TAKİP ET
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz

Dahası var

Allah rızası için dağlar gibi parçalarımız Türkiye’den dünyanın her tarafına Hizmet için dağıldıktan sonra yaşanan güzellikler onları yaşayan, oralara gidenler tarafından yazıldı ve anlatıldı…

Ama Kırgızistan’da bu Hizmetin okullarında yetişip daha sonra Almanya’da hem tahsiline devam edip hem de öğretmenleri ve ağabeyleri gibi fiilen hizmetlerde bulunan Dr. Almazbek Beyşenaliyev, sanki “Anlatılanlar yeterli değil; bir de bizim gözümüzden bu Hizmetlere bakmak lâzım” mânâsına “DAHASI VAR…” isimli bir kitap yazdı…

İmkân dairesinde sözü ona bırakalım:

Örnekleri kendinden bir hareketin gördükleri, yaşadıkları güzel işlerin yanı sıra bu işlerin Yüce Rabbimin inayetini anlatan Anadolu’dan çıkmış değerli ağabeylerimizin AK ASYA HİKAYELERİ, İSVİÇRE’DEN MOĞOLİSTAN’a gibi güzide çalışmalarda en güzel şekliyle yazıldı ve yazılıyor. (…) Fakat kalbimde sanki bu konuda bir eksiklik olduğunu hissettim. Keşke bu Sahabe yolundaki hizmet erlerinin yaptıkları bu fedakârlıkları yapanlarla birlikte bir de bu hizmetleri olan, o samimi insanları daha sonradan tanıyıp, bu işleri sonradan görüp gönül verenlerin bir teşekkür mâhiyetinde anlatmalarının, yazmalarının güzel olacağını düşündüm.

Müdür Bey, bizleri çok etkiledi. Tek caddenin bulunduğu, kendi aramızda ‘Nârin’in Mecburiyet Caddesi’ adını koyduğumuz, gerçek adı ‘Lenin’ olan bu yoldan bütün şehir halkı geçer. Müdür Bey, her kar yağması sonrası çıkar, elinde kazma kürekle, gece yağmış, buzlanmış karı el arabasıyla taşırdı. Bir işçi misali herkesle iç içeydi. Yazları memleketine gitmedi, okulun tamiratında, inşaatında gördük biz hep onu. Kitap okumada desen öyle… O beldeye ailesiyle hicret eden ilk insan oldu Orhan Bey. Yenge bir o kadar da fedakârdı. Bir Ramazan günü sınıfımızdan 22 kişiyi evine iftara davet etti. Çorbadan tatlıya yengemiz 13 çeşit yemek ikram etti bizlere. Öğrendik ki, Müdür Bey yengemizle bir Ramazan hiçbir davete gitmeme kararı almışlar ve 30 gün boyunca bazen 10, bazen 20 kişilik iftar vermişler. Bir de o zamanlar pazarda, markette çeşit bulmak çok zor iken, Ben fedakârlık diye buna derim….

(Bir himmet sırasında Stutgart’ta) Sıra Yusuf Altaş Abinin hanımı Hatice Altaş ablamıza gelmişti. Erzurumlu bir Osmanlı hanımı olan Hatice Ablamız, “400 Mark bir de kocam Yusuf Altaş’ı himmet ediyorum” demiş. (…) Evet insan fedakârlık yapılacaksa ancak böyle yapılmalıydı… Hatice abla nasıl samimiyetle himmet ettiyse Yusuf Ağabeyi… Aspirin gibi adam Yusuf Abi. ‘İnşaat, var Yusuf Abi,’ ‘Misafir karşılanacak Yusuf Abi, ‘Veli programı Yusuf Abi… Yusuf Abi…’ Aklınıza ne iş gelirse Yusuf Abi orada. Kendisi inşaat ustası, o kadar mesaiden sonra bir o kadar da hizmetin işleriyle meşgul olduktan sonra doğal olarak Yusuf Abi eve geç saatlerde gidiyor. Bir gün Hatice Abla geç saatte evine gelen beyine Erzurum’un o tatlı şivesiyle sitem ediyor. Yusuf Ağabey de: “Hâtun, onu beni himmet etmeden önce düşünecektin. Ben artık bir vakıf malıyım, benden hak iddia edemezsin” diyor. Mevlam bu vakıf malları abilerimizden ablalarımızdan ebediyen râzı olsun.

Yıl 2000. Hollanda’lı Ağabeyler bir sonraki mezuniyet töreni için tekrar Narın’a gelmişlerdi. Uzun kış sonrası bahar mevsimi ayrı güzeldir Narın vadisinde. Gelen misafirlerimiz burada da durmak bilmiyor veli ziyaretleri, öğrencilerle görüşme yapıyorlardı. Mütevazi iki katlı okulun bahçesinden yurda doğru ilerlerken kafilenin başı Halil Şahin Ağabey koluma giriyor: “Bak kardeşim! Yarın âhirette bu öğrencilerin ellerinden tutacak, bu Hz. Ebu Bekir Efendimiz (r.a.), bu Hz. Ömer Efendimiz (r.a.), bu Hz. Osman Efendimiz (r.a.), bu Hz. Ali Efendimiz (r.a.) deyip, bir bir takdim edeceksiniz.” dedi ve hıçkıra hıçkıra yurda doğru hızlı adımlarla ilerledi. Beynimde bir diğer şimşek çaktığı an da işte o andı. Daha önce benim âhiretim için ağlayan hiç görmemiştim. O duygu ile doğru odaya çekildim ve saatlerce göz yaşlarımı tutamadım.

İşte size bir tadımlık bilgi…

Bu eser, ARES KİTAP yayınlarında neşredildi …

18.07.2016 22:26