TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Cemaatin hatası

Geçen bir gazeteci meslektaşımla konuşurken söyledi:
„Herkes özeleştiri yapın“ diyor dedi. „Ülkücüler, Aleviler.. hepsi“ dedi.
Gerçekten de.. İki yıldır yaşanan süreç tadı tuzu kaçırdı. Hizmet gerçekten hata yaptı mı? Özeleştiri yapmalı, çıkıp pişman olduk demeli mi?

Önce şunu belirteyim:

Bunlar kendi düşüncelerimdir, sadece beni bağlar.

***

Bu girişten sonra gelelim mevzuya..

Cemaat özeleştiri yapmalı mı?

Cemaat içinde yanlış yapmış olanlar olabilir. Kişi her zaman özeleştiri yapmalı, eleştiriye açık olmalıdır.

Ama eleştiri ve özeleştiri de sağlam temellere dayanmalıdır.

Herkes söylüyor diye özeleştiri yapmak, doğrulardan vazgeçmek de olmaz.

Geldiğimiz noktaya bakın:

Türkiye’de hak hukuk çiğnenir olmuş.. En yüksek ağızdan yargı bağımsızlığı kalmadı deniyor.. Birileri bir şiirden dolayı hapiste yatmışken şimdi kendisinin eskiden söylediği sözü hatırlatanlara dahi hakaret davası açabiliyor..

Özgür basının boğulmaya çalışıldığı bir noktaya gelmiş ülke. Özgür basından kim rahatsız olur? Savunamayacak işlere karışmış olanlar rahatsız olur..

Özeleştiri yapın diyenler acaba bunları düşünüyor mu? Şimdi çıkıp pişmanlık açıklamak bu tabloyu onaylamak anlamına gelmez mi? Böyle bir Türkiye’yi mi istiyoruz biz?

***

Bana göre bu süreç ile ilgili özür dilenecek bir şey yok.

Ama bu taraf hiç yanılmadı anlamına da gelmez bu.

Aslında bu süreç bazı doğru bildiğimiz şeylerin de efsane olduğunu ortaya koydu.

Bu anlamda bazı hatalar bana göre şöyle idi:

Belki cemaat içindeki insanlar fazla vatansever bir tavır takındı, kendini ülkeden sorumlu hissetti. Belki bu yaklaşım yanlış anlaşıldı.

Oysa ülke herkesin. Vatan sevgisi kimsenin tekelinde değil. Hatta ülkeye en sert eleştirileri yöneltenlerin bile vatanı sevmediğini, doğduğu toprakları, oranın insanını sevmediğini söylemek haddi aşmak olur.

Ergenekon sürecinde bu tarafın medyası fazla angaje olmuş olabilir mi? Yargılama sürecinde bir kısım polislerin, yargı mensuplarının hatası olmuş olabilir mi?

Bilmiyorum. Belki de olmuştur. Olmuşsa da bu o şahısları bağlar. Birilerinin hatası varsa da hakim karşısına çıkarılsın. Yanlış yaptılarsa cezalarını çeksinler.

Bu bağlamda temel yanılgı bence şuydu:

Eski askerler, laik kesim çok baskıcı görüldü.. Müslüman görülenler de çok demokrat.. Ötekilerin etkisi kırılırsa ülkede demokrasinin önünün açılacağı, ülkenin öz değerlerine bağlı kesimlerinin daha adil, daha demokrat, farklılıklara daha saygılı olacağı sanıldı.

Sanıyorum, bu noktada kendi ürettiğimiz hamasete, yanılgıya inandık ve şimdi gerçeklerin kayasına tosladık.

Eskiden laik kesimin medyası askerin uyguladığı akreditasyona neden tavır koymaz, meslektaş dayanışması sergilemez diye düşünürdüm. Şimdi daha acımasızına Müslüman (!) meslektaşlar sahip çıkıyor.

***

Sonuca gelelim..

Evet, özeleştiri her zaman gerekli, bireyler için gerekli.. Ama bu sadece süreçten dolayı değil.

Çıkarmamız gereken dersler var.

Türkiye’de herkes eşit vatandaş, ülkeyi herkes seviyor.. Ülke sevgisi üzerinden hamaset yanlış.. Bu bir.

Herkes istediğine inanacak, istediği gibi yaşayacak. Ama hiç kimse, hiçbir kesim kendi dini, toplumsal, devlete ait projesini kimseye dayatmayacak. Ortak meselelerimiz noktasında ideolojilere değil, temel prensiplere, adalete bağlı olacağız.

Aksi halde laik ve baskıcı bir rejimin yerini Müslüman ve baskıcı bir rejim alır. Etiket değişir, başka hiç bir şey değişmez. Bu iki.

Ayrıca bu süreç gösterdi ki, belli ideolojiler, düşünceler kağıt üzerindeki inandırıcılığını gerçekler karşısında koruyamıyor. İnsan ve zaafları her şeyi yozlaştırabiliyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin önünü açacak olan – bana göre – şu veya bu düşünce değil, hepsinin var olmasına, birbirini dengelemesine imkan sağlayan çerçeve olacaktır. Bu da üç.

***

Değerli okuyucular, bu görüşlerin lehinde ve aleyhinde fikrini yazan olursa paylaşmak isterim. Bu arada hepinizin bayramını kutluyorum.

20.07.2015 12:19