TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Şâhit olmaya geldik, sâhip olmaya değil

Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: “İşte bak, Allah’ın rahmetinin eserlerine, ölmüş toprağa nasıl hayat veriyor! İşte bunları yapan kim ise, ölüleri de O diriltecektir. O, her şeye hakkıyla kâdirdir.” (Rum Suresi, 30/50) “Ey şanlı peygamber Biz seni insanlar hakkında şâhit, müjdeci, uyarıcı… Allah’ın izniyle O’nun yoluna davet eden bir peygamber ve aydınlatan bir lamba olarak gönderdik.” (Ahzab Suresi, 33/45-46)

Bizim tasavvuf büyüklerimiz hep dünyanın fâniliğinden, dünyaya şâhit olmak için geldiğimizden, sâhip ve mâlik olmak için gelmediğimizden söz etmişlerdir. Yunus Emremiz de:

“Mal sahibi, mülk sâhibi / Hani bunun ilk sâhibi / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan” diyerek bu gerçeği şiirle ifade ediyor.

Yabancıların klasiklerinde de bu şöyle anlatılıyor: Bir toprak sahibi bir akşam oğlunu yürüyüşe çıkarmış. “Benimle gel, sana hoşuna gidecek bir şey göstereceğim” demiş. Güneş batmaya hazırlanırken tepeye tırmanmışlar. Zirveye vardıklarında ağustos böcekleri uzun otlarda şarkılarını (zikirlerini) söylüyormuş ve ağaçlardaki her yaprak ince, altın bir ışıkla parlıyormuş. Adam abartılı bir jestle oğluna aşağıda uzanan ülkeyi göstermiş. “Gördüğün herşey, bütün tarlalar, bacası tüten her ev, nehirdeki değirmen, orman, hepsi benim, hepsinin sahibi benim ve bir gün hepsinin sahibi sen olacaksın. Topraklarımızın zenginliğini iyice seyret” demiş. “Hepsinin sahibi gerçekten sen misin?” diye sormuş oğlu. “En küçük ot parçasına kadar.”

“Biz çok büyük bir zenginlik sahibiyiz baba. Kendimi çok şanslı hissediyorum.” demiş çocuk.

İkisi tepede gururla sahip oldukları zenginlikleri seyretmenin keyfini çıkarmışlar.

Bir hafta sonra köyden fakir bir adam oğlunu yürüyüşe çıkarmış: “Benimle gel, sana nefes kesici bir şey göstereceğim” demiş. Güneş batarken tepeye çıkmışlar. Gökyüzü rengarenkmiş. Tepede oturup aşağıdaki köyü seyretmişler.

Adam abartılı bir jestle bütün yeryüzünü ve gökyüzünü oğluna göstermiş. “Bak oğlum, tarlalara bak, bacası tüten evlere, nehirdeki değirmene, ormana, gökyüzünün muhteşemliğine. Bu güzellikler bahçesinde yaşama şansına sahibiz. Bütün bunlar seyretmemiz, şâhit olmamız ve tadını çıkarmamız için bizim. Kalbin güzelliği görebildiği müddetçe dünyadaki en zengin adam olursun.”

Oğlu akşamın ışıklı renklerini içine çekmiş ve birlikte tepede durup gün batımını, sonra yıldızları seyrederek, Cenab-ı Hakk’ın derin icraatlarına şâhit olarak, gökyüzünde okudukları hikayeleri birbirlerine anlatmışlar. (Masal Terapi, Judith Malika Liberman)

Bütün kâinatın sahibi, mülkün gerçek mâliki bellidir ve O Allah’tır; “De ki: ‘Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım!’ Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılarsın.” (Âl-i İmran Suresi, 3/26) “O büyük buluşma günü, bütün insanların mezarlarından kalkıp meydana çıkarıldıkları bir gündür. (…) Allah onlara şöyle hitap eder: ‘Bugün mülk ve hâkimiyet kimin? Mutlak gâlip, tek hâkim olan Allah’ın!” (Mümin Suresi, 40/16)

Evet!.. Evet!.. Evet!.. Binlerce defa Evet!…

02.05.2016 17:02