TAKİP ET

Ekonomik iyileşme demokratik gerilemeyle bir arada gitmez

Pazar günü AKP’nin kazandığı çarpıcı seçim zaferi sonrasında ne beklenebilir? Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişteki seçim zaferlerinden sonra asla yüce gönüllülük ve yumuşama göstermediği için iktidar partisine oy vermeyen pek çok Türk daha fazla baskı, yıldırma ve şiddete tanık olacağımızdan korkuyor.

Kalan eleştirel medya kuruluşlarının da giderek daha fazla baskı göreceğinden veya seçimlerden önce hemen önce Koza-İpek Medya Grubu’na ait gazetelere ve televizyon kanallarına yapıldığı gibi, söz konusu kuruluşlara doğrudan el konulacağından endişe ediyor. PKK ile çatışmayı tekrar başlatmak seçimde işe yaradığından dolayı, yeni AKP hükümeti güneydoğuda ve nihayetinde daha büyük sehirlerde şiddetli çatışmaları sürdürme eğiliminde olabilir. Seçimlerden hemen sonra başlatılan yeni gözaltı dalgası, Gülen hareketi ile çatışmanın henüz sona ermediğinin işaretini verdi. Diğer bir deyişle, Türkiye daha fazla kutuplaşmaya ve artan gerilime hazırlıklı olmalı.

Türkiye’nin hızla eksik gedikli bir demokrasiden topyekün bir otokrasiye yol alacağı şeklindeki kâbus senaryosuna karşı çıkmak giderek zorlaşıyor. Türkiye tarihinde uzlaşmacılık asla kazandıran tutum olmadı, şimdi niye olsun? İktidardayken Erdoğan çatışmacı politikalarını yumuşatmak yönünde en ufak bir eğilim göstermedi, tam tersinin işe yaradığını art arda gördükçe böyle bir tavrı aklına bile getirmedi. Velhasıl, daha müspet diğer seçeneklere bakmak, yaklaşan kaçınılmaz gerilemeyi inkar etmek yönünde naif bir çaba olarak görünüyor neredeyse.

Ama ben yine de o seçeneklere bakacağım. Bana göre masada ille de daha fazla baskı ve şiddet olması gerekmediğini düşünmek için güçlü bir gerekçe var: Ekonomiyi düzeltme mecburiyeti.

Türkiye ekonomisi hâlâ yüksek işsizlik ve enflasyon, yolsuzluk, ihracatta ve yabancı yatırımlarda düşüş ve kırılgan para birimi gibi pek çok yapısal sorunla yüz yüze. Bu sorunlarla başa çıkmak için yürütülen politikalar, bu yılın başında seçim döngüsünün devreye girmesinden beri ertelenmiş durumdaydı. Bu zorlu karar anını geciktirmekten başka bir şey değildi. Yeni hükümetin birinci önceliği ekonomiyi tekrar rayına oturtmak ve Türkiye’nin 2011’den bu yana içinde debelendiği orta gelir tuzağından çıkmasına imkan verecek büyüme rakamlarına geri dönmek olacak.

Belki Erdoğan’ın danışmanları Yiğit Bulut ve Cemil Ertem dışındaki bütün yerli ve yabancı ekonomi analistleri size şunu söyleyecektir: Bu ekonomik iyileşme ancak siyasi istikrarsızlık ve toplumsal gerilim düzeyi aşağı indiğinde gerçekleşebilir. Evet piyasalar pazartesi günü kutlama yaptı ve Türk Lirası yıllardır en iyi günlerini yaşadı. Fakat ekonomi alanındaki en etkili ve öngörülü kuruluşlardan biri olan Bloomberg Business, bu coşku halinin çok uzun sürmeyebileceği gözleminde bulunuyordu. Reuters ise küresel risk danışma kuruluşlarının birinin analizinden şu alıntıyı yapıyordu: “Siyasi kargaşa Türkiye’nin yabancı sermaye ve yatırımın güvenini kaybetmesine sebep oldu. Yeni hükümet ülkeyi bölen toplumsal gerilimlerle baş etmenin bir yolunu bulmadığı sürece söz konusu güvenin geri dönme ihtimali düşük.”

Bütün ekonomi uzmanlarının verdiği mesaj gayet net ve güçlü: Yeni Türk hükümeti ekonomiyi iyileştirmek istiyorsa, en başta yapması gereken hukukun üstünlüğü önündeki engellerin ve AKP’ye yakın durmayan şirketlere yönelik cadı avının yol açtığı istikrarsızlığın üzerine gitmek. Her ikisi de güçlü uluslararası bağlara sahip olan Hürriyet veya Zaman gibi gazeteleri kapatmak veya hükümet kontrolüne almak Türkiye’nin imajına çok büyük zarar verecek ve ekonomik büyümeyi artırma yönündeki tüm çabalara ölümcül bir darbe vuracaktır. Ülkenin dört bir köşesinde PKK ile şiddetli çatışmaların devam etmesi de aynı tesiri yapacaktır.

İntikamcı tavrına yönelik herhangi bir sınırlandırmaya alışık olmayan gönülsüz bir cumhurbaşkanını, gerileyen bir demokrasinin yükselen bir ekonomiyle asla bir arada gitmeyeceğine ikna etmek yeni hükümetin ekonomi ekibine düşüyor.

04.11.2015 15:45