TAKİP ET
Ercan Karakoyun

Ercan Karakoyun

Erdoğan Propagandaları ve Can Dündar’a açık mektup

Türkiye’de hükümetin, ABD’de seçim öncesi karışık medya ortamını iç siyasetinde kendi menfaatleri için kullanıyor olması, kurduğu havuz medyasından alışık olduğumuzdan şaşırtıcı olmasa da, ürkütücü.

Bugün Türkiye’de devlete ait veya özel görünen hükümete tabi tüm havuz medyasında herhangi bir televizyon kanalını veya bir gazete sayfasını açtığınızda artık istisnasız bir şekilde hep bir ağızdan aynı mesaj tekrarlanıyor: Türkiye tehdit altında, devletin başında güçlü bir adama ihtiyacımız var.

Tabi bu mesajın kabul edilebilir olması ve referanduma gidildiğinde halkın mobilize edilip oya dönüştürülmesiyle hedefe ulaşılması için Türkiye’nin Erdoğan tarafından tek başına yönetilmesi gerektiğini haklı göstermek gerekir. Tek adamın “kurtuluş” için şart olabilmesi için de tabi tehlikeli bir karşı oyuncuya ihtiyaç kaçınılmazdır. Böyle bir karşı oyuncu yoksa da uydurmak gereklidir.

Resmi olarak, darbe girişiminin bir hukuk devleti olarak soruşturulup, unsurlarının bulunacağı iddia edilmektedir; gerçekte ise hem basit bir o kadar da zalim bir ‘cadı avı’ yürütülüyor. İktidarın kuklası konumundaki havuz medyasının her manşeti bu yönde kullandığını görüp yapanlar ve tüm toplum adına üzülerek şahit olmak mümkün. İyi haberler Erdoğan’ın başarısı. Kötü haberler Gülen’in suçu. Yürütülen ak ve kara propagandası etkisini gösteriyor. Birisine günde bin defa satın alınmış 10 farklı yerden Cemaat’in “şeytan” olduğu anlatılırsa, o kişi günün birinde Trump’ın seks kasetlerinin arkasında Cemaatin olduğuna bile inanır.

Bu bağlamda saygıdeğer Dündar´a, Erdoğan´a ait bu propagandayı şimdi Almanya’da yaymaya ve bunu yaparken ‘kanıt’ olarak Türkiye’deki eski skandalları kullanmaya iten şeyin ne olduğunu sormak isterim. Türkiye bir diktatörlük rejimine giderken, hapse girip özgürlüğünü kazanmış bir gazeteci olarak Avrupa´da Türkiye´nin demokrasi mücadelesi adına kamuoyu oluşturmak yerine enerjinizi ispatı olmayan iddialarla karalama yapmaya çalışmanızın sebebi acaba nedir?

Bahsettiğiniz kaset skandallarının arkasında kim vardı? Eğer Cemaat olsaydı, Erdoğan sizce çoktan onu bir şekilde bulup çıkarmak istemez miydi? Bugüne kadar yargı yoluyla ortaya konmuş bir şey yok. Bunlardan yararlanan ise nedense her defasında Erdoğan oldu. Oysa mesela Erdoğan’ı, seks videolarını, onlar daha dolaşıma sokulmadan, izlerken gösteren film çekimleri gibi bazı bilinen gerçekler var ki, bunlar da aslında çekimlerin Erdoğan tarafından „sızdırılmış“ olduğuna işaret ediyor. Kaldı ki suçlamalara konu olan Deniz Baykal bile hem ilk iftiralar atıldığında hem de Akp bu iddiaları bir kaç hafta önce tekrar gündeme getirdiğinde bu konuda Cemaatin suçlu olduğuna inanmadığını basın karşısında bir kaç kez ifade etti. Suçlamalardaki çelişkiler ise bitmeyen bir döngü içinde: AKP, CHP’yi suçluyor, CHP AKP’yi suçluyor, AKP Gülen’i suçluyor, CHP Gülen’i savunuyor.

Sırası gelmişken: 2010 yılında bizzat dolaşıma sokulan videoların mağduru olmuş olan Avukat ve CHP siyasetçisi Deniz Baykal, daha 2016 yılının Ağustos ayında, Türkiye hükümetini, videonun dolaşıma sokulmasından sorumlu olmakla suçladı, hem de bu suçlamayı, o tarihlerde sizin halen daha genel yayın yönetmeni olduğunuz Cumhuriyet gazetesinde yaptı. Baykal, o zamanda dahi, Gülen’i her şey için suçlayan Erdoğan’a inanmadı. En azından bunu unuttuğunuzu zannetmiyorum.

Şimdi Zeit-online’da, “Gülen’in istihbaratta ne kadar güçlü ve arşivinin ne kadar kapsamlı olduğunu“ herkesin bildiğini iddia ediyorsunuz. Ve Alman okurlara, Gülen’in, Trump’ın cinsiyetçi açıklamalarını sızdırmış olmasa da, Türk siyasetini, videolar ile “yatak odalarından tanzim edip uzaktan kumanda etmiş olduğunu” telkin ediyorsunuz. Bunu ispat eden deliller sizde ne kadar yoksa, bizzat kendinizin yazdığı gibi, „bütün suçları Gülen işledi “ diyerek ellerini temizleyiveren Türkiye hükümetinde de yok. Çünkü bunlar gerçeği yansıtmıyor.

Şu anda Almanya’da yürüttüğünüz “yeni” Türk haberciliği anlayışınız bu mu? Almanya’daki basın özgürlüğünü gerçekten de Türkiye’de yürütülen karalama kampanyasını yaymak için mi kullanmak istiyorsunuz? Yoksa sizi buna iten kökleşmiş şahsınıza ait “Kemalist” din düşmanlığı mı? Bunu yaparken de “Gülen de Erdoğan da Müslüman, koy ikisini aynı çuvala, vur gitsin, her halükarda hangisi zarar görse doğrusuna isabet edersin” düsturuyla mı hareket ediyorsunuz?

İnsanlardaki zaaflara belli ölçüde anlayışlı bir insan olduğumu düşünüyorum. Ancak, baskı mağduru, hatta kurbanı olmuş bir kişi, daha da zayıf olan bir kurbana vurarak sadece kendisini kurtarmak istiyorsa, kimse böyle birşeye saygı göstermez. Bu da çok üzücü olur. Siz belli ölçüde birçok Alman-Türk için örnek olarak görülen birisiniz.

Muhalif tüm sesleri durdurma adına geçtiğimiz gün eski gazeteniz Cumhuriyete yapılan hiçbir şekilde kabul edilemez baskınla birlikte maalesef sayıları 150’ye yaklaşan Türk gazeteci, demokrasi ve basın özgürlüğü mücadelesi verdikleri için, şu anda hapishanede bulunuyor. Bazıları ise varlığını tehdit eden baskılardan korkarak, ülkesinden göç ediyor, sürgünde yaşıyor ve Alman kamuoyu korumasının keyfini sürüyor. Lütfen saygın gazetecilik seviyenize geri dönün ve Türkiye’de yürütülen Post-Truth-Politics’e iyi araştırılmış gerçeklerle, elle tutulur kanıtlarla ve objektifliğinizle karşı koyun! Cesaretinizi ve gazetecilik ahlakınızı muhafaza edin!

Saygılarımla

01.11.2016 15:29