TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Bunlar Almanya’da olsaydı

Almanya’nın içişleri eski bakanı istifa etti. Sebebi, bir SPD milletvekili ile ilgili yürütülen bir soruşturmayı SPD parti başkanına haber vermek. Bugünlerde Türkiye’de bundan dolayı bir bakan istifa etse, adama “enayi” derler. Zaten Başbakan Erdoğan böyle lüzumsuz bir istifayı asla kabul etmez, adamını yedirtmez. Ya ne yapar, hükümetine komplo kurulduğunu halkına anlatır. Emin olun ikna edecek birilerini de bulur!

Hayal bu ya, bir an Türkiye’de olanları Almanya’ya taşıdığınızı farzedin. Mesela bir bakan kolunda 700 bin Euro’luk hediye saatle yakalansa, ne olur? Merkel, “Benim tertemiz bakanıma komplo kurdular” mı der? Medyanın üçte ikisi bu duruma izahlar mı getirmeye çalışır?

Hatırlıyorum, birkaç yıl önceydi, NRW eyaleti parlamento başkanı CDU’lu bir hanım 30 bin Euro’luk bir hediye kabul ettiği ortaya çıktığı gün istifa etmişti. Kimse de onun bu işini müdafaaya çalışmamıştı.

Yine yıllar önce hepimizin iyi tanıdığı Almanya’daki bir Türk siyasetçi, iş seyahatlerinden kazandığı miller ile kendine “free bilet” aldığı için istifa etmişti! Bunun şu anda Türkiye’de olabileceğini düşünebiliyor musunuz!

Hayal edin, Merkel ve eşinin resmi bir uluslararası seyahate Lufthansa’ya kayıtlı, herkesin içinde para olduğunu düşündüğü, 100 parça bavulla çıktığını… ve bunun her tarafta konuşulduğunu…

Yine hayal edin, Almanya’da bir başbakanın oğlunun, iktidarı döneminde bir vakıf kurduğunu, bu vakıfa yurt dışından bir şirketin 200 milyon Euro bağış yaptığını… Berlin’de çokça inşaat işi yapan bir müteahhidin 100 milyon Euro’luk arsa bağışladığını… başbakanın onayı ile bu işadamına imar kıyakları çekildiğine dair resmi dinlemelerin ortaya saçıldığını… devletten milyarlarca Euro’luk ihale alan şirket patronlarının bu vakfa milyonlarca Euro’luk bağışlar yaptığını…

Hayal etmeye devam edin, Merkel’in iktidarı döneminde bir tek şirketin 100 milyar Euro’luk ihaleler aldığını, Merkel’in devletten milyarlarca Euro’luk ihaleler alan işadamlarından paralar toplatıp medya organları satın aldırdığını… bakanlarına bu işleri takip ettirdiğini… sonra bu medyanın sürekli Merkel’i yücelten yayınlar yaptığını, üzerine toz kondurmadığını, her konuşmasını naklen yayınladığını…

Hayal etmeye devam edin, Merkel’in medya içine adamlar yerleştirdiğini, bunları sürekli arayıp haberleri sansür ettiğini… telefon konuşmalarının ortaya saçıldığını… Merkel’in damadının Merkel’in iktidarı döneminde büyük bir medyanın yöneticisi yapıldığını… bu damadın yazarların üzerine adamlar göndertip tehditler savurduğunu… yazarların bunu alenen söylediğini…

Hayal etmeye devam edin, Merkel’in yönetiminden hoşlanmadığı Commerzbank’ı batırmak için bizzat sağı-solu aradığının ortaya çıktığını, devlete ait kurumların paralarını birden çektirdiğini… kendisine destek vermeyen işadamlarını tehdit ettiğini, şirketlerini batırmak için Finanzamt’ı üzerlerine sürdüğünü… yıllardır kanun çerçevesinde iş yapanların ruhsatlarını iptal ettirdiğini…

Hayal etmeye devam edin, Merkel’in sit alanı (naturschutzgebiet) üzerine bir işadamı dostuna hem de ücretsiz villa yaptırdığını, bununla ilgili hem kendisinin hem kızının telefon konuşmalarının ortaya çıktığını… buna engel olmaya çalışan valinin sürüldüğünü… Merkel’e villa inşaatı sorulduğunda “Orada 35 yıldır villa var” demesine rağmen bir yıl önce bile villa olmadığının, yani yalanının ortaya çıktığını…

Ve hayal etmeye devam edin, Merkel’in evinde yüz milyonlarca Euro’yu sakladığını, bunun sevkiyatını planladığı telefon konuşmalarının ortaya savrulduğunu… konuşmaların sahte olduğuna dair uluslararası onlarca laboratuardan basit bir teknik rapor almak yerine meydanlarda memleketin milyonlarca insanına saldırdığını, tehditler savurduğunu…

Bu kadar uzunca bir hayal kuramayacağınızı biliyorum. Çünkü Almanya’da, bu ve bunun gibi sayamayacağımız kadar çok sayıdaki rezaletlerden sadece birisi ortaya çıktığında Merkel’in, yüzde kaç oy almış olursa olsun, işine devam etme şansının olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Adaletin hakim olduğu ülkelerde, suçlu olduğuna dair deliller ortaya saçılan siyasetçinin yüzde kaç oy aldığına bakılmaz, mahkeme önüne çıkması için! Clinton’ı, Sarkozy’yi, Wulff’u halk seçmemiş miydi ki hakim karşısında ter döktüler aylarca!

Müslümanlık ahlakı ve tarihi birikimimiz de bize bunu telkin etmiyor mu? Fatih Sultan Mehmet padişahken mahkeme önünde hesap vermemiş miydi? Hatta hakim elinin kesilmesine hükmetmemiş miydi? Hakime “Ben peygamberin müjdelediği bir sultanım, sen kimsin!” mi demişti?

Ama bizde başbakan hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışarak iktidarının başında! Çünkü çok iyi biliyor ki bunca rezaletin içinde iktidarını devam ettirebilmesinin tek yolu toplumu germek, düşman yaratmak ve nefret söylemiyle kamplar oluşturmak! Yani ülkeyi tımarhaneye çevirmek!

İnsanlık tarihinden çok iyi bildiğimiz, sıkça tekrarlanan bir yöntem bu: Düşman üret, taraftarlarının şüphelenmeyeceği kadar büyük yalanlar söyle, yalanından asla vazgeçme, ısrarcı ol, gerilimi artır, ilgili-ilgisiz her suçu düşmana yükle, böylece yaptığın her şey taraftarlarına mubah görünsün. Tarafgirlik insanı kör eder, bugün Türkiye’de yaşanan aynen bu maalesef!

Bir Alman atasözünü hatırlayalım, mealen: “Kibir, yıkılmadan önceki son haldir.”

28.02.2014 18:28