecdad gittiği her yerde. Gönüllerine girdiği insanlara hizmet götürmüştü bu ruh sayesinde.

Fetihler bitmedi. Günümüzde de devam ediyor gönül fethi. Gönüllere girmek için gidildi dünyanın her bir köşesine. O ruhu yaşamak ve yaşatmak için gidildi. Dünyanın her bir yerini ‘belde-i tayyibe’ olarak gören gönül erleri, bu asra bakan peygamber müjdesini gerçekleştirmek için taşıdı bedenini gittiği yerlere. Kimi bedenler, bu ruhun yaşaması için düştü toprağa. Bir tohum gibi düştüler ve filizler yetiştirdiler bu ruh sayesinde.

O filizlerin nasıl yeşerdiğini gördük önceki günkü programda. Demek ki bu fetih ruhu yetiştirmişti bu filizleri. Gönüller kazanılmıştı. Konuştuğu dili gönül dili gibi kullanan diğergam ve hasbîler vardı. Şahi topunun bile yapamadığını yapmışlardı. Koskoca kalyonlara tepe aşırtmaktan daha zordu bu iş. Zoru başarmışlardı bu hasbîler, o filizleri yetiştirirken.

Bizimle davası olan kavgasını veredursun. Kavgaya vakti yoktu bu insanların. Gönül kazanmak vardı. Sevmek ve sevilmek vardı. Gönül fethetmek varken kavga etmek niyeydi? Önceki gün bizim de gönlümüzü bir kez daha fethettiler Türkçe’nin çocukları. Neredeyse 15 yıldır sadece kendi insanımızın değil, bizim gibi düşünmeyen birçok insanın gönlünü fethetmiştiler bu güzellikler sayesinde. Ve ortak bir payda oluşturmuşlardı bizimle o insanlar arasında.

Gönül kazanmak sadece misyonumuz değil, yaradılış gayemizdi çünkü. Gönül insanı Yunus Emre’mizin dediği gibi

Ben gelmedim dava için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim

30.05.2016 12:32