TAKİP ET

Borçlar ve bilinmesi gerekenler

“Borç“ meselesi çok kapsamlı bir konudur. Bir yerden kredi almak ve krediyi taksitle geri ödemek “borç“ olsa da, burada söz edeceğimiz konu borçlarını ödeyemeyen veya ödemekte zorlanan kişilerdir.

Taksitler ödenemeyince, ihtarlar (Mahnung) peşinden gelir, gelen postalar artar ve iş ciddiye bindiğinde belki mahkemeden yazılar gelir.

Birçok zaman yüksek olan taksitleri ödeyebilmek için, borçlu olan kişi taksiti düşürme gayretine düşer. İlk bakışta bu adım mantıklı görünse de, sonuç itibarı ile düşük taksitle “az da olsa bir gün biter“ anlamına gelmez.

Taksitlerin düşük olması, bilindiği gibi zaten borcun anaparasını değil, masraflarını örtmektedir. Bu yüzden borçlu olan kişi taksitleri sağdan soldan kısmaya, borçları bir şekilde yetiştirmeye çalışmak yerine oturup önce borçların listesini yapmak zorunda.

Gelir ve gider durumunu hesap ederek, kime ne kadar borçlu olduğunu yazmak önemli. Bununla birlikte bir ödeme planı hazırlanması gerekiyor. Kanuni olarak bunu devletin kabul ettiği kurumlar yapmak zorunda (mesela avukatlar veya borçlu danışmanları (Schuldnerberater).

Bu plan, hem borçlunun durumunu göz önüne alıyor hem de imkanı olduğu kadar ödeme yapmasını sağlar. Bununla birlikte, borçlunun bilmek istediği en önemli konulardan biri de, kendisinden borçları ödenmediği takdirde nelerin alınabildiğidir.

Bu durum ancak kanuni çerçevede gerçekleşebilir. Konuyu kısaca özetlersek, maaş varsa, el koyma hakkı doğar. Banka hesabına el koyma hakkı, değerli eşyaları değerlendirip (mesela satış üzerine) maddi değerini alma ve ev varsa, onun üzerine ipotek koyma vs. gibi durumlar söz konusu olabilir.

Fakat bu adımı atabilmek için önemli şartlar vardır. Yani keyfi bir uygulama mümkün değil. Öncelikle borçluya karşı alacaklının mahkeme kararı veya buna benzer karar gerekir. Sonra icra memurunu görevlendirip, durumu tespit ettirmeleri gerekir. Banka hesabına el koyulsa da, borçlu olan kişinin bütün birikimlerini alamazlar. Yaşamını sürdürmek için, borçlunun hakkı ne ise, onu kimse alamaz. Bu maaş için de geçerli.

Bu miktar ancak medeni durumla belirlenir. Borçlu olan kişi evli mi, bekar mı, çocukları var mı, varsa kaç tane gibi soruların önceden belirlenmesi lazımdır. Ayrıca borçlu olan kişi hapse borcundan dolayı atılmaz. Öyle bir durum olması için yine ayrı şartların yerine gelmesi gerekir.

Borçlu olan “kendi“ borcundan sorumludur. Mesela aile içinde, sadece kocanın bir banka kredisi varsa, kadın bu borçlar ile yükümlü tutulmaz. Bilindiği gibi evli olmakla eşinin otomatik olarak borçları paylaşması doğru değildir.

Borçlu olan kişi iş yerinden çıkış almaz, alamaz. Borcu sadece kendisini ilgilendirir, iş vereni değil. Bu, iflas davası dediğimiz olaydan önceki durumdur. Yani bahsettiğimiz borç meselesi, bir kişinin iflasa gitmeden önce mutlaka bilmesi veya dikkat etmesi gereken konudur.

SORU:

Araba kullanırken radara yakalandım. Ceza geldiğinde, arabayı kullanan ben değildim, başkasıydı dedim. Sonunda bana ceza gelmedi fakat yolculuk listesi yapma yükümlülüğü verildi. Bunu tam 8 ay yapmamı istiyorlar. Yapmak zorunda mıyım?

CEVAP:

Kısaca, evet. Aksi takdirde devletin verdiği yükümlülüğü yerine getirmediğiniz için ceza yersiniz. Arkadaki hesap şu: madem ceza geldiğinde arabayı kullanan kişi siz değildiniz, o zaman kimin kullandığını söyleyebilirdiniz. Bu konuda eksik olan desteğinizden dolayı, bu tür yükümlülük karşılığıdır. 8 ay olması dahi bunu engellemez. Gelecek 8 ay içerisinde yine trafik kuralları ihlali olunca, en azından arabanın kimin kullandığı belli olacaktır.

01.02.2015 21:30