TAKİP ET

Yavuz Yılmaz

Diktatörlük tünelinden Demokrasiye

Türkiye’de gerçek demokrasiye giden yol diktatörlükten geçiyor. Uzun lafın kısası: Dibe vurmadan su yüzüne çıkamayacağız. Onun için, eğer Türkiye’de başkanlık için bir referandum olursa gönül rahatlığıyla gidip ‘evet’ oyu kullanabilirsiniz. Çünkü ne kadar çabuk dibe vurursak su yüzüne çıkmamız o kadar çabuk olacak.

Altını doldurayım. Herkesin kabul ettiği bir Türkiye gerçeği var: Biz hiçbir zaman gerçek manada demokrasiye sahip olmadık. Ama herşeye rağmen çoğu demokratik kuralların bir gözü kör bir ayağı topal da olsa işlediği bir demokrasimiz var/dı.

Cumhuriyetin kuruluşun bu yana geçen 93 yılda gerçek manada demokrasiye sahip olamamızın sebebini bence demokratik bireyler yetiştirememiş olmamızda aramak gerek. Türkiye’de çoğu siyasi akım veya parti demokrasiyi kendi ideolojisini hayata geçirme aracı olarak görmüştür. Bu bağlamda demokrasi gücü elde etme aracı olarak görülmüş, gücü ele geçirenler yeri gelmiş antidemokratik yollara başvurmakta bir mahsur görmemişler. Uzun lafın kısası: Türkiye’de demokrasi bir amaç değil bir araç olarak telakki edilmiştir veya hala edilmektedir.

Konuyu az daha açmak gerekirse: Partilerdeki başkanlık yarışının nasıl gerçekleştiğine bir göz atmanız yeterlidir. Adını hatırlayamadığım bir yazar, ‘’parti liderleri diktatörlüğü parti içinde öğreniyor’’ demişti, bence çok yerinde bir tespit.

Ben size ‘demokratik kültür’ desem aklınıza ne gelir? Yoklayın kendinizi bir zahmet. Bir ipucu olarak şu kadarıyla yetineyim: Sokakta, kahvehanede, işyerinde, aile içinde veya bir dost meclisinde insanların siyaseti nasıl tartıştığına bir bakın. Ben burada bir değerlendirmede bulunmak istemiyorum ama birkaç kriter sunmak istiyorum: karşınızdakinin sözünü bitirmesini beklemek, sesini yükseltmeden konuşmak, saygıyı korumak ve hakarette bulunmamak. Sizce yaptığımız siyasi tartışmaların yüzde kaçında bunlara riayet ediliyor.

Meselenin hukuki boyutuna kısa bir göz atalım: Bir demokrasiye yakışır bir hukuk sistemiz oldu mu hiç? ‘Evet oldu’ diyen babayiğit buyursun. Her iktidar, savcı/hakim atamalarında liyakattan çok siyasi görüş itibarıyla kendine yakın gördüğü şahısları atamak suretiyle yargıyı siyasallaştırmıştır. Ama buna rağmen iyi kötü işleyen bir yargımız vardı. Hakkını mahkemelerde arayan insanların adaletin yerini bulacağı umudu canlılığını koruyordu. Bunun hala öyle olduğunu kim iddia edebilir?

‘Kaybetmeden kıymet bilinmez’ derler ya. Bu kör topal demokrasimizi kaybetmeden DEMOKRASİ’nin bir araç değil bir amaç olduğunu öğrenemeyeceğiz. Yani tüm aksaklıklarına rağmen işleyen demokrasimizin yerine diktatörlüğün karanlık tünelinden geçmeden aydınlık yarınlara yürüyemeyeceğiz.

Bırakın birbirine bağırarak tartışmayı, en küçük muhalif ses hainlik yaftasıyla susturulacak. Partiler terör ve vatana ihanet suçlamasıyla kapatılacak. Medya da iktidarı eleştirme cüretini gösteren bir avuç basın yayın da susturulacak. Devletimizin milletimizin varlığı, birliği, dirliği devlet başkanımızın varlığına bağlı olacak.

Bu karanlığın en dehşet verici yönlerini yaşarken DEMOKRASİ’nin nasıl bir nimet olduğunu anlayacağız. ‘O zaman iş işten geçmiş olacak’ demeyin sakın. Asıl iş o zaman başlayacak. Siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar insanlar bir araya gelip, herkese nefes alma değil, kendi varlığını sürdürme ve geliştirme imkanı tanıyan demokratik hukuk devletini inşa edecekler.

Uzun lafın kısası: Dibe vurmadan su yüzüne çıkamayacağız.

Onun için, eğer Türkiye’de başkanlık için bir referandum olursa gönül rahatlığıyla gidip ‘evet’ oyu kullanabilirsiniz. Başkanlık sistemine karşıysanız bunu hatta demokrasiye hizmet adına yapabilirsiniz, çünkü ne kadar çabuk dibe vurursak su yüzüne çıkmamız o kadar çabuk olacak.

Vesselam.

12.07.2016 13:17