TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

El-mekân bil-mekîn

Akılları gözlerine inmiş bazı filozoflar meseleleri hep maddi yönden, gözle görülen cihetten  değerlendiriyorlar. Halbuki bazı şeyleri akıl gözü, bazılarını da gönül gözü görür. İşte her şeyi sadece tek yönden değerlendirmeye tabi tutanlar, Hz. Muhammed Efendimizi (S.A.S.) de yaşadığı toplum ne şartları açısından ele alıp değerlendirmeye kalkıyorlar ve yanılıyorlar. Sanki o şanlı Peygamberi (S.A.S.) yaşadığı zaman ve zeminin şartları yetiştirmiş gibi…

Bu meseleyi Bediüzzaman Said Nursi dedem ele alırken hep bir tavus kuşu misali verir. Yumurtadan çıkıp o harika kanatları, renkleri ve desenleriyle göklerde uçan bu güzel kuşun özelliklerini çıktığı yumurtanın kabuklarında arayanların, “Ahmak olduğunda şüphe yoktur!” der. Çünkü, tavusu o kabuklar yaratmamıştır. Aynı şekilde Efendimizi (S.A.S.) bir kabuk hükmündeki o çağ ve toprağın mahsülü saymak da çok daha yanlış bir değerlendirmedir.

Muhammed Mustafa Aleyhisselam, ilk yaratılan nurdur, kâinat onun için yaratılmıştır.  Yaratılış ve ahlak bakımından en üstündür. Vahiy mesajları ile bilgilendirilip donatılmış, yaşadığı zaman ve zemini de değiştirmiş. Yani onlar ona bir şey vermemiş bilakis o onları değerlendirmiş ve şereflendirmiş; saadet asrının oluşmasına vesile olmuştur.

Evet “El-mekân, bil-mekin” Mekânı, mekan yapan içindeki mekîn insandır.

Bunları niçin anlatıyorum. Efendimizi (S.A.S.) o yüce yönleiyle, zirvelerde dolaşan hâliyle kavramaya çalışmamız lazım. Onun için, Bediüzzaman Dedemin Mektubat isimli eserinin 19. Mektubunu okuyarak Efendimizin (S.A.S.) yüzlerce mucizesini önce bir öğrenelim. Sonra da Hocamızın “Sonsuz Nur” kitabını okuyalım. Almanca’ya, İngilizce’ye ve Danimarka diline de çevrilen bu Nuru herkese okutalım.

Japonya’dan Recep amcam geldi ve Sonsuz Nur’un Japonca’ya çevrildiğini haber verince çok sevinmiştim. Maşallah o gittiği yerde kendisine düşeni yapıyor. On  sene önce Türkmenistan’ın Cumhurbaşkanı Sapar Murat, TV kameraları karşısında, Recep amcamın elinden tutarak “Eğer bu Recep burada kalsaydı ben onu Milli Eğitim Bakanı yapacaktım, ama o Japonya’ya gitti. Fakat orada da boş durmadı, Ruhnâme isimli kitabımı Japonca’ya tercüme ettirdi ve Türkmenistan için çalıştı. Onun için ben ona minnettarım” diyerek kucaklamıştı.

Demek ki adam olan adam için yer mühim değil. Onlar nereye gitseler mutlaka orada bir şeyler  yapmak için gayret gösterirler. Onlar, “Yok yerim dar” veya “Yok yenim dar” diyerek mazeret üretenler gibi asla davranmazlar… Eh şimdi bir de dönüp kendimize bakalım acaba bulunduğumuz yeri gül ve gülistana çevirebildik mi? Yoksa dikenlikler içinde mi bıraktık ?

05.10.2016 15:35