TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Fesat ve müfsidin psikolojisi

Kitaplarımı karıştırırken karşıma Hocaefendi’nin 2005 yılında kaleme aldığı bir yazı çıktı, başlığı “Fesat”. Yazıdaki ifadeler o kadar güncel o kadar canlı idi ki sanki içinde bulunduğumuz süreç için özel yazılmıştı. Yaşadığımız günlerin daha iyi anlaşılabilmesi adına tümünün okunmasının faydalı olacağını düşünmekle birlikte burada yazıdan bazı alıntılar yapmak istiyorum.

“Aslında hiçbir müfsit ‘Ben müfsidim!’ demez ve hiçbir bozguncu kendini bozguncu kabul etmez. Bunlar, ağızlarını her açışlarında ıslahtan, imardan bahisler açar; kendilerini ifadeden, iradelerinin hakkını eda etmekten dem vururlar. Böyle deyip böyle düşündükleri aynı anda vicdanlara baskı yapar, başkalarının hakkını çiğner, zulmün en hunharcasını irtikap eder, insanlar arasındaki münasebetleri kırar döker, azgınlıktan azgınlığa koşar ve herkesi sindirmeye çalışırlar. Dahası, bunca fezayi ve fecâyii mazur göstermek için sürekli paranoyalar icad ederler: ‘Nükleer santral’ der birine saldırır; ‘Kara tehdit’ der, diğerini ortadan kaldırır; ‘irtica’ der, tiranlar döneminde bile eşine rastlanmayan kanunlar çıkarır; gelir gelir meşru ve yerleşik nizamlara toslarlar. İşe vaziyet edince isyanlarına, başkaldırmalarına meşruiyet kazandırmak için demagojilere girer, gerekli görürlerse bütün yasaları temelden değiştirir; kanunlara göre hareket edeceklerine, heva ve heves edalı hareketlerine göre kanunlar çıkarır ve herkesi aldattıklarını sanırlar.. gerçi bütün bunlara hiç kimse inanmaz ama korkudan da sesini çıkaramaz.

Müfsit, Allah kuralları dahil hiçbir nizama saygılı olmamış, hep başına buyruk hareket etmiş ve her zaman bir anarşist gibi davranmıştır. O bir dinsizdir ama dindar görünür; tam bir bozguncudur, ancak hep ıslahtan dem vurur. Bir despottur, fakat ağzını her açışında ‘demokrasi’ der durur; sürekli terör estirdiği halde hiç sıkılmadan ‘insan hakları’ndan söz eder…”

Benim burada esas üzerinde durmak istediğim, alıntının başında belirtilen “Aslında hiçbir müfsit ‘Ben müfsidim!’ demez ve hiçbir bozguncu kendini bozguncu kabul etmez” tespiti. Eserlerinden, muhakemesini Kuran’ın imbiğinden geçirmesine aşina olduğumuz Hocaefendi’nin bu ifadesi sanıyorum Bakara suresindeki iki ayete dayanıyor. 11 ve 12. ayetler mealen şöyle: “Onlara yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın denildiğinde ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ derler. Asla! Hiç kuşkusuz onlar bozguncuların ta kendileridir ama farkında değillerdir”.

Uzun zamandır aklıma takılan bir şeydi ayette geçen “bozguncudurlar ama farkında değiller” ifadesi. Konunun iki yönü var. Birincisi, insan nasıl bozguncu olur da farkına varmaz; ikincisi, insan farkında olmadığı şeyden neden mesul olur. Bu yazı vesilesiyle, cevabı insan tabiatının derinliklerinde gizli olan bir hakikati farkettim zannediyorum. En azından kendime bir cevap buldum!

Uzun yıllar önce, Medine’de yaşayan çok sevdiğim bir dostum bir olay nakletmişti. Kendisi, bir kaç yıl evvel Suriye’deki iç savaşta öldürülen meşhur alim Ramazan el-Buti’nin yeğeni ile evli olduğundan, zaman zaman yaptığı ziyaretlerden birisinde merhum hoca kendisine şöyle bir hatırasını nakletmiş:

“Bir dönem Hafız Esat benim görev yaptığım camiye gelip gitmeye başladı. Vaazlarımı beğenmiş olacak ki beni sarayına davet etti. O vesile ile özel görüşmelerimiz oluyordu, dini ve sosyal meselelerle ilgili görüşlerimi alıyordu. Bir gün bana dedi ki: Evet ben bu İhvancılara çok sert davrandım ama onlar da benim iktidarımı tehdit ettiler, ele geçirmeye çalıştılar!”

Kuşkusuz Hafız Esat 20. yüzyılın en gaddar diktatörlerinden birisi idi. Ama o bile yaptığı zulümleri, mesela Hama’da binlerce insanı öldürtmeyi, vicdanında aklayabilmek için demek ki kendini belli bahanelere inandırıyordu.

Anladığım şu ki, fesat çıkaranlar yani müfsitler, ortalığı katıp karıştırırken, yalanlar uydurur, iftiralar atarken, her türlü zulmü irtikap ederken, vicdanlarının sesini bastırabilmek için öyle argümanlar, öyle bahaneler icad ediyorlar ki sonunda onlara kendileri ve çevreleri de inanır hale geliyor. Sonuçta öyle bir psikolojiye bürünüyorlar ki yaptıklarını bir fesat gibi değil hakikat gibi görüyorlar, yani ayette ifade edildiği gibi yaptıklarının anlamını fark edemiyorlar. Ama o noktaya kendilerini kendi iradeleri ile taşıdıklarından mesul olmaktan da kurtulamıyorlar.

Bugün de birileri benzer şeyler yapıyorlar, yalan söylüyor, iftiralar uyduruyor, cadı avına çıkıyor, insanları hapse atıyor hülasa fesat çıkarıyorlar. Muhtemelen kendilerinin ve etraflarındakilerin vicdanlarını rahatlatmak için bahaneler uyduruyor, tarihten misaller getiriyor, argümanlar geliştiriyorlar. Yapıp eyledikleri işlerin fitne ve fesat değil hayır ve fayda olduğunu birbirlerine anlatıp duruyor, birbirlerini yürüdükleri yolda motive ediyorlar. Ve maalesef bu fasit dairenin içerisinde şuurlarını kaybetmişçesine debelenip duruyorlar. Ne acı!

Yazıyı yine Bakara suresinden bir ayetle (119) bitirelim: “Fitne (toplumsal kargaşa çıkarmak) öldürmekten daha şiddetlidir (beterdir).”

22.08.2014 18:30