TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Cevabu’l-ahmak, es-sükut

1930’lu yıllarda Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, bir Cuma gecesinde, sebepsiz Camiye baskın yaptıranlar için, şöyle diyor:

Garip olaylardandır ki, o geceden evvel olan perşembe günü bir hava alayım diye gezinti için bir tarafa gitmiştim. Dönerken, güya iki yılan biribirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benimle arkadaşımın ortasından geçti. Arkadaşıma, “O yılandan dehşet alarak korkup korkmadığını öğrenmek için sordum: “Gördün mü?” O dedi: “Neyi?” Dedim: “Bu dehşetli yılanı!” Dedi: “Yok görmedim ve göremiyorum.” “Fesubhanallah, dedim. Bu kadar büyük bir yılan, ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin?”

O vakit hatırıma birşey gelmedi. Fakat sonra kalbime geldi ki: “Bu sana işarettir, dikkat et!” Düşündüm ki, gecelerde gördüğüm yılanlar nev”indendir. Yani gecelerde gördüğüm yılanlar ise, hıyanet niyetiyle her ne vakit bir memur yanıma gelse, onu yılan suretinde görüyordum. Hatta bir defa (Barla nahiyesinde görevli) Müdüre söylemiştim: “Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum; dikkat et!” demiştim. Zaten ondan önceki Müdürü çok vakit öyle görüyordum.

Demek, şu zahiren gördüğüm yılan ise işarettir ki; hıyanetleri bu defa yalnız niyette kalmayacak, belki, fiilen saldırı şeklini alacak. Bu defaki saldırı, gerçi zahiren küçükmüş gibi gösterip küçültmek isteniyor. Fakat vicdansız bir öğretmenin teşviki ve iştiraki ile o memur, “Cami içinde namazın tesbihatında iken o misafirleri getiriniz” diye Jandarmalara emretmiş. Maksat da beni kızdırmak. Eski Said damarıyla bu kanunsuz sırf keyfi muameleye karşı kovmakla mukabele etmekti. Halbuki o bedbaht bilmedi ki, Said’in lisanında Kur’an’ın tezgahından gelen bir elmas kılıç varken, elindeki kırık odun parçası ile müdafaa etmez; belki o kılıcı böyle kullanacaktır. Fakat jandarmaların akılları başlarında olduğu için: hiçbir devlet hiçbir hükümet namazda camide dini vazife bitmeden ilişmediği için; namaz ve tesbihatin sonuna kadar beklediler. Memur, bundan kızmış. “Jandarmalar beni dinlemiyorlar” diye kır bekçisini arkasından göndermiş. Fakat Cenab-I Hak, beni böyle yılanlarla uğraşmaya mecbur etmiyor.

Kardeşlerime de tavsiyem budur ki: Kesinlikle mecburiyet olmadan bunlarla uğraşmayınız “Cevabu’l-ahmak, es-sükut” nev’inden, tenezzül edip onlarla konuşmayınız! Fakat buna dikkat ediniz ki; canavar bir hayvana karşı kendini zayıf göstermek, onun hücumunu cesaretlendirdiği gibi; canavar vicdanını taşıyanlara karşı dahi dalkavukluk etmekle zaaf göstermek, onları saldırmaya sevk eder. Öyleyse dostlar uyanık davranmalı… Ta, dostların lakaytlıklarından ve gafletlerinden, zındıklık taraftarları istifade etmesinler.

İkinci Nokta: “Sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur.” (Hud suresi, 11/113) ayet-i kerimesi emriyle; zulme, değil yalnız alet olanı ve tarafdar olanı, belki azıcık bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, küfre rıza göstermek, küfür olduğu gibi; zulme rıza göstermek de zulümdür.

İşte, bir ehliİ kemal (Namık Kemal), kamillere yakışır şekilde, şu ayetin çok cevherlerinden bir cevherini şöyle tabir etmiştir: “Muin-i zalimin, dünyadan erbab-ı denaettir. Köpektir zevk alan, Sayyad-ı bi insafa hizmetten!” Evet bazıları yılanlık ediyor, bazıları köpeklik ediyor. Böyle mübarek bir gecede mübarek bir misafirin, mübarek bir duada iken, hafiyelik edip, güya cinayet işliyormuşuz gibi ihbar eden ve taarruz eden, elbette bu şiirin mealindeki tokada müstehaktır. (Mektubat, Yirmisekizinci Mektup, Dördüncü Risale olan Dördüncü Mesele)

23.08.2016 21:23