TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

‘Siz salak mısınız?’

Bir adamın arabasının tekeri patlamış. Bütün bijonlar logar çukuruna düşmüş… Adam düşünmeye başlamış. Onun hâlini tımarhanedeki deliler görmüşler. Ona, “Sen öyle niye düşünüp duruyorsun? Bak, sen her tekerden bir bijon al tamirhaneye git, tak, taktır ve yoluna devam et… Biz deliyiz ama SALAK DEĞİLİZ” demişler…

Cumhuriyet Gazetesinden Ceyda Karan, Mavi Marmara eylemcisi İbrahim Sediyani’ye soruyor:

“Baskından sonra neler oldu? ” İ. Sediyanî diyor ki:

“Bizi Aşdod Limanı’na çektiler, akşam vakti oldu. Tek tek dışarı çıkarıp foto çektiler. Bir iki muayeneden sonra Negev Çölü’ndeki Beer-Şeva kentindeki Ela Hapishanesi’ne götürdüler. Biliyor musunuz, bu hapishaneyi inşa eden Türk devletidir, Türk müteahhitlerdir. Bizi oraya götürdüler. Hapse girdikten sonra sıkıntı bitti. İsrail askerlerinin aksine gardiyan ve polisler gayet insani davrandılar. Bazıları ne diyordu biliyor musunuz? “Siz salak mısınız, bizim ve sizin devletiniz dünyanın en iyi dostudur. Sizi kullanıyorlar. Bu AKP sizi kullanıyor.” Bazı arkadaşlarımız güya ‘mücahitlik’ tasladı.

“İsrail polisleri su verince ‘Biz sizin suyunuzu içmeyiz’ dediler. Onlar da “Bizim suyumuz mu? Yav siz harbiden salakmışsınız ya. Bu bizim suyumuz değil ki, bu sizin suyunuz, sizden geliyor” diye dalga geçtiler. Su şişesine baktık, üzerinde “Made in Turkey” yazıyordu. Rezil olduk. Ben orada ne kadar salak olduğumuzu anladım.

Ceyda Karan sordu:

“İsrail’le yapılan anlaşma için ne düşünüyorsunuz? ”

İbrahim Sediyanî cevap verdi:

“Hükümet bu anlaşmayı zafer olarak yutturuyor. Aşdod üzerinden Gazze’ye yardım gidecekmiş. Dünyanın en geri zekâlı insanı olsa buna inanmaz. Zaten gidiyordu. İsrail bizi Gazze’ye yardım götürüyoruz diye engellemedi ki. Biz yardımı Aşdod değil doğrudan götürmeye çalıştığımız için saldırıya uğradık. Kaptan ve İHH organizatörleri Aşdod’u kabul etseydi yardımlar gidecekti, biz de burnumuz kanamadan dönecektik. İnat ettiler. Şimdi sen İsrail’in talebini yine İsrail’e kabul ettiriyorsun. Güvenlik Konseyi’nin 8 Ocak 2009 tarihli 1860 sayılı kararı ablukanın hukuksuz olduğunu söylerken bu anlaşmayla İsrail’in ablukasını ilk tanıyan, meşru gördüğünü resmen ilan eden Türkiye oldu.

Ceyda Karan:

“İsrail’in özür dilemesi ve tazminat vermesine ne diyorsunuz? ” dedi.

İ. Sediyani:

“Hayır, İsrail ne özür diledi ne tazminat ödeyecek. Kendisini bağlayan bir şey yapmıyor. İsrail’deki bir vakıf üzerinden Türkiye’deki fona 20 milyon dolar bağış yapılacak. İsrail devleti olarak yapmayacak, tazminat yükümlülüğü yok. Neden biliyor musunuz? Bu olayda taraflardan biri İsrail Devleti’dir ama öteki Türkiye değildir. Gemi Komor Adaları bandıralı. İsrail’in Erdoğan’a telefon açması, paranın fona verilmesi resmi değil. Ama bunca yolsuzluğa karşılık “Kardeşim adamlar yol yaptı” diyen bir güruh hukuktan ne anlar? ” dedi.

Ceyda Karan:

“Anlaşmanın AKP kitlesi için anlamı ne?” dedi.

İ. Sediyanî:

“Bugün bizde ‘zafer’ diye sunulan metinde İsrail’in açık açık müdahalede haklı olduğu, sadece orantısız güç kullandığı yer alıyor. İmzalanan budur. Biraz akıl olsa AKP kitlesi suratlarına tükürürdü. Karşılığında İsrailli yetkililere açılmış tüm davalar düşüyor. Türkiye ablukanın kaldırılması şartından vazgeçti. Fethullah Gülen’in o dönemde ‘Otoriteden izin alınmalıydı’ lafına geldi yani.” dedi.

14.07.2016 18:02