TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

‘Gir cennetime!…’

Necmeddin Şahiner amcamın Son Şahitler kitabının birinci cildinin 16. sayfasından, Şam’da türbesi bulunan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’yle ilgili şu ifadelerini okuyordum:

“Mevlânâ Halid, 1826 yılında kolera hastalığına yakalandı. Bir akşam namazından sonra, cuma gecesi, yüzünü kıbleye çevirerek şu ayet-i kerime’yi okumuştu: ‘(Meâlen) Ey tatmin ve itminana ermiş ruh! Dön Rabb’ine; sen O’ndan râzı, O senden râzı olarak haydi gir kullarımın içine ve cennetime dâhil ol!’ (Fecir Suresi, 30) Sonrada ruhunu teslim etti.”

Hayırsever bir ablamızın internete düşen bir konuşmasını dinledim. Suriyeli mültecilerin ziyaretine gitmişler. Yiyecek götürmüşler. Yaşlı bir hanımefendi demiş ki: “Bizim Suriye’de büyük konağımız, mâlikanemiz vardı, elli hizmetçi çalışırdı. Şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı, bir tas çorbaya muhtacız; birileri getirse de karnımızı doyursak diye bakıyoruz. Kocam, oğlum, gelinim şehit oldular. Bizimkiler de “İşte, Türkiye’den bizler varız, yanınızdayız” diyorlar. O anda yaşlı ninenin yüzü bembeyaz oluyor. “Sekerat-ı mevt!.” (ölüm hâli) diyor. Hemen “Fecir Sûresi”nin son âyetlerini okumaya başlıyorlar. “Girin kullarımın arasına, girin cennetime!” (Fecir, 30) deyince şehadet kelimesini getirip ruhunu teslim ediyor. Orada bulunan bir Suriyeli mülteci hanım diyor ki: “Ya Rabbî, benim sonum ne olacak, ölürsem beni kim gasledip kefenleyecek… Buralarda benim cenaze namazımı kim kıldırır?!’ diyerek üzülür, dururdu.”

Cenab-ı Hakk’ın rahmetine bakınız ki, kulunun imdadına, tâ İstanbul’dan Avrupa’ya bir Kur’an kursu hocası, bir hoca hanımefendiyi ayağına gönderiyor. Bütün istek ve arzularını yerine getirecek kullarını imdadına yetiştiriyor.

Dr. Aygül yengem anlattı: “Oğlum rahatsızdı, onu bizim hastaneye götürdüm. Beklerken Suriyeli bir sığınmacıyı bir Alman taksici hastaneye getirdi. Ama Suriyeli bir türlü derdini anlatamıyordu. Ben hemen devreye girdim. Suriyeliye ‘Türkçe biliyor musun?’ diye sordum. ‘Hayır. Ben Kürtçe biliyorum.’ dedi. “Ben de biliyorum.” dedim. Ona yardımcı oldum. Çok sevindi. ‘Burada doktorum.’ deyince daha çok mutlu oldu. Doktorlarla görüşüp hasta olan çocuğu için yapılması gerekenler konusunda elimden gelen her şeyi yaptım. Çok dualar ettiler. Bizim oğlanın işi de beş dakikada halloldu. Pek bir şeyi yokmuş zaten. Anladım ki, gece vaktinde Cenab-ı Hakk, sırf o garip, kimsesiz, dilsiz Suriyeliler için oğlumu vesile edip beni hastaneye göndermiş. O kadar da candan dualar aldığım için çok sevindim ve Allah’a şükrettim.”

02.03.2016 16:59