TAKİP ET

ANNE İLE BABANIN YEDEĞİ YOK

Birinci nesil sadece güleryüz ile tatlı dil bekliyor

Metropol FM’in sevilen sunucusu Aslı Kavaklar sektör değişti. Hizmet sektörüne geçti. Deta-Med Hasta ve Yaşlı Bakım Servisi’nde marketing ve proje şefi olarak çalışıyor ve yeni işini çok seviyor. Üç aydır birinci nesilden insanlarımıza hizmet götüren Aslı Kavaklar onların bizden çok fazla bir şey istemediğini, sadece güleryüz ile tatlı dil beklediğini söylüyor.

“Onlar genelde geçmişte, hatıralarla yaşadıklarından hemen onları anlatmaya başlıyorlar. Birilerinin onları dinlemesini istiyorlar. Elini tutacaksın dinleyeceksin, başka da ihtiyaç duydukları hiç bir şey yok.” diyen 41 yaşındaki Kavaklar yeni mesleğinde yaptığı deneyimlerden yola çıkarak annesini babasını arayıp sormayanlara sesleniyor ve şöyle diyor:  “Açıkçası kişisel fikrim olarak, anne baba geçmiş zamanda ne yapmış olursa olsun, ne gibi hataları olmuş olursa olsun, aile içerisinde ne yaşanılmış olursa olsun, yaşlılıkta annenin babanın yanında olmadan, onların elini tutmadan Allah’ın o insanların yolunu açacağını düşünmüyorum. O yüzden de burada tam da yeri gelmişken, diyorum ki, annemiz babamız sadece bir tane, eski arkadaş oluyor, eski eş oluyor, işte ne bileyim eski araba oluyor, yani herşeyin eskisi oluyor ama annenin babanın ve çocuğun eskisi olmuyor, bir kez kaybettiniz mi, bir daha bulamazsınız. Bir de şu var: Sizler annenize babanıza sahip çıkarak çocuklarınıza örnek olmaz iseniz, yaşlılığınızı siz de tek başınıza geçirmeye hazırlıklı olun!”

Aslı gazeteciydin, şimdi sağlık sektöründesin. Nereden icap etti bu değişiklik?
Aslında ben kendimi çok da fazla gazeteci olarak nitelendirmem. Onu çok haddime bulmam. Gazetecilik daha çok sizlerin işi. Ben program sunucusuydum. Ben 16 sene radyoda sunucu olarak çalıştım. Berlin’e gelmeden önce İzmir’de de sunuculuk yaptım.

16 sene yetti diyorsun…
Sana bir şey diyeyim mi Gülay! Galiba bir noktadan sonra insanlar belli doyumlara ulaşıyorlar. Baktım sunuculukta artık fazla ilerlemiyorum, ilerleyecek yer de yoktu aslında bulunduğum koşullar içerisinde. Dolayısıyla bu zamana kadar edindiğim bilgiyi, çevreyi  farklı bir alanda değerlendirmek daha mantıklı gibi geldi bana. Ben diyorum ki, bu zamana kadar en çok egomu tatmin etmişim sunuculukta, şimdi ise yaşlı ve hasta insanlara hizmet götürerek vicdanımı tatmin ediyorum. Bu da bana çok iyi geliyor.

Peki, sunuculuktan ayrılma kararını almak zor olmadı mı? “Bunca yıl deneyimim var, bunca yıl yatırım yaptım bu mesleğe, emeğim var, şimdi yepyeni bir işe başlamak zor olur gibi” düşüncelere kapılmadın mı? Bir çok insan bu düşüncelere takılıp kalıyor ve hayatında değişiklik yapmaktan korkuyor.
Ben yapı itibarıyla hayatımda devamlı değişiklik isteyen bir insanım. Sanıyorum onun çok etkisi oldu. Kaldı ki, 16 sene radyoculuk az bir zaman değil. Aslına bakarsan, meslekte çok da keşfedebileceğim yeni bir alan kalmadı ve ben kendimi yenilemek istedim. Son iki yıldır hem özel hem iş hayatımda yeni bir süreç başladı, ben ona değişim süreci diyorum ve o süreç beni bu noktaya taşıdı. Bazen hayatı alt üst etmek gerekiyor, bazen alttan çıkan üsttekinden daha iyi olabiliyor.

MESLEĞİMİ ÇOK SEVEREK YAPTIM

Senin özel hayatından hareketle açıyı genişletirsek, esasen dünyada bir trend halinde bu süreçler. Bir mühendis, doktor ya da üniversite profesörü işini bırakıyor pasta yapmaya başlıyor ya da başka bir ülkeye göç ederek orada yeni bir hayata başlıyor. Sen de biraz bu modaya mı kapıldın?
(Gülüyor) Yok, ben buna öyle bakmıyorum, bu gelişmeleri trendten ziyade aydınlanma olarak değerlendiriyorum. İnternetin gelişmesiyle insanlar daha çok bilgiye ulaştılar, kişisel gelişime ilgi giderek arttı ve bir sürü insan “Hey, aslında bu dünyada çok da fazla zamanımız yok, şimdiye kadar böyle gitti, en azından geriye kalan zamanda sevdiğimiz işi yapmalıyız” duygusuna ve motivasyonuna geçiyor. Bu benim için geçerli değil, çünkü sunuculuk benim hayatımın mesleği idi. Mesleğimi ben her zaman çok severek yaptım.

Ne kadar oldu yeni işine başlayalı.
Geçen kasım ayı itibarıyla başladım işe. Üç ay olmuş..

Ne tür deneyimler yaptın şimdiye kadar yeni sektörde?
Önce şunu söyleyeyim. Ben büyürken, annemin anneannesi bizim evdeydi. Onu kaybettikten sonra babaannem bize geldi. Yani bizim evimizde daima bir yaşlı vardı ve ona her zaman hürmet gösterilirdi. Dahası ben yaşlıları çok severim ve onlarla çok iyi anlaşırım. Birinci nesilden insanlarımızı, hizmet verdiğimiz hastalarımızı gündüz bakımevinde veya ortak yaşam evinde ziyarete gittiğimde çok mutlu oluyorum. Onların gözlerindeki ışıltı bana büyük bir mutluluk veriyor. O yüzden bu işi çok seviyorum. Biz Deta-Med olarak yaşlılarımıza büyük bir şefkatle, sevgiyle yaklaşıyoruz.İşte bu sevgi ve şefkat ortamında olmak beni mesleki anlamda büyülüyor.

ÇOCUKLUKLARINI ANLATIYORLAR

Nasıl davranıyorlar sana, merhaba dediğin andan itibaren onlarla karşı karşıya geldiğinde neler anlatıyorlar?
Zaman zaman radyodan tanıyanlar, sesimden tanıyanlar oluyor, onlarla sohbet ediyoruz. Bazı hastalarımız hiç tanımıyor beni. Demans olan hastalarımız var. Onlarla her gittiğimde yeniden tanışıyoruz. Bizden çok fazla bir şey istemiyor birinci nesil. İstedikleri sadece güleryüz ile tatlı dil.  Yanlarına oturduğunda başlıyorlar hemen çocukluklarından anlatmaya. Genelde geçmişte, hatıralarla yaşadıklarından hemen onları anlatmaya başlıyorlar. Birilerinin onları dinlemesini istiyorlar. Elini tutacaksın dinleyeceksin, başka da ihtiyaç duydukları hiç bir şey yok burada.

İşinin tam tanımı ne Aslı?
Ben şu anda Deta-Med’te marketing ve proje şefliği yapıyorum ama ben, benim görev alanım şu, ben onun dışına çıkmam, benim işim şurada başlıyor şurada bitiyor diye düşünmüyorum, hayatım boyunca hiç böyle düşünmedim. Anlayabildiğim, bir fayda sağlayabileceğim ya da dahil olabileceğim bir iş varsa ben oradayım. Biz şimdi Deta-Med olarak hospiz açma sürecindeyiz. Kültüre yönelik bir hospiz açacağız.

Şu ana kadar bu kelimeyi duymamış olanlar için ne anlama geldiğini kısaca anlatsan…
Hopsiz tıbbi tedavinin sona erdiği an itibarıyla ölümcül hastalıklarda insanların son anlarını geçirecekleri yerler oluyor. Berlin’de farklı hospizler var, hastanelerin içinde de hospizler var ama kültüre yönelik hospiz yok. Beni en çok heyecanlandıran projelerden bir tanesi bu. O projenin de içerisinde aktif olarak görev alıyorum. Onun dışında marketingi kapsayan şeylerin hepsinde bana düşen görevi yerine getiriyorum.

ANNENİZİN BABANIZIN KAPISINI ÇALIN

Demin yaşlılardan konuştuk. Onların onları dinleyecek insanlara ihtiyacı var dedin. Peki bu insanlarımızın aileleri, yakınları, akrabaları yok mu?
Bu öyle bir zor ve acı bir durumki Gülay… Yani tabii ki var. Anne-babalarıyla çok iyi ilgilenen aileler de var ama…ilgilenmeyenler de çok. Şunu görüyorum yaşlılık zor bir süreç, gerçekten zor bir süreç! Mesela, hastalarımızın arasında bir karı-koca var, onbir tane çocukları var ve de hepsi Berlin’de yaşıyor ve hiç birisi anne-babalarının kapısını çalmıyor. Yani bir anne baba onbir tane çocuğu büyütüyor, onları hayata, topluma kazandırıyor ama o onbir kardeşten bir tanesi bile gelip anne babanın elini öpmüyor. Belki onların kendilerine göre haklı sebepleri vardır, bilemem ama ben, açıkçası kişisel fikrim olarak, anne baba geçmiş zamanda ne yapmış olursa olsun, aile içerisinde ne yaşanılmış olursa olsun, yaşlılıkta annenin babanın yanında olmadan, onların elini tutmadan Allah’ın o insanların yolunu açacağını düşünmüyorum. O yüzden de burada tam da yeri gelmişken, diyorum ki; annemiz babamız sadece bir tane, eski arkadaş oluyor, eski eş oluyor, işte ne bileyim eski araba oluyor, yani herşeyin eskisi oluyor ama annenin babanın ve çocuğun eskisi olmuyor, bir kez kaybettiniz mi, bir daha bulamazsınız.

Ve de anneyi babayı kaybetmeden önce bunu yapabilmek önemli, değil mi?
Aynen öyle. Bence, ben bugün anne babama sahip çıkmıyorsam, onun kapısını çalmıyorsam, onu ziyarete gitmiyorsam, yarın öbürgün çocuğumun da beni ziyarete gelmeyeceğine hazırlıklı olmam lazım. Hayat böyle bir şey çünkü.

Şu ana kadar, şu satırları okuyana kadar annesiyle babasıyla ilgilenmemiş insanlara neler söylemek istersin.
Diyorum ki, her ne yaşadıysanız, yaşadınız, affedin, hem annenizi hem de babanızı affedin. Şunu bilmek lazım, koşullar ne olursa olsun, aslında bir anne, bir baba kendi evladı için kendince doğru bulduğu şekilde davranıyor. Evlat onu doğru bulmayabiliyor, annem ya da babam bana yanlış yaptı diyebiliyor ama anne baba, o olayları, o zaman yaşarken kendince en doğru şekilde davranmaya çalışıyor. Dolayısıyla onlarla geçireceğiniz süre çok kısıtlı, onlar gözlerini kapattıktan sonra geri dönüşü olmuyor.

ÖNCELİKLERİ İYİ BELİRLEMEK GEREK

Anneyi babayı kaybettikten sonra mezarı başında ağlamaktansa şimdi gidip birlikte ağlamak tedavi edici olur her iki taraf için de.
Kesinlikle. Hepimizin hayatında günlük koşuşturmaca var ama öncelikleri iyi belirlemek lazım. Ailemize yatırım yapmadan hayatta hiç bir şeyden geri dönüşüm alamayacağımızı öğrenmemiz lazım.

Peki, yaptığın iş sende, kendi iç dünyanda bir vicdan muhakemesine yol açıyor mu? Aslı olarak kendini gözden geçirip özel hayatımda şimdiye kadar neler yapmışım, iş hayatımda şimdiye kadar neler yapmışım diye gözden geçiriyor musun?
Kesinlikle…O sorgulamayı yapıyorum ama ben yapı itibarıyle zaten annemle babamla hep ilgilenmiş bir insanım. Babamı kanserden, çok ağır bir hastalıktan kaybettim ama geriye dönüp baktığımda vicdanen son derece rahatım. Yapabileceğimin en fazlasını yaptığıma inanıyorum. Onun yanındaydım, son dakikalarında da yanındaydım. Annemin de elimden geldiğince yanında olmaya, her gün mutlaka telefonlaşmaya, onunla sohbet etmeye çok özen gösteriyorum. Ama bu, bu iş ile bağlantılı olarak ortaya çıkmadı yani, benim yapımla karakterimle alakalı bir şey bu, ben zaten annemle her zaman yakından ilginen bir insanım.

KIRKLI YAŞLARDAKİ KENDİMİ DAHA ÇOK SEVİYORUM

Zaten öyle bir insan olmasaydın bu iş sana cazip gelmezdi.
Aynen…Ama yine de tabii iş hayatında gün boyunca bir vicdan muhasebesindesin. Daha ne yapabilirim diye kafa yoruyorsun. Hastalardan bir tanesini kaybettiğini öğrendiğinde oturuyorsun ağlıyorsun. Çünkü bir şekilde duygusal bağ kuruluyor. Ama vicdanın üzerinde çalışmanın bana iyi geldiğinin farkındayım. Hayata bakış açım değişiyor. Günün tadını çıkarabilmeyi, sahip olduklarıma şükredebilmeyi ve iyi insan olmak için elimden daha ne geliyorsa yapabilme çabasında olmayı seviyorum. Kırklı yaşlardaki Aslı’yı o yüzden daha çok sevdim diyebilirim.

Anladığım kadarıyla bu sektörde kalmaya niyetlisin.
Valla, ben bu sektörü çok sevdim. Değiştiririm gibi gelmiyor. Radyoyu, stüdyoyu çok özlerim sanıyordum ama aramıyorum.  Sohbet ettiğimiz, özel konuştuğumuz dinleyiciler var, onları tabii ki özlüyorum ama onlarla sosyal medya üzerinden haberleşiyoruz. Evet, radyo radyo bir tılsımdır, radyo başka bir şeydir ama doymuşum demek ki. Radyoyu her zaman sevdim, her zaman seveceğim, hep saygıyla hatırlayacağım ama dediğim gibi doymuşum demek ki şu anda farklı alanda hizmet veriyor olmak, hizmet sektöründe olmak beni çok tatmin ediyor.

Tek tek dinleyicilerle şu veya bu şekilde haberleşiyorsun, o güzel ama, tüm dinleyicilere bizim aracılığımızla ne söylemek istersin?
Onları seviyorum, radyoyu dinlemeye devam etsinler, çünkü Metropol FM çok önemsenmesi, ciddiye alınması gereken bir kurum. Senelerdir tek başına ayakta duran ve tek başına Almanya’daki Türkler’in sesi olmaya devam eden, kendini geliştiren kendini büyüten bir kurum. O yüzden de biz Almanya’da yaşayan Türklerin radyomuza sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de Metropol FM’i dinlemeye, desteklemeye devam etsinler. Buradan tüm Metropol FM çalışanları da dahil olmak üzere herkese selamlarımı gönderiyorum.

SÖYLEŞİ: GÜLAY DURGUT BERLİN

FOTO: BETÜL ALTUNKAYNAK

25.01.2016 11:00