TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

‘Yarabbî güldür Said’i, tâ gülmelerinden güller açsın!..’

Babamda, Hasan Atıf Egemen dedemin ilkokul diploması var. Onu, kendisine adaşı Abdullah Birlik vermişti.

Babam diyor ki: “İlkokulda o zaman okutulanlara bakınca hayret ettim. Gerçekten kapı gibi Osmanlı diploması… 1995’te New York’ta Prof. Dr. Yusuf Kenan Bal’ı evinde ziyaret etmiştim. Bana ‘1926’ya kadar Amerika’da Osmanlı liselerinden mezun olanlar üniversite okumadan doktora yapmaya başlarlardı. Çünkü liselerin kalitesi o idi. Ben sana beş-altı tane profesör ismi söyleyebilirim. Bak sana bizim Osmanlı ortaokulunda okutulan edebiyat kitabımızı göstereyim…’ dedi. Gerçekten Arap Edebiyatı’nın meâni, beyan, bedî ilimlerinin okutulduğu bütün bilgiler. Hatta ebced ve cifir hesapları ve bunların edebiyatta uygulamaları bile içinde vardı. Elimdeki ilkokul diplomasında, Kur’an-ı Kerim, Tecvid, İlm-i Hâl, Ahlâk, Osmanlı Grameri, İmla, Kıraat, Hesap, Coğrafya, Osmanlı Tarihi, Sülüs Hattı, Rik’a Hattı, Elişi…”

Hasan Atıf Ağabey diyor ki: “Benim babam Hafız Mustafa, Adana Lisesi’nin müdürüydü. Ben liseyi Adana’da okudum. Kasım Gülek benim mektup arkadaşımdır. Biz aynı sınıfta idik. Çok akıllıydı o. Çok da haşarı idi; sıraların üzerinden hoplar zıplar giderdi.”

Sabri Karagöz diyor ki: “Bir gün yine odun topluyordum. Şimdi park olan bir yerde, o zaman kocaman bir köpek vardı. Herkese saldırıyor, kuş uçurtmuyordu. Bizim yolumuz da oradan geçiyordu. Ben başladım sopa aramaya… Atıf Ağabey kaşlarını çattı ve ‘Ne o! Sen onun bizden olduğunu bilmiyor musun yoksa?’ dedi. Ben elimdekini atıverdim. Köpeğe iyice yaklaşınca, köpek olduğu yere oturdu, başını kaldırdı ve dikkatlice bize bakmaya başladı. ‘Ağabey’ dedim. ‘Köpek ağlıyor!’ dedim. Yumuşak bir sesle ‘O bazen öyle yapar’ dedi. Resmen köpeğin ağladığını gördüm.” (Babam ve Şakir amcama, bir köpeğin hizmet aleyhine konuşanları teker teker ısırdığını da anlatmış.)

Babamın arkadaşlarından Şener Sevgen anlatıyor: “Hasan Atıf Ağabeyin velayetine şahit olduğum bir hadise var. Ben biraz rahat hareket eden, rahat konuşan bir tipim, kardeşim Hasan Tahsin, ‘Bak Atıf Hoca gelmiş, sakın yanlış bir şey yama!’ diye ikaz etti. Ben de ‘Madem Atıf Hocam gelmiş, gelsin elimi öpsün.’ dedim. Kemeraltı Camii’nin içindeydik oradan kütüphane bölümüne girdim. Baktım orada Hasan Atıf Hoca oturmuş, ders yapıyorlar. Dersten sonra Hasan Atıf Hoca ayrılırken herkesle tokalaştı, sıra bana gelince, elimi kaptığı gibi öptü. Ben ‘Aman!’ diye bağırdım.”

Hasan Atıf Ağabey, Üstad’a yazdığı bir mektupta ‘Yâ Rabbî güldür Said’i, tâ gülmelerinden güller açsın!..’ diyor. Mektup eline geçmeden Üstad hiç sebep yokken gülmeye başlıyor. Mektubu okuyunca ‘Otuz günde bir defa bile gülmeyen, bir günde otuz defa güldü’ diyerek, Hasan Atıf Ağabey’in bir kerametini Kastamonu Lâhikası’nda söylüyor…

08.03.2016 17:05