TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Evrenin yaratılış dili matematik mi?

Evrenin yaratılışı veya varlığın başlangıcı gerçekten bir muamma. En gelişmiş mikroskopla görülebilen partiküllerden en son teknolojik teleskoplarla ulaşılabilen galaksilere kadar muazzam bir varlık cümbüşüyle karşı karşıyayız. Sistemler birbirleriyle bağlantılı ve harikalar meşheri.

İlk insandan Antik Yunan filozoflarına, onlardan günümüz bilim insanlarına kadar kafa yorulan, araştırılan bu ‘kozmik ahenk’, bilimler ilerledikçe insanı daha da büyülüyor.

Evren sır dolu. En sihirli yönü ise sayılarla tebarüz ediyor. Pisagor’dan Eflatun ve Aristo’ya, El-Harizmi’den Ebu’l Heysem ve El-Biruni’ye, Galileo’dan Kepler ve Newton’a kadar evrenin işleyişinde matematiksel sırlarla dolu harika bir mizana dikkat çekiliyor. Günümüze kadar birçok bilim insanı, yaratılışta Allah’ın matematik dilini kullandığını, evrendeki hassas ölçüleri böyle bir dille ortaya koyduğunu belirtiyor.

Baltimore John Hopkins Üniversitesi’nden astrofizikçi Mario Livio, “Allah bir matematikçi mi? – Tabiat kitabı niçin matematik diliyle yazılmıştır?” başlıklı eserinde bir bilim tarihi yolculuğuna götürüyor bizi. Evren öylesine büyülü rakamlarla örgülü ki, bütün bu muazzam sistemlerin tesadüflerle meydana gelmesini düşünmek gerçekten aklı zorluyor.
Biz pek farkında olmasak da zaman-mekân ve aralarındaki ilişki, sayıların sihirli dünyasında bir manaya ulaşıyor. Mesela bir yıldaki 365 gün, birbirini takip eden ve karesi alınan üç sayının toplamından ibaret, yani 365=102+112+122.

Bilhassa her sayının kendinden öncekiyle toplanması sonucu oluşan Fibonacci sayı dizisi yaratılıştaki bir şifre niteliğinde. Böyle devam eden dizide sayılar birbirleriyle oranlandığında altın oran ortaya çıkıyor ki, varlıktaki mükemmel işleyişi sağlayan da işte bu oran. Ayrı bir şifre de Pi sayısı ( ). Bu sayı, bir dairenin çevresinin çapına bölümü ile elde edilen bir matematik sabiti.

Bütün varlığın aklı aşkın hassas bir denge içinde yaratılması ve milyarlarca yıldan beri bu hesabın hiç şaşmaması Newton’un Allah inancında belirleyici olduğu kesin: “Allah’ın tabiattaki tecellilerini açıklamak elbette tamamen tabiat felsefesinin görevidir. Gerçek Allah hayat, irade ve kudret sahibi bir Allahtır. Evrenden yücedir ve hiçbir eksikliği yoktur. Ezeli ve ebedi, herşeye gücü yeten ve herşeyi bilen, yani ezelden ebede var olan bir Allahtır…”
İslam’daki tevhid inancıyla ne kadar da örtüşüyor. Bilhassa tabiattaki sistemi Allah inancıyla açıklamaya, yani Yaratıcı’nın varlığına tabiattan deliller getirmeye çalışan bir üslup göze çarpıyor. Ki bu yaklaşımı Batıda ilk defa 13. yy’da yaşayan Thomas von Aquin sergiliyor. Oysa bundan çok daha önceleri Allah’ın isim ve sıfatlarının tabiatta veya evrendeki tecellileri İslam’daki tevhid düşüncesiyle birlikte birçok alimi meşgul ettiği biliniyor. Kitapta yer verilmese de İslam bilim tarihinin daha ilk dönemlerinde insan, evren ve Yaratıcı ilişkisi üzerine tonlarca çalışma yapıldığı malûm.

Fakat bilimsel gelişmeler bütün insanlığın ortak ürünü. Her dönem insanlık kendi şartlarına göre (b)ilme katkıda bulundu ve sürekli geliştirdi. Felsefe ve matematiğin babası sayılan Pisagor’dan nobel ödüllü fizikçi Abdüsselam’a kadar ilim insanları matematiğin sırlı dünyasında yeni keşiflere yelken açtılar.

Öyle ki talebeleri Pisagor’un gezegenlerin yörüngelerinde çıkardığı mûsikiyi duyduğunu anlatır. Ünlü astronom Johannes Kepler (1571-1630) Pisagor’un bu yaklaşımından ilham alarak önemli bir eserine ‘Kozmik Ahenk’ başlığını koyar. İşte ilim insanları tarih boyunca bu ahengin temelini büyüleyici bir matematik dilinin oluşturduğunu vurguluyor. Bize düşen riyazi düşünceye, âlemdeki bu muazzam ahenge az da olsa kulak vermek.

26.03.2016 21:15