TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Bahar! Daha sana ne kadar var?

Her şeyin bir mevsimi ve baharı vardır. Zamansız öten horozun kafasını keserler. Büyük dedemden duymuştum, ekip biçilen toprağın bile, hasta olduğu bir zaman vardır. O zaman parçasında kimse o toprağı sürmez, nadas etmeyi düşünmez. Şöyle bir menkıbe anlatılır:

Çok eskiden bir tüccar varmış. Her alış-verişte bir kâr bulur, ülkeler arası ticaretlerde hep büyük kazançlar sağlarmış. Ne gemileri batar ne de kervanları eşkıyalar tarafından yağmalanırmış. Hayır hasenatlar yaparmış. .. Böyle devam ederken gel zaman, git zaman birden durum değişmiş, herşey tersine dönmüş. Zararlar peşi peşine gelmiş. Ticaret gemileri batmış, kervanları talan edilmiş ve kendisi perişan bir halde canını zor kurtarmış. Zamanın padişahının da arkadaşı olan bu tüccar, kan revan ve yırtık elbiseler içinde sarayın kapısına kadar gelebilmiş. Ama görevliler “ Böyle padişahın karşısına mı çıkılır? Hiç olmazsa temizlen, üstünü başını düzelt öyle gel!..” demişler. Ne yapsın, ağır işlerde çalışıp, amelelik yaparak eline geçen üç-beş para ile, kendisine çeki düzen vererek sarayın kapısına dayanmış. Görevliler, “Hâ şimdi oldu!..”deyip, padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah onu hemen tanımış, yanına oturtup derdini dinlemiş, başından geçenleri öğrenince, memurlarına demiş ki: “Kendisine ikiyüz koyun verin, bizim çayırlarda otlasın, bizim çobanımız olsun.” demiş. Tüccar bunu duyunca hayal kırıklığına uğramış. Ama, hiç yoktan iyi olduğu için teşekkür edip huzurdan ayrılmış. Çayırlarda çobanlık yaparken bir salgın hastalık koyunlara musallat olmuş. Hepsi kırılıp girmişler. Utanıp sıkılarak saraya dönmüş ve durumu arzetmiş. Padişah dinlemiş ve kendisine yüz koyun daha verilmesini söyleyip yine çayırlara çobanlığa göndermiş. Bu sefer sürüye bir hırsız çetesi gelip çatmış bütün koyunları çalıp götürmüş… Yine huzura çıkıp başına gelenleri anlatmış. Bu defa padişah kendisine elli koyun verilmesini istemiş. Tekrar çayırlara dönen adamın koyunlarına bu sefer canavar hayvanlar musallat olup, hepsini parçalamışlar…

Yapacak hiçbir şeyi olmayan bu adam yine süklüm püklüm şekilde padişahın huzuruna çıkıp durumu arzetmiş. Sultan,yine yirmi koyun daha verilmesini söylemiş. Koyunları alıp yine çayıra dönmüş. Ama herşey değişmeye başlamış. Hemen kısa zamanda koyunlar ikiz doğurmaya başlamışlar. Kuzuların hepsi semirip güçlenmiş, yumuşak beyaz yünler veriyorlarmış. Şişman koyunları zayıf üç yavru karşılığında satmış. Sürü sağlıklı biçimde katlanmaya başlamış. Sene sonu, kaliteli bir kıyafetle sultana rapor vermeye girmiş… Raporu dinleyince sultan onu, büyük bir eyaletin başına geçirmiş. Bu yeni görevine çok sevinmiş, ama sormadan edememiş: “İlk anda bunu yapabilirdiniz; herhalde sabrımı denemek için beni çobanlığa gönderdiniz?” demiş. Sultan, “ Hayır… Sadece doğru zamanı bekledim. Hayatın rüzgârına dikkat etmek gerekir. Tersinden hayatın rüzgârına karşı yürümek doğru değildir. İlk geldiğinde seni o eyaletin başına geçirseydim o varlıklı şehirde tek bir taş bile kalmazdı; kıran girmiş gibi olurdu… Uygun zamanı bekledim, o kadar!” demiş…

12.04.2016 17:20