Yandex.Metrica

Karabulut: “Dersim’de yaşanan acılar toplumsal empatiyle giderilebilir”

Kemal Karabulut, Berlinli Dersimliler için önemli bir isim. Berlin Dersim Cemaati’nin kurucu başkanı olan Karabulut, farklı kültür, inanç ve etnik kökene mensup insanların yaşadığı toplumda tarihte yaşanan acıların dindirilmesi için önyargıların ortadan kaldırılmasını ve karşılıklı empati kurmak, tanışmak ve kaynaşmak için zemin ve ortama ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

Zaman’a konuşan Karabulut, konuşulmadıkça bilinçaltına itilen acıların travmaya dönüştüğünü, bunu aşmak için diyaloğa ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

ZAMAN: Berlin Dersim Cemaati’nin (Dersim Kulturgemeinde Berlin) kurucu başkanı olarak Dersim Katliamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

KARABULUT: Dersim’de bu katliama ‘Tertelê’ derler. Zazaca katliam demek. Öncelikle bilmenizi isterim ki; dedelerimiz, babalarımız ülkedeki o döneme ait olarak devlet baskısının oluşturduğu korkudan dolayı 60-70 yıl bu davayı konuşamadı. Mağdurlar sadece kendi aralarında gizli gizli konuştu ve acılarını içine gömdü. 1938’de büyük acılar yaşamış olan Dersimli bir ana: “Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım” demişti. Bu acı hep Dersim’in içinde kaldı maalesef. Keşke Anadolu insanı tarafından bilinip paylaşılsaydı. O zaman bu travma bu kadar sürmezdi.

Normal olarak çocuklar güzel masallar dinleyerek büyürler. Ama 1938 sürgünü sonrasında doğan biz Dersimli çocuklar korkunç, gaddar, vahşi bir uygulamanın hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Bu anlatılanlar ikinci neslin ruhsal yapısını da bozdu. Tüm bu ağır acılara ve yaşadığımız travmalara rağmen bizler kan ve intikam peşinde değiliz. Bizler bu davanın hem mağduru, hem de muhatabıyız. Tarihteki karanlık noktaların açığa çıkarılması, kanlı geçmişle yüzleşip ülkede huzura ulaşılması için çabalıyoruz. ‘Dersim 38’ davasının özü bilinmeden davanın tanımı yapılmadan, bu dava tartışılmadan, dünyadaki örnekleri bilinmeden bu ağır insanlık davasıyla yüzleşme olamaz. ‘Dersim 38’ dramı bir barış projesi temelinde ele alınmalıdır.

ZAMAN: Sizce ‘Dersim 38’ davasının tanımı nedir?

KARABULUT: TBMM Komisyonu’nun oluşturduğu arşivde devlet makamlarından getirtilen binlerce belge var ve TBMM de bu davaya vakıftır. Sayın Başbakan’ın açıklaması Dersim’de insanlık suçunun işlendiğini ispat ve kabul niteliğindedir. Sayın Başbakan, Dersim’de yaşananların adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon olduğunu, bu konuda birçok rapor hazırlatıldığını belirtiyor.

Başbakan’ın sözleriyle aktarıyorum: “1935′te çıkarılan Tunceli vilayetinin idaresi hakkındaki kanunun ilk maddesinde ‘Tunceli vilayetine, ordu ile irtibatı baki kalmak ve rütbesinin selahiyetini haiz bulunmak üzere komutan rütbesinde bir zat, vali ve kumandan olarak seçilir.’ dendikten sonra, bu vali ve kumandana çok enteresan haklar tanınıyor. Bu haklara göre vali ve kumandan gerek görürse aileleri bir yerden bir yere göç ettirebilir, idam hükümlerinin teciline gerek görmezse hükümlüyü hemen idam ettirebilir. İşte bu kanunun ardından, hazırlıklar yapılıyor, 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor.”

Yine kendisi Dersim’de yaşananları anlatırken “Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor. Bir kara suratlı adam bulunup bir derede titreşe titreşe bekleyen 20 çocuğun hayatına son veriliyor” ifadelerini kullandı.

Sayın Başbakan’ın medyadaki sözlerinden de aktardığımız şekliyle iki yıllık planlı bir hazırlıktan sonra eli kolu bağlı sivil insanların, kadınların, çocukların, bombalarla, zehirli gazla topluca öldürülmesi gibi eylemlerin 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki tanıma göre soykırım kapsamına girip girmediği sorgulanmalıdır. Bu maddesinde soykırım, “Bir ırkın, inancın veya cinsiyetin tümünü veya bir kısmını topluca yok etmek soykırım eylemidir” şeklinde tanımlanıyor.

Artık Dersim’deki isyanın da Kürt isyanı olmadığı, bu yöndeki iddiaların bir safsatadan ibaret olduğu açığa çıkmıştır. Dersim’de orantısız güç kullanıldığı; en az 60 yerde kitlesel katliamlar yapıldığı da açığa çıkmıştır. Dersim davası diğer faili meçhullere benzemez, failleri açıkça bellidir. O dönem çıkarılan bir kanunla devletin resmi kıyafetli askerleri eli-kolu bağlı kendi sivil vatandaşlarını tek ulus ve Türkleştirme uğruna kurşuna dizmişlerdir.

ZAMAN: ‘Dersim 38’ niçin bir insanlık davasıdır?

KARABULUT: Çünkü onlarca bölgede en çok da 1938’in yaz aylarında devam eden kitlesel katliamların içinde kolları bileklerinden sicimle, zincirle bağlı korunmasız siviller, hamile kadınlar, yaşlılar ve en önemlisi de masum çocuklar vardır. Bundan dolayı ‘Dersim 38’ bir insanlık davasıdır. Dersim’de o dönemde devleti temsil edenlere güvenip dağlara kaçmayan ailelerin soyu kurumuştur. Direnip dağa kaçan aşiretler az kayıp vermiş, ocağı sönmemiştir. Dersim 38’de sürgüne gönderilmiş ve yasaklanmış bölgelerdeki her Dersimli en azından soğuk namluların karşısına dizilmiş ve ecel terleri dökmüştür. Bizim ailelerimizin hayatta kalması da bir şans eseridir.

“KONUŞULMAYAN DRAM BİLİNÇALTINA İTİLDİ”

ZAMAN: Sizce bu dava niçin tartışılmalıdır?

KARABULUT: Psikoloji bilimine göre; tartışılmayan, konuşulmayan bu tür ağır dramlar unutulamaz ve bilinçaltına itilir. Mağdur edilenler unutmak istese bile insan beyni konuşulmayan acıları unutamaz, bilinçaltına iter. Yüzleşilmeyen acılar kişileri veya ilgili toplumları zamanla bunalıma iter. Ülkenin huzuru için bu acılarla yüzleşilmesi gereklidir. Ayrıca katledilmek istenen her halk önce savaş propagandasıyla, iftiralarla aşağılanır. “Bunlar çağ dışı kalmıştır. Bunlar eşkıyalar, şakiler, haydutlardır” denir. Dönemin Ovacık Kaymakamı “Dersimliler insan eti yiyor” demişti. Onurlu Dersim halkına karşı medya üzerinden yapılan iftiralarla kurgulanan bu yanlış algıların düzeltilmesi ve itibarlarının iadesi için bu kitlesel katliamlar tartışılmalıdır.

ZAMAN: Dersim hakkında yazılan birçok rapor var. Bu raporlar gerçeği yansıtıyor mu?

KARABULUT: Osmanlı’nın Tanzimat döneminden başlayarak Cumhuriyet devrine kadar Dersim hakkında birçok rapor yazılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde subaylar tarafından yazılan onlarca rapor, Vali Cemal Bardakçı’nın yazdığı hariç, birbirinin kopyası gibidir. Dersim gerçeğini görememişlerdir. Hepsinde de isyandan ve hatta Kürt isyanından bahsedilmektedir. Oysa Dersim’de yoğun olarak Zazaca konuşulur. Dersimlilerin ezici çoğunluğu Kürtçe bilmezler. Rapor yazanlardan sadece Cemal Bardakçı çelişkinin inançsal olduğunu doğru tespit etmiş ama Vali Bey de Dersimli aşiretlerin özbeöz Türk, Türkmen olduğu gibi yanlış bir tespitte bulunmuştur. Oysa o dönemler Dersimlilerin çoğunluğu Türkçe bilmiyorlardı.

ZAMAN: Dersimliler olarak konuyla ilgili sizce ne yapılmalı?

KARABULUT: Birçok ülke bu gibi insanlık davalarını barışçı temelde çözüme ulaştırmıştır. Beyaz adam Amerika kıtasının yerli halklarını çoluk-çocuğuyla birlikte katletti. Ama sonunda özür dilemek durumunda kaldı. Amerika’da çevrilen filmlerle, yazılan kitaplarla bu katliamlar teşhir edildi, ediliyor. Willy Brandt, Hitler döneminde yurtdışına kaçmıştı. Ama sonraki yıllarda Almanya Başbakanı olunca devletin sürekliliği gereği özür diledi. Bu tavır Brandt’ın değerini bir kat daha artırdı.

ZAMAN: Türkiye’de farklı etnik, inanç ve kültür kökenlerinden gelen insanlar yaşıyor. Birlikte daha huzurlu bir ortam adına barış ve kardeşliği nasıl tasavvur ediyorsunuz?

KARABULUT: Biz Dersimli mağdurlar olarak aynı zamanda bu tarihi davanın muhatabıyız. İstediğimiz insani taleplerdir. Taleplerimizin yerine getirilmesi adına demokratik bir mücadele içindeyiz ve mücadelemiz demokratik taleplerin artması adına devam edecektir. Çünkü bizler ülkemizin tarihindeki karanlık sayfaların aydınlatılmasını, geçmişle yüzleşip huzura ulaşılmasını ve tüm gönüllerde barış güllerinin açmasını istiyoruz. Dialog ve kaynaşma adına atılan her adımı destekliyoruz. Artık Alevisiyle-Sünnisiyle, Kürdüyle-Türküyle, Lazıyla-Zazasıyla barış ve kardeşlik içinde eşit vatandaşlık haklarıyla her yönüyle daha gelişmiş bir Türkiye’de huzurlu bir ortamda yaşamayı özlüyoruz.

“KARŞILIKLI EMPATİYE İHTİYAÇ VAR”

ZAMAN: Son olarak Alevi biri olarak Alevi ve Sünni fertlerden oluşan bir toplumda yaşıyorsunuz. İki kesimin karşılıklı olarak birbirini daha iyi tanıması adına öneriniz ne olabilir?

KARABULUT: Maalesef siyasi nedenlerden ötürü asırlardır iki toplum arasına soğukluk girmiş. Ve bunun etkisi eskisi kadar olmasa da günümüzde hâlâ var. Aleviler hakkında çok eksik ve yanlış bilgiler, iftiralar var. Yine Sünniler hakkında Alevi toplumunda yanlış bilgiler var. Bunları karşılıklı olarak empati kurarak, tanışarak aşabiliriz. Bir Sünni’nin benim hakkımda önyargılı olması beni üzerdi. Sonra kendimi onun yerine koyduğumda anlardımki o bugüne kadar biz Aleviler hakkındaki yanlış bilgiden dolayı bu tavrı takınıyor. Bu gibi önyargıları yıkma adına iki kesimin bir araya gelip her mevzuyu rahatça konuşabileceği ve kaynaşacağı ortamlara çok ihtiyaç var. Günümüzün globalleşen dünyasında her ortamda farklı inançların, düşüncelerin bir arada olduğu bu asırda, ayrışmaya değil kaynaşmaya ihtiyacımız var.

NİHAT KIZILKULA / BERLİN

19.11.2014 09:00