TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

‘Ben, Hz. İsmail’in annesi Hâcer’im!..’

Umre’de Nevzat Bey rehberlik yapıyor. Grubun içinde çok mahzun bir hanımefendi var ve yüzü hiç gülmüyor. Çünkü eşi, paralel davasından zulmen içeride bulunmaktadır. Bir gün Nevzat Hoca, bakıyor ki, ablamız çok sevinçli…

Sebebini soruyor. Diyor ki, “Safa-Merve arasında sa’y ederken akşam ezanı okunmaya başlayınca iftar etmek için hurma ile orucumu açıyordum. Siyahî görünümlü bir hanım yanımda huşu ile duruyordu. Hemen bir hurma alıp ağzına götürdüm. Çünkü yiyecek hiç bir şeyi görünmüyordu… Bana şöyle çok ciddi bir tavırla baktı ve ‘Ben Hz. İsmail’in annesi Hacer’im!.. Sabredin… Her şey düzelecek… Güzel olacak!…’ dedi. Onun için çok sevinçliyim.”

Diyebilirsiniz ki: “Hz. Hâcer, niye orada görülüyor?” Çünkü Safa-Merve arasında ilk koşturan ve yakınında Zemzem’i bulan Hz. Hâcer Vâlidemizdir…

Kafa denkleminden birisi olan Mehmet Amcam, “Abdurrahman sana enteresan bir rüyamı anlatayım diyerek, başladı anlatmaya: Hizmet’e ait yepyeni bir binanın içindeyim. Her şeyi gözden geçiriyorum. Daha yapılacak işler var mı derken ileriden, haşmetli görüntüye sahip bir atlı geliyor. Sanki bu binaya zarar verecekmiş. Telaşlanıyorum… Şuna bir-iki söz söyleyerek engelleyeyim diye binadan çıkıp o kişinin gelmesini bekliyorum. Azametli ve kibirli bir şekilde atından iniyor… Ben yanına yaklaşırken, birden şekli değişiyor… Yüzünde sivilceler ve vücudunda yaralar beliriyor. Dengesi bozuluyor. Elinden tutuyorum. Bakıyorum bileğinde bir kesik var. Oradan irinler akmaya başlıyor… Durdurmak mümkün değil… İyice boşalma olduktan sonra yere kapaklanıyor gidiyor.”

Sanki benden bir yorum bekliyordu. Ben ne anlarım rüya tabirinden… Eskiden olsa Ali Bayram amcama havale ederdim. Bunu bazılarına anlatınca birisi dedi ki: “Ben de senin babandan duymuştum: Kitapçı Şakir Amcanla baban 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Aydın Sultanhisar’da oturan, Atıf Egemen Ağabeyin ziyaretine gitmişler… O gerçekten Risale-i Nurları aslî harflerle uzun yıllar yazmış ve o güzel yazıyı Isparta, Denizli, Aydın ve İzmir civarında pek çok insana öğretmiş. Şakir Amcan, “Atıf Ağabey, şu darbecileri mânevî âlemde nasıl görüyorsun?” diye sormuş. O da gülümseyerek “Rüyaya ne gerek var; yaptıkları meydanda.” demiş. Yani Abdurrahman Mehmet Amcamın bu rüyasını tabir etmek için İmam-ı Nablusi Hazretleri’nin mezardan kaldırmaya veya babamın tabiriyle “muabbir-i mübarak Ali Bayram amcana müracaata ne gerek var… Her şey ortada değil mi? Biraz sabır gerekmiyor mu? Bilmez misin, bahar yaklaşırken önce cemreler düşer. Yer gök, toprak, su ve hava ısınmaya başlar. Bunlar baharın habercisidir. Olmaya yakın, olaylar bağıra bağıra kendilerini hissettirmeye başlarlar. Onun için böyle güzel rüyalar birden art arda sökün etmeye başlarlar. Sonra pek çok şey sürpriz şekilde peşi peşine gerçekleşir…”

Güzel bir sözümüz vardır. “Lâfın tamamı, anlayışsızlara söylenir. Ârif olana işaret yeter.” Ama maalesef babamın eski hocalarından Simavlı Ali Tosun hocanın tabiriyle, bazı anlayışsızlara, dokuz yumruk bir işaret yerine geçiyor. Onlar da sonradan bir şeyler anlıyorlar ama artık iş işten çoktan geçmiş oluyor. Onlara Allah iz’an versin, Allah akıl fikir versin diyoruz. Ne yapalım, “Adım Abdurrahman yani adım Hıdır, elimden gelen budur…”

26.05.2016 17:05