TAKİP ET
İsmail Kul

İsmail Kul

Biz kimiz?

Dün gündem toplantısında bayağı tartıştık.

Biz kimiz? Almanya’da yaşayan insanlarımızı nasıl tanımlamalıyız?..

Mevzu bu sorulardı. Sebebi de buradaki Türkiye kökenli milletvekilleri ile ilgili haber çalışması.

Milletvekilleri ile görüşen arkadaşımız yaşadıklarını anlatıyordu.. Çoğu Türk(iye) kökenli milletvekili Alman milletvekili olma özelliğini öne çıkarıyormuş. Türk kökenli kısmını ya kabul etmiyor, ya da öne çıkarmak istemiyormuş.

Hatta bir tanesi Türk medyasını suçluyormuş: Türk vurgusu yaparak buradaki insanlar arasında, Almanlar ile Türkler arasında ayrımcılık yapıyorsunuz demeye getiriyormuş.

Peki, bu durumda biz ne diyecektik?

***

Bir 15 sene önce olsa Türk kökenli olmaya itiraz edenleri yargılardım. Şimdi yargılamıyorum.

Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:

Tek doğrusu olan bir konu değil bu.

Kişiden kişiye farklı doğrular olabileceği gibi aynı kişi için bile farklı doğruları olabilir bu meselenin. Kişi sabah şöyle düşünür, öğlen, ikindi vakti şöyle düşünür, günde beş vakit fikir değiştirir demek istemiyorum.

Ama kişi bulunduğu farklı mekanlarda, farklı ortamda farklı şeyleri doğru kabul edebilir.

Kaç tane insan kendini Almanya’da farklı tanımladığı halde yurtdışında, Türkiye’de veya başka bir ülkede üzerinde ne kadar Almanya’nın etkisini taşıdığını hissetmiştir.

Sonra “Türkiye’de Öteki Olmak” isimli kitabı okuduğumda Türkiye’de yaşayan azınlıkların da benzer şeyler hissettiklerini gördüm. Onlar da Türkiye’de kendilerini farklı hissediyorlar, ama Türkiye dışına çıktıklarında üzerlerindeki Türkiye damgasının ne kadar derin olduğunu görüyorlardı.

Bu bölünmüşlük duygusu biraz da azınlıkların kaderi galiba.

***

Yine de..

Baştaki soruya dönecek olursak:

Benim de kafamda net bir çözüm yok.

Bir taraftan: Çoğumuz Alman vatandaşıyız, çocuklarımız da öyle. Alman okul sisteminden geçiyorlar, Alman arkadaşları var. Çok büyük ihtimalle hayatları Almanya’da geçecek. Arada bir yurtdışına gitseler de dönecekleri yer Almanya olacak, Türkiye değil.

Diğer taraftan: İsimlerimiz farklı. Bu noktada söz konusu (Türkiye kökenli) milletvekillerinin – davranışlarını her ne kadar anlayabilsem de – meseleyi basitleştirdiğini düşünüyorum. İşin bu yönünü de inkar edemezsiniz. Siz etseniz toplum etmez. Etmiyor da zaten.

Bu konuda devletin politikası farklı olabilir. Devlet size Alman demek isteyebilir. Ama hayatınızın çoğu da toplum içinde geçiyor. Kişi toplum geneline karşı kimlik dayatması yapabilir mi?

***

Belki de bunlar geçiş dönemi tartışmaları. (Zaten hangi dönem geçiş dönemi değil ki!).

İleride muhtemelen göçmen kökenli (mit Migrationshintergrund) tanımlaması da anlamını yitirecek. Köken sorulduğunda biri çıkıp gırgırına şöyle diyebilir mesela:

“Tenimin beyaz olmasına bakmayın, ben Afrika kökenliyim abi. Atalarım 60 bin sene kadar önce Afrika’dan çıkıp Ortadoğuya, oradan da Asya’ya gitmiş. Orada Çin’e dal çık, dal çık.. Sonra kuraklık da baş gösterince bakmışlar olmayacak, ekmek aslanın ağzında, pilav da yok.. Bin sene kadar önce yola koyulmuşlar ve ver elini Anadolu. Malum, oradan da buraya..“

Bu kadar geriye gidince herkes göçmen.

Ama bugünlere gelince de durum pek farklı değil ki? Bugünkü Almanya’nın çoğu göçmen. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 5 milyon Alman, 12 milyon yabancı işçi olmak üzere 17 milyon insanı entegre etti Almanya. Sonra bizimkiler geldi.

Bugün de Almanya’ya gelen gidenin haddi hesabı yok. Önceki sene bir milyon 226 bin insan gelmiş, yaklaşık 800 bin gitmiş. Ülke içinde de her sene yaklaşık bir milyon kişi taşınıyor.

Sanıyorum, ileride her şey daha da normalleşince bu gibi sorular da kendiliğinden hallolacak. De Maziere, Kaczinsky gibi Yılmaz da normal bir Almanya ismi haline gelecek.

24.11.2014 21:30