TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Abi dua et, çırpınıyorum ama çıkamıyorum

İsmet Macit ağabeyim, yaşadığı bir olayı anlatarak bizlere esas işimizin, bu gurbetlerde ne olduğunu anlatıyor. Ben de sizlere takdim ediyorum:

Ortalığı buza kesen soğuk bir aralık günüydü. Hamburg’da yaşadığım günlerde Stuttgart’ta bir cumartesi günü seminer vermiş evime dönmek üzere trene binmiştim. Pazar gününün çok erken saatinde yola çıkmıştım. Bindiğim tren beni Mannheim şehrine kadar götürecek oradan başka bir trene binip Hamburg’a ulaşacaktım.

Mannheim şehrine indiğimde diğer trenin gelmesine yaklaşık bir saatlik bir süre vardı ve dışarısı adeta donmuş haldeydi. Biraz ısınmak için Mannheim tren garında açık olan bir yerde kahve söyleyip Cevşen okumaya başladım. Bir ara kafamı kaldırdığımda karşı masadan 25-30 yaşlarında deri ceketli önünde büyük bira bardağı olan bir gencin bana baktığını fark ettim. Kendi kendime “Göz buluşması, gencin sana baktığı yok” diyerek Cevşen okumaya devam ettim. Bir ara kafamı tekrar kaldırıp gencin olduğu tarafa bakınca gencin beni adeta süzdüğünü ve çok dikkatli bir şekilde hareketlerimi takip ettiğine kanaat getirdim.

Tren saati yaklaşınca paltomu giyip kapıya doğru yöneldim. Tam gencin olduğu yere gelmiştim ki genç ayağa kalktı, masaya tutunarak (sarhoş olduğu için ayakta durmakta zorlanıyordu) “Bi dakika abi” dedi. Ben Alman zannetmiştim, Türkçe konuşunca bir kez daha irkildim. Ayakta durmakta zorluk çekiyor ve çok keskin içki kokuyordu. “Buyur kardeşim” dedim. “Abi deminden beri seni izliyorum; dua mı ediyordun?” dedi. Ben de uzatmadan “Cevşen ama dua niyetiyle okuyorum” deyip yoluma devam edecektim ki, yıllardır unutamadığım ve yüreğimi delip geçen bir istekte bulundu: “Abi ismim Ali, ne olur bana dua et, ben düştüm bir çukura çırpınıyor çırpınıyor ama çıkamıyorum. Ne olur dua et, ben de namaz kılayım dua edeyim kurtulayım şu hayattan.” Tren saati çok yaklaşmıştı ama benim de dizlerimin bağı çözülmüştü. “Alicim” dedim. “Sen şimdi git bir duş al, dinlen kalk bir abdest al ve ismini taşıdığın Hz. Ali (ra) Efendimiz’in hürmetine Allah’tan yardım dile. Senin azmin ve dua benimkinden daha makbul olur. Ama ben sana mutlaka dua edeceğim.” deyip ayrıldım. Trende hep Ali’yi, Ali’leri düşündüm.

Bu çığlık sadece Mannheim tren garında rastladığım Ali’nin değil, Ali gibi çırpınan Avrupa gençliğinin çığlığıydı, isteğiydi. Bizim asıl işimiz bu. İnsana uzanmak. İnsana kaybettiği cenneti bulması için el uzatmak. İnsanı, insanlığı yaşatma adına gece gündüz dua etmek ve plan-proje geliştirmek. Aksi taktirde Ali ve Ali gibilerin elleri ahirette elleri yakamızda olur. Allah, uzanacak el bekleyen tüm maddi-manevi ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşanlardan eylesin… İnsanlık için koşanlardan bizleri ayırmasın.

17.02.2016 16:42