TAKİP ET

Din eğitimi güvenlik sorunudur

Din eğitimi bugün bütün dünyada bir güvenlik sorunudur. Aslında dün de böyleydi, yarın da böyle olacak. Meseleyi dikkatli bir nazarla ele almayan bazıları için bu tespit çok iddialı gözükebilir. Biraz açalım. İki örnekten hareket edeceğim. İlki IŞİD. Diğeri AKP iktidarının siyasi, ekonomik ve eğitim politikaları.

IŞİD, dayanmış dini yorumlar ve ideolojik temeller itibariyle dünü bugünde yaşayan, yaşanması gerektiğine inanan bir zihniyete sahiptir. Daha açık bir ifadeyle, dinin Kur’an’ın nüzul sürecinde Mekke ve Medine’de yaşandığı gibi yaşanabileceğine inanmakta, tüm düşünce ve uygulamalarını bu ana esas üzerine bina etmektedir. Bu zaviyeden bakınca IŞİD, tıpkı Taliban, Boko-Haram, el-Kaide vb. örneklerde gördüğümüz üzere ferdi, içtimai, iktisadi hayatın her alanını şekillendirmek için Kur’an, sünnet ve selefe müracaat etmekte ve bu kaynakları Zahiri/Selefi/Harici bir zihniyetle yorumlamakta ve kabullenmektedir. Bu zihniyetlerin ortak özelliği değişen zaman ve mekânın hiç bir öneminin olmamasıdır. Onlara göre sahabe, tabiin ve tebei tabiinden müteşekkil olan “selefin” yorum ve düşünceleri ile Kur’an ve sünnet arasında fark yoktur. Hepsi de kutsaldır, evrenseldir, tarih üstüdür. Üzerinde akıl yürütmeye, yeni hükümler çıkartmaya açık değildir. Yoruma açık bazı ayet ve hadisler vardır: Vardır ama onların yorumları “selef” tarafından yapılmıştır. Bizim onların yorumları üzerine katkıda bulunmamız, hele hele onlara muhalif bir görüşte bulunmamız zinhar yasaktır.

Kadın esirlerin cinsel obje görülmesi

Pekâlâ, bu yaklaşımın bugün IŞİD örneğinde pratik hayata yansıması nedir? Cevabım alabildiğine kısa ve net; IŞİD’in bütün uygulamaları. Hiç güncelliğini kaybetmeyen ve batı basınında hemen her gün bir haberin yer aldığı bir konuyu örnek vereyim; kadın savaş esirlerinin cinsel obje olarak kullanılması. Literatürdeki adıyla cariye yapılması. Osmanlı’daki adıyla kadınların “odalık” haline getirilmeleri. Detayı ayrı bir yazı konusu olan bu mesele bugün IŞİD tarafından aynıyla kabul edilmekte ve dini eğitimlerinin verildiği medreselerde bu şekliyle öğretilmektedir.

Bir zamanlar bazı ülkelerin statüsünü ifade ederken ve tamamen siyasi zeminde kullanılan daru’l İslâm ve daru’l harb kavramları ve bu esasa bağlı olarak üretilmiş olan azınlık fıkhı kapsamındaki görüşlerin aynıyla kabulü verebileceğimiz bir başka örnektir. Kaldı ki bu iki kavram din eksenli siyasi yapılanmaların olduğu dönemde bile tartışılmıştır. Bugün ise göç ve doğumlarla demografik dalgalanmaların olduğu, dini kimliklerin vatandaşlık temininde rol oynamadığı, demokratik zeminde tartışma konusu bile olmaktan çıkmıştır veya çıkmak üzeredir.

Ebu Bekir Bağdadi’nin halife ilan edilmesiyle ihya ettiklerini sandıkları hilafet müessesi, bunu kabul etmeyenlerin kâfirlikle itham edilmesi, tasavvufa evet diyenleri mürted kabul edilişi, kafa kesme görüntüleri, petrol gelirlerinin vergilendirilişi aynı istikametteki örneklerden bazılarıdır.

İslâm dünyasında Kur’an ve sünnet merkezli adil savaş teorisinin üretilememiş olması, bunun yerine mevcut siyasi şartlara bağlı olarak verilen konjonktürel kararlar bir başka örnektir. Kur’an’daki barışı merkeze koyan, sulhu esas alan onlarca ayetin bir kenara bırakılarak savaşın öncelenmesi bahsini ettiğimiz verili durumun bir sonucu olabilir. Nitekim yukarıda ifade ettiğimiz darul’l islam, daru’l harb ve ilaveten daru’s sulh kavramları bunun göstergesidir. Fakat asıl acı olan, bunların üretilmiş olduğu savaş ortamı konteksinden çıkartılarak barış zamanlarına da teşmil edilmesi ve ebedi hükümler gibi kabullenilmesidir. Nitekim küfrün/inanmamanın savaş sebebi olarak görülmesi, her 10 yılda bir daru’l harbe mutlaka savaş açma zarureti, bugün IŞİD ve emsali zihniyet tarafında yüksek sesle dillendirilmekte ve medreselerde eğitimi yapılmaktadır.

Meşru muhalefete düşman muamelesi

İç bünyede bile olsa hırsızlık, gasp, rüşvet gibi konusu suç teşkil eden eylemlerin ya da iktidara meşru muhalefet gibi nice ayet ve hadislerle temellendirilebilecek meşru amellerin “Savaş ve düşman” konsepti içinde ele alınması ve bütün bunlara “muharip” deyip düşmana yapılanları yapma bir başka örnektir. Dayanılan temel nokta “amel imandan bir parçadır veya değildir” ekseninde yürütülen kelâmi tartışmalardır ve bu tartışmalarda tutulan taraf buna zemin hazırlamakta, uygulamalarına meşruiyet kazandırmaktadır.

Hâsılı şu ana kadar hiç bir tasnife tabii tutmadan arka arkasına verdiğimiz bu örneklerin hepsinin birleştiği iki ortak nokta vardır. Bir; metotlarının Zahiri/Harici/Selefi metotlar olması. İki; 14 asır öncesinin coğrafyasında mevcut siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel vb. arka plan şartlarına bağlı olarak hayatı düzenleyen üretilmiş hukuki bilgilerin Kur’an ve sünnet gibi kabulüdür. Dünün bugünde yaşanması derken kastımız da budur.

Beşeri bilgiler kutsal metin gibi kabul görüyor

İşte bu beşeri bilgilere, kim,ne zaman,neden,nerede, nasıl,niçin sorularını sormadan, sanki kutsal metinlermiş gibi kabullenerek hayata taşımak, başlıkta da belirttiğimiz gibi bu bilgilerle din eğitimini vermek elbette ve hiç şüphesiz güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmıştır, çıkmaktadır ve eğer el birliği içinde bir önlem alınmazsa çıkmaya da devam edecektir. Önlem derken kastım sadece asker, polis ve istihbarat örgütleri ile yapılacak güvenlik önlemlerinden bahsetmiyorum. Amacım bu zihniyette değişiklik yapacak ve bunu kısa orta ve uzun vadeli projelerle eğitime yansıtacak projelerdir.

Haftaya 14 yıllık AKP iktidarı ve onun ekonomiden bağımsız düşünülmesi imkânsız eğitim politikalarına ve din eğitimi meselesine geçebiliriz.

25.05.2016 17:08