TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Câmide namazdayız ama sırtta yükler

Menkıbelerde anlatıldığı gibi Halife Harun Reşid’in kardeşi olduğu söylenilen Behlûl Dânâ’ya benzeyen bir meczup bir gün câmiye gelmiş…

Cemaate teker teker bakmış, sanki iç dünyalarını rasat eder bir tavırla müşâhede ve tarassutlarını bitirdikten sonra câmiden çıkıp gitmiş. Biraz sonra da sırtında koskocaman bir çalı çırpı yüküyle câmiye tekrar gelmiş. Tabii, namaz kılarken cemaati rahatsız etmiş. Bîzar olan cemaati imam sâkinleştirici sözler söyledikten sonra meczuba da yaptığının yanlış olduğunu, namaz kılan insanlara eziyet verip taciz ettiğini, böyle yapmaması gerektiğini söylemiş.

Meczub da demiş ki: “Halbuki ben camiye geldim bir de baktım ki, herkesin sırtında büyük büyük yükler var. Demek ki, burada âdet böyle, ben de yükümle geleyim, dedim, gittim fâkirâne bu çalı çırpı yüklerini buldum, benim başka bir şeyim yok ki!..” Onlar hayretle “Peki sen bizlerin sırtında ne gibi yükler gördün?” diye sormuşlar.

O da her birine dönerek teker teker yüklerini saymış: “Senin tarlada işin vardı, onunla meşguldün!.. Senin aklın, hastanedeki hanımındaydı!.. Sen oğlunun kızının derdindeydin!.. Yani hiç biriniz yüksüz bir şekilde, sırf Allah huzurunda değildiniz. Kafanızda, sırtınızda gönlünüzde mutlaka sizi meşgul eden şeyler vardı…” demiş. Herkes kafasını yere eğmiş. Çünkü dedikleri doğruymuş.

Bunun üzerine imam demiş ki: “Peki benim sırtımda nasıl bir yük vardı? Meczub “Senin de sırtında koskoca bir inek vardı. Doğru değil mi?” deyince, imam, başını sallayıp “Bizim inek hastaydı, onu nasıl iyileştirebiliriz diye düşünüyor, kendimce çareler araştırıyordum.” demiş…

Bu bir menkıbe… Bunun faslına bakılmaz, aslına bakılır. Böyle kıssa tipi şeyler hisse içindir. Nasihat olarak hissemizi alır, gerekeni yaparsak faydasını görürüz. “Bir meczup, insanların içinden geçeni nasıl bilirmiş, bunlar boş şeyler.” deyip geçersek, hiçbir fayda temin edemeyiz. Bunlar olmuş mu, olmamış mı, çok mühim değil…

Gerçekten biz Allah’ın huzurunda durduğumuzda bütün dikkatimizi, ruhumuzu ihlasla O’na verebiliyor muyuz? Yoksa kendimiz camide, aklımız, fikrimiz dışarıda mı? Bunun muhasebesini iyi yapmamız lâzım. Onun için, hep hayalimizde Kabe’yi, Hacerü’l-Esved’i önümüzde gibi tasavvur etmemiz ve İlahî huzurda olduğumuzun şuuru içinde bulunmamız gerekir. Öyle bir namazın mânevî zevki, ruhanî lezzeti hiçbir şeyle ölçülemez…

Bunun için de muhabbetullahta yani Allah sevgisinde derinleşmek gerekiyor. Onun için de marifetullah gerekiyor. Allah’ın isim ve sıfatları hakkında irfan sahibi olmamız gerekir. Bunun için de bol bol Risale-i Nurları okumak icap ediyor…

23.12.2015 17:10