TAKİP ET
Ebu Abdurrahman

Ebu Abdurrahman

Bir sorunun cevabını arıyoruz

1920’li yılların sonunda Bediüzzaman Hazretleri’nin Barla’da ziyaretine giden Hüsrev Altınbaşak kendisine, “Mestlerin kalın bükülmez tabanları ile namaz caiz olur mu? Şehir hükmünde olma- yan küçük yerlerde cuma namazı kılınabilir mi?” gibi sorular sormuş.

Üstad da ona “Bu gibi ihtilaflı noktalarda fıkhî olarak çok değişik görüşler vardır… Şimdi insanlığın çok büyük bir derdi var; imanlar tehlikede… Bizim her şeyi bırakıp, iman ve Kur’an hizmeti yapmamız lâzım” diye karşılık vermiş…

Bu cevaba göre iman hizmeti acaba niçin çok mühimdir? İşte bu sorunun cevabını Yirminci Mektup’un Birinci Makamı’nda arayacağız… Ekonomi ilmi, insanların ihtiyaçlarının sonsuz olduğunu; psikoloji ise insanların emel ve arzularının sonsuz olduğunu söylüyor. Halbuki insanların gücü ve imkânları çok sınırlıdır. Onun için bir dayanma noktasına ihtiyacı vardır. Her zaman arkasında sonsuz bir gücün varlığını, ruhunun derinliklerinde hissetmelidir. Yani esas itibariyle insanın yaratılışı, yapısı ve fıtratı böyledir…

Onun için Bediüzzaman Hazretleri Yirminci Mektup’un Birinci Makamı’nın Mukaddemesi’nde diyor ki: “Katiyen bil ki; yaratılışın en yüksek GAYESİ, fıtratın en yüce NETİCESİ, ALLAH’a imandır. İnsaniyetin en âli MERTEBESİ, beşeriyetin en büyük MAKAMI, ALLAH’a iman içindeki MARİFETULLAH (Cenab-ı Hakkı, isimleri ve sıfatları ile tanıma, bilme ve onlarda derinleşme)’tır. Cinlerin ve insanların en parlak SAADETİ ve en tatlı NİMET’i o marifetullah içindeki MUHABBETULLAH’tır. İnsan ruhu için en hâlis SÜRUR, insan kalbî için en sâfî SEVİNÇ, o muhabbetullah içindeki RUHÂNÎ LEZZET’tir.

“Evet, bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve sâfî lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullah’tadır; onlar onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, sırlara, ya bilkuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil mazhardır. O’nu (cc) hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekâvete (bedbahtlığa), elemlere ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.

“Evet, şu perişan dünyada, âvâre insanlar içinde, semeresiz ve neticesiz bir hayatta, sâhipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni bir dünyada, insan Sâhibini tanımazsa, Mâlikini bulmazsa, ne kadar çaresiz sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer Sâhibini bulsa, Mâlikini tanısa, o vakit Rahmetine sığınır, Kudretine dayanır; o vahşetyeri olan dünya güzel bir gezinti yerine döner ve âhiretin bir ticaret yeri olur.”

Üstad Hazretleri’nin sergilediği bu gerçeği bugün yedi milyarı aşkın insanlık yaşayarak birebir isbat ediyor. Onun için bu Risale-i Nur hakikatlerini tanıyan bizlerin, bunları bilhassa muhtaç ve ihtiyacını hisseden insanlara ulaştırmak için acele etmemiz gerekir.

19.01.2016 19:53