TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

Yeni evlenmiş bir genci kralın adamları gelip zorla askere aldılar. Kısa zaman sonra savaşa sürdüler. Eşi günlerce kocasını bekledi. Ama o dönüp geldiği zaman sanki bambaşka bir insandı. Kimseyle konuşmuyor, karısına cevap vermiyordu. Gözleri kır yılanı gibiydi. Yüzü kapalı bir kapıya benziyordu.

Kadın ne yapacağını şaşırdı. Bütün sevgi taarruzları boşa gitti. Ne yapsa, iyi bir netice vermiyordu. Son çare olarak yakınlarındaki ormanda yaşayan güçlü bir şifacıya danışmaya gitti. Şifacı onu iyice dinledi sonra “Sana yardımcı olurum ama yapılması çok zor olan bir iksir var, onu yapmak için gerekli malzemelerin temin edilmesi gerekir. Onlar da çok zor bulunan şeyler…” dedi. kadın “Sen söyle ben kocam için her şeyi yaparım” dedi. Şifacı “O zaman senin dağ aslanının yelesinden üç kılgetirmeni istiyorum. Ondan daha vahşi bir hayvan yoktur. Üç kılı almak için dağa tırmanıp onu bulman gerek. Sonra bir şekilde yelesinden o üç kılı almak için onu ikna edeceksin. Çok zor.” dedi.

Kadın hemen evine geldi, yanına biraz ekmek alır ve kilerde sakladığı etin büyük bir kısmını alarak yola çıktı. O dik ve çetin dağa tırmanmaya başladı. Kayalar kayıyordu, ağaçlar elbiselerine takılıyordu, dikenler vücudunu çiziyordu. Ama o yılmadı, yoluna devam etti. Dört gün sonra aslanın yuvasına ulaştı…

Aslan uyurken getirdiği etin bir kısmını mağaranın kapısına koydu ve uzak bir yere gidip saklandı. Aslan dışarı çıktı, ona sunduğu eti buldu. Etrafına bakındı, havayı kokladı, gürültüyle kükredi. Kadın nefesini tutmuştu. Sonra aslan, eti yedi.

Ertesi gün kadın aynı şeyleri yaptı ve mağaraya biraz daha yakın bir yere saklandı. Aslan bir defa daha baktı, kokladı, kükredi, sonra da eti yedi…

Kadın birkaç gün daha aynı şeyleri tekrarladı. Her seferinde de aslanın mağarasına biraz daha yaklaştı. Sonunda bir gün kadın, etin son parçasına geldi. Riski almak zorundaydı. Onun için eti kapıya koydu ve birkaç metre geride oturdu. Aslında aslan, kadın varlığının ona sunulan etle birlikte geldiğini anlamıştı. Onun için geldi, kadına baktı, kükredi… Kadın kıpırdamadı, nefesini tuttu. Aslan eti yedi. Sonra kadının önünde oturdu. Kadın kalbinde aslanın ondan ne istediğini sorduğunu duydu. Cevabı sessizce verdi. Aslan yelesini ona doğru indirdi. Kadın hemen üç tane kıl kopardı. Aslana teşekkür etti ve eve koştu. Başarmıştı. Şimdi şifacı iksiri hazırlayacak, kocası onu içecek, savaşın kâbusları, zihnini terk edecekti. Âdeta uçarak şifacının evine gitti. Şifacı üç kılı aldı ve dikkatle inceledi. “Çok etkileyici!.. Bunlar gerçekten dağ aslanının yelesinden. Tebrik ederim.” dedi. Sonra camı açtı ve üç kılı havaya doğru üfledi. Kıllar uçup ormanda kayboldular. Kadın, “Sen yaptın?! Onlarla kocamı iyileştirmek için iksir yapacaktın!” diye bağırdı. Yaşlı şifacı, sakin bir şekilde kadının gözlerinin içine baktı: “İksir diye bir şey yok, büyü diye bir şey yok. Kocanı iyileştirebilecek tek kişi sensin. Bir aslanı, yelesinden kıl alacak kadar evcilleştirebiliyorsan bu iş için gereken bütün adanmışlığa, sabra ve sevgiye sahip olduğunu biliyorum. İyi şanslar.” dedi.

Gerçekten, şifacının dediği gibi olmuş. Bahçeleri şen imiş, çocuk sesleriyle çınlıyormuş… (Melike Liberman, Masal Terapi)

16.08.2016 21:38