TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Beni Hocaefendi gönderdi

Şerif Bey: “Venezuella’ya gitmiştik. Yunus Hoca vardı. Yanında mühim misafirler vardı. ‘Şimdi bize buraya nasıl geldiğini bir anlat’ dedim.

“Geldik. Kimseyi tanımıyoruz. Bir okul projesiyle Milli Eğitime gittim. Vatandaş değilsin, diye kabul etmediler. Hanım doğum yapacak o telaştayız. Bir arkadaş ‘Bir gün süre var. Herkese vatandaşlık veriyorlar. Yarın gelsen alamazsın’ dedi. Hanıma söyledim. ‘Mühim değil. Hizmet olacak. Sen git. Ben başımın çaresine bakarım. Bu fırsat bir daha ele geçmez’ dedi. Gittim vatandaşlığımı aldım. Aynı dosya ile Milli Eğitime gittim. Kabul ettiler. Üniversiteye gittim. Türkçe Bölüm açalım, diye teklif ettim. kabul ettiler. Şimdi Rektörler ve Üniversitenin sahibi ile aramız çok iyi’ dedi. Randevu aldık gittik. Bizi ayakta karşıladılar. Prof. Mehmed Sağlam da vardı. Üniversite sahibinin ismi Umberto… Dostluk kurduk. Kızımın oğlu doğacak, orta ismini Umberto koyacağım, dedim. O da kız torunu doğacakmış ona bizim hanımın ismini vereceğini söyledi. Akraba gibi olduk. Bunları Türkiye’ye davet ettik. Umberto özel uçağı ile geldi. Fatih Üniversitesinde toplantı yaptık. Ben konuşmaya kucağımda torunumla çıktım. Herkes hayret etti. Meseleyi anlatıp Umberto’yu konuşmaya davet ettim. Bu sefer onun kucağına verdim o da öylece konuşma yaptı.

“Kore’de bir felsefe Profesörü ile tanışmıştık. Fatih Üniversitesini ve Hizmeti anlattım. ‘Öyleyse kızımı göndereyim, sizin Üniversitenizde okusun’ dedi. Geldi kaydettik. Bizim kız öğrencilerin yanına verdik. Bir müddet sonra ‘Rektör Bey, bir öğrenci sizinle görüşmek istiyor’ dediler. ‘Buyursun’ dedim. Baktım tesettürlü çekik gözlü bir kız. Meğer Müslüman olmuş, arkadaşlar gibi örtünmüş. Sonra Dr. Saim Bey geldi. ‘Bizim oğlan Koreli bir kız öğrencinizle anlaşmış evlenmek istiyorlar’ dedi. Araya girdik. Düğünlerini yaptık. Kıza, ‘Sen bu değişimi babana anlattın mı?’ dedim. ‘Evet’ dedi. ‘Müslüman olmak istiyorum v.s. hepsini sordum hep olur, dedi.’ Bu sefer babasına sordum. Dedi ki: “Düşündüm. Müslüman olarak sizleri tanıyorum ve beğeniyorum, olur, dedim. Evliliğini sordu. Hep sizi gözümün önüne getirdim’ dedi. ‘Peki şimdi sen kendini ne olarak hissediyorsun’ dedim. ‘Ben aslen Budistim. Bir kardeşim Amerika’ya gitti Hıristiyan oldu. Biraz inceledim, olabilir, dedim. Şimdi Hocaefendinin kitaplarını okuyorum, sizleri tanıyorum, kızımı görüyorum, Müslümanlık çok güzel!..” dedi.”

Dr. Saimin babası Ali Hoca Kütahya Simav’dandır. Kestanepazarı yurdunda babamgillere de derse geldi. Meşhur Simavlı Hacı Ali Tosun Hocaefendinin talebelerindendir. Temmuz aylarında yapılan Kestanepazarlılar toplantısına katılır. 4-5 sene önce Hocaefendi için yazdığı “Gel Gayri” başlıklı şiiri çok enfesti. Bu uzun şiiri kendisi okudu… Sonra şunları anlattı: “Memleketim Simav’da bir sabah oturuyordum. Tavşanlı’ya giden bir minibüs gördüm. Gayri ihtiyari gidip bindim. Yolda ‘Kime uğrayayım?’ diye düşündüm. Aklıma orada imamlık yapan öğrencim geldi. Bir camide imam idi. Tavşanlı’ya varınca doğruca onun camiine gittik. Beni görünce çok sevindi. Çok iyi oldu, birazdan Karatürkler diye meşhur bir aile var, Hizmet’ten insanlar. Onlardan birisi vefat etmiş. Hem cenaze namazını kıldırır, hem de bir konuşma yaparsınız, çok iyi olur Hocam” dedi. O böyle söyleyince gece gördüğüm rüyayı hatırladım. Hocaefendi bana rüyamda Tavşanlı’ya gitmemi söylemişti. Demek ki, şuuraltımda o vardı ki, Tavşanlı’ya giden minibüsü görünce, düşünmeden binmişim. Neyse cenaze namazını kıldırdım. Sonra “Cemaat, beni buraya Hocaefendi gönderdi” diyerek bugün olanları anlattım. Hepsi çok memnun oldular.”

06.07.2016 19:54