TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Çok trajikomik bir durumla karşı karşıyayız

Türkiye’de son haftalarda yaşananlara bakınca insan gözleriyle gördüklerine, kulaklarıyla işittiklerine inanamıyor. Duyduk ve gördükleri karşısında “Aman Allah’ım, bunu da mı görecek ve işitecektim!” diyor ve ne diyeceğini bilemiyor.

Bunun en son örneğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyükelçilere Hizmet’le ilgili yaptığı çağrı oluşturuyor. Bu çağrıyla Türkiye’nin siyasi iç meselesi kalması gereken yolsuzluk sorunu ve yolsuzluk olaylarının kamuoyuna yansıdıktan sonra Hizmet hareketine karşı açığa çıkan asimetrik savaş artık Türkiye sınırlarını aşan bir konu haline geldi. Başbakan Türkiye kamuoyunda Hizmete karşı olumsuz algı oluşturmada elde ettiğini zannettiği ‘başarı’nın aynısını belli ki tüm dünyada sağlamak istiyor.

Şu cümleler aralarında çok sayıda Hizmet gönüllüsünün de bulunduğu toplumun yaklaşık yüzde ellisi tarafında seçilen ve yüzde yüzünün başbakanı olduğunu iddia eden Erdoğan’a ait: “Bu örgütün gerçek yüzünün artık yurt dışında mutlaka anlatılması ve deşifre edilmesi gerekiyor.”

Dershane tartışması ile başlayan ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonu üzerinden geçen her saniye ile tamamen açığa çıkan bir durum var: İstihbarat ve bürokrasi gibi devletin tüm araçlarına yön verme konumunda olan AKP iktidarı güçlü bir medya ağının sınırsız desteği ile Hizmet hareketine karşı güç dengesinin olmadığı asimetrik bir savaş yürütmektedir.

Hizmet hareketi insan unsuru, maddi kaynağı ve fikri yapısı itibarı ile yüzde yüz yerli bir hareketti. Böyle bir harekete karşı AKP iktidarı neden kaybedeni çok, ama kazananı yok asimetrik bir savaş yürütür?

Alman basını ilk günlerde olayı AKP ile AKP’nin seçmen tabanının önemli bir kesimini oluşturan Hizmet gönüllüleri arasında iktidar mücadelesi olarak görürken, son açıklamalardan sonra olayı artık AKP’nin Hizmeti bitirme girişimi olarak görüyor.

Erdoğan ve AK Parti taraftarlarını sevindirir mi bilmiyorum ama elçilere yapılan çağrı Almanya’da Kölner Stadtananzeiger gibi yerel gazetelere kadar yankı buldu. Şu değerlendirme başka yerel bir gazete olan Offenbach Post’ta yer aldı: “Ankara’da düzenlenen ve tüm dünyadan elçilerin katıldığı bir konferansta yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan Gülen’i ‘yargı ve emniyette bir korku imparatorluğu’ yönetmekle suçladı. Bundan dolayı Erdoğan tüm Gülen taraftarlarını üst düzey devlet hizmetlerinden uzaklaştırmayı düşünüyor. Artan oranda otoriterleştiğinden dolayı gitgide kendisi de tartışmalı hale gelen Erdoğan, elçilere Gülen’in ‚gerçek yüzünü’ ortaya çıkarmaları çağrısında bulundu.“

Algılan gerçeklerin önünde yer aldığı çok trajikomik bir durumla karşı karşıyayız.

Trajik: Çünkü bir siyasi hareket kuruluş felsefesi başta olmak üzere 11 yıllık kendi kazanımları ile mücadele ediyor. Bu şekilde hem kendine, hem Hizmet hareketine hem de Türkiye’ye zarar veriyor.

Komik: Çünkü Hizmet’le ilgili ortaya atılan iddialara ve suçlamalara bırakın insanların inanmasını, bunlar komedi olarak üzerinde gülecek kadar gerçek dışı söylemlerdir. Hani abartmanın, iftiranın ve belgesiz suçlamanın da bir sınırı vardır. O sınır çoktan aşıldı.

Hizmet, Almanya’da Türklerin eğitim ve diyalog başta olmak üzere her alanda seviye ve etkinliğinin artması için çaba gösteriyor. Alman resmi makamlarla sağlıklı iletişim kurarak Türk-Alman ilişkilerinin güçlenmesi için uğraşan Hizmet’in ‘bitirilmesinde’ başbakan ve ekibinin ne çıkarı olabilir ki?

Erdoğan bu hafta Brüksel’i, 4 Şubat 2014 tarihinde Berlin’i ziyaret edecek.Acaba Erdoğan Brüksel’de AKP’nin önemli kazanımlarından biri olan AB sürecindeki ilerlemeyi yok edecek bir çıkışta bulunur mu? Ve AKP basını da bunu ‘Cemaate’ mal eder mi? Eğer bu gelişme yaşanırsa şaşırmam.

Erdoğan Berlin’de büyük bir ihtimalle tekrar seçilen Şansölye Angela Merkel’le bir araya gelecek. Merkel’e kendi seçmenini ve vatandaşını şikayet edecek mi acaba? ‘Bunlarla ben mücadele ediyorum, sen de et’ diyecek mi? Neden?

Biraz uzaktan bakınca Başbakan Erdoğan’ın ve etrafında yer alan bürokrat ve medyatik danışman ekibinin dünya gerçeklerine ne kadar yabancı ve attıkları adımların ne kadar hem kendi, hem de Türkiye’nin aleyhine olduğunu görüyor insan. Erdoğan şu anda takip ettiği siyasetle başarılı olursa bu her şeyden önce kendisini ve AKP’yi zayıflatacaktır. Bunu neden istiyor?

İlelebet devam ettirilmesi mümkün olmayan Hizmet’e karşı yürütülen asimetrik savaş gönüllüler hareketinin insan merkezli evrensel mesajının daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bir de gönüllülerde tövbe ve muhasebe şuurunu güçlendiriyor.

Algıların gerçeklerin önüne geçtiği şu günlerde Ahmet Turan Alkan her vicdan sahibi müminin durması gereken yer hakkında şunları yazdı: “Hâşâ, ben herkesten ahlâklıyım, dürüstüm mânâsında değil, hâşâ! Yanlış, hatalı olabilir, çoklarının hoşuna gitmeyebilir fakat kanaatimi dik tutan siyasî maslahat değil, ahlâkî bir vaziyet alıştır. Maslahat için endişelenenleri anlıyorum, görüyorum ve onlarla beraber değilim; ben doğru zannettiğim bir şey üzre duruyorum. “Ekser’ün-nâs”a karşı azlık taraftayım. Azlık-çokluk diye bakmıyorum hadiseye; kendi fikrimde ve içtihadımdaki isabeti düzgün tutmaya çalışıyorum; yani, öldükten sonra sual olunacağım şey hakkında titizlenmem gerektiğini düşünüyorum. Kanaat izhar eden, sorumluluğunu da küfe gibi sırtında taşır; eyvallah!”

Buna eklenecek söz yok.

19.01.2014 19:44