TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Hayat tecrübeleri-birikimler hazinesi

İslâmiyet bize yaşlılara hürmet ve sevgi göstermekliğimizi, onların belâların def’ine vesile ve bereket direği olduklarını söyler. “Eğer beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, belâlar üzerinize yağmur gibi yağacaktı.” mealinde bir hadis-i şerif vardır. Halbuki bazı ülkelerde yaşlılar ve ihtiyarlar topluma bir yük ve ölümleri beklenen ağır birer angarya gibi görülürler. Halbuki, doğru tesbit İslâmiyet’e aittir…

Bu gerçeğin gençlere bakan bir yönünü şöyle bir senaryo ile anlatalım: Kasabadaki bir çocuk mesela Ali, altı-yedi yaşında iken dünyada en akıllı adamın dedesi olduğuna inanıyordu. Yakınları, uzak köylerden, bile ona akıl danışmaya gelenler vardı. Ama artık on-onbir yaşında Ali, matematik konusunda dedesinden daha iyi idi. Ortaokulda dedesinden ödevleri için yardım istemiyordu. Liseye geçince, herhangi bir konuda dedesi ile danışmaktan vazgeçmiş, üniversitede iken dedesinin konumunu çoktan unutmuştu. Bir yaz tatilinde yine köye girmişti. Şimdi elinde yazıp bitirmesi gereken bir doktora tezi vardı ama stresten saçını başını yolduğu halde bir türlü bitiremiyordu. Bunu gören yaşlı adam torununa “Yardımcı olabilir miyim?” diye sordu. “Hayır dede, çok tatlısın ama sen bizim gibi okullara gidip tahsil yapmamışsın ki, bana nasıl yardımcı olabilesin?” diye karşılık verdi. O da “Ama ben okula gittim evladım. Aslında bütün hayatımı, etrafım öğretmenlerle çevrili olarak geçirdim. O kadar çok öğretmen oldu ki, hayatımda hepsini hatırlamıyorum bile. Hayatımın her günü, bana kendi dersiyle geldi. Çocukluğumda telgraf memuruna çıraklık ettim. Bu bana hayatta ağızdan çıkan her sözün önemli olduğunu, cümleleri hatta kelimeleri özenle seçmem gerektiğini öğretti. Sonra demiryolunda çalıştım. Orada da, bir dakikalık gecikmenin bile hayatımın büyük bir parçasını kaçırmaya sebep olabileceğini bu yüzden hiçbir şeyi ertelemem, tembelliğin veya dağınıklığın hayat treniyle arama girmesine izin vermemem gerektiğini öğrendim. Sonra kasabamıza telefon geldi. Burada söylediğinin taa orada duyulabileceğini fark ettim ve bugün seni fikirlerini kağıda dökmeye çalışırken izlediğimde kendi teorilerimizin doğruluğunu delillerle ispatlamak için fazla zaman harcadığımızda çevremizdeki bilgeliğe körleştiğimizi gördüm.” dedi.

Ali, bilgisayardan başını kaldırdı baktı: Bastonuyla ve siyah kasketiyle, çocukken kendisine hayran olduğu adam orada duruyordu. Şimdi nasıl olmuştu da, o beş yaşında iken o kadar net görebildiği bilgeliği, şimdi görmeyecek kadar körleşmişti?

Ali, o yaz tezine, planladığı kadar zaman ayırmadı. Onun yerine, komşuların, ağaçların, elektrik tellerinin ve kaynayan tencerelerin kadrolu öğretmeler olduğu başka bir üniversitenin öğrencisi oldu…
Bilgi, tecrübe birikimi hazinelerimiz yaşlılarımıza değer verelim. Cenâb-ı Hakk’ı da râzı edelim…

13.04.2016 17:33