TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

‘Aradığın da seni arar’

Mevlâna Celâleddin-i Rumî Hazretleri, “Aradığın da seni arar ” diyor. İnsan vücudunu bu kadar harika ve hikmetli yaratan Cenab-ı Hak, o insanın kaderini, hiç hayat mâcerâsını hikmetsiz, hedefsiz yapar mı?

Hayat uzun, engebeli ve engelli şeylerle dolu bir maraton… Ama olgunlaşma yolunda hazırlanmış… Evet bu zorunlu tekâmül yolu…

Batı klasiklerinin birinde şöyle bir hayat yolculuğu anlatılıyor: Helina bir iplik tüccarının kızıydı. Atölyede çalışan kadınlarla ip eğirirdi. Annesi ölünce babasıyla deniz yolculuğuna çıktı. Bu yolculukta hayalleri de ona arkadaşlık ediyordu. Ama hayaline hep uzun siyah saçlı, iyilikle bakan çekik gözlü esmer bir adamın yüzü çarpıyordu. Adam onu bir çadıra davet ediyordu… Ama bu yolculuk fırtınanın şiddetlenmesi ve geminin parçalanmasıyla bitti. Fırtına bittikten sonra onu bir dokumacı ailesi, sahilde bulup evlerine götürdüler. Orada kumaş dokumasını öğrendi.

İyi günler geçiriyordu. Ama bir gün bir kuyu başından yakalanıp kaçırıldı. Zengin bir tüccar, karısına eşlik etmesi için onu satın almaya karar verdi. Sonra onu alıp malikânesine döndü. Ama orada iflas ettiğini öğrendi. Tüccar aslında çok usta bir ahşap oymacısı idi. Helina da düz ağaçları seçmeyi, onları kesmeyi, gövdelerini soymayı, direkler oymayı öğrendi. Kaliteli işleriyle, tüccar eski konumuna kavuştu. Bütün kölelerini azat eden tüccar, onu da Doğu’ya giden siparişleri götüren gemilerin başına getirdi. Ama yine şiddetli bir fırtına gemiyi batırdı. Dalgalar onu sâhile sürükledi. Etrafını köylüler sarmıştı… Çünkü Kralın kâhini, “ Bugün sâhilde bulacakları kazâzede bir kızla Kralın oğlu evlenecek.” demişti. Onun için hazine bulmuş gibi etrafında toplanmışlardı. Ama kızın bazı şartları yerine getirmesi gerekiyordu. Zâten ip eğirmesini, desenli kumaşlar dokumasını, düz ağaçlardan oymalı direkler yapmasını biliyordu. Hepsini bir araya getirerek prenslere layık bir çadır yaptı

Kral çadıra geldi, oğlunu da getirdi. Uzun siyah saçları, iyilikle bakan çekiç gözleriyle prensi gördüğünde onu daha önce, çok uzun zaman önce gördüğünü hatırladı. Onu bir rüyayı hatırlıyor gibi hatırlıyordu. Bu yüzü nerede görmüştü?

Yaşadığı bu hayat, önce rüzgâr gözünde bir hayal canlandırmıştı. Onu süslü bir çadıra davet eden bir adamın hayalini… Bu hayal gerçek olmuştu. İlk defa aslında, bütün zorlukların içinde hiç kaybolmamış olduğunu ve hep bu ana doğru yürüdüğünü anladı…

15.03.2016 17:09