TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Berlin’den İstanbul’a, 2015’den 1915’e bakmak

Almanya genelinden Türklerin katıldığı ‘Halkların Anlaşması İçin Barış Yürüyüşü – Soykırım Suçlamalarına Son’ yürüyüşü Berlin Türk Evi’nin bulunduğu An der Urania caddesinde başladı ve Zafer Anıtı’nın yanından geçerek Strasse des 17. Juni’de bitti. Yürüyüşün bittiği yerden bu geniş caddeyi yürümeye devam ettiğinizde doğu ile batı Berlin’i birbirinden ayıran eski duvarın geçtiği Brandenburg Kapısı’na ulaşıyorsunuz. Kapı’nın doğu tarafındaki Paris Meydanı’nda (Pariser Platz) biten başka bir yürüyüş daha vardı cumartesi günü Berlin’de: Ermeni soykırım iddialarını destekleyen yürüyüş.

İlkine yaklaşık 15 bin, ikincisine ise 3 bin 800 kişi katıldı. Birbirine bu kadar yakın mesafede cereyan eden iki yürüyüşte sadece birbirinden farklı olan değil, birbirine zıt iki tarih okuması savunuluyordu. İki taraf da kendini mağdur ve mazlum, ötekinin atalarını suçlu ve katil olarak görüyordu. Aradan geçen bir asır tarafları birbirine yakınlaştırmaktan çok uzaklaştırmış, empatiden çok karşıtlık duygularının canlı tutulmasını netice vermişti. Türk yürüyüşüne önde giden grubun elinde üzerinde 1974-84 yılları arasında Asala Terör Örgütü tarafında öldürülen Türk diplomatların yer aldığı büyük bir afiş, neredeyse her katılımcının elinde ise bir veya iki Türk bayrağı vardı. İkinci sırada Azerbaycan bayrakları geliyordu. Alman bayrak ve katılımcı sayısı bir elin parmakları kadar ya vardı ya yoktu. Bu da 100 yıllık uluslararası arenadaki  durumun fotoğrafı gibiydi: Türkiye ve Türkler kendi tarih okumalarını batı bilim dünyasına ve kamuoylarına yeteri kadar anlatamadı!

Korku ile merak arasında

Türk bayrağına ek olarak üzerinde Atatürk fotoğrafının,  ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ ve ‘Ben bir Türküm’ yazılarının yer aldığı tişört giyen gençler dikkatimi çekti. Organizatörler ve katılımcılar açısından normal kabul edilen bu manzara, bir Alman için aşırı milliyetçilik işaretleri olarak okunabilir. Bunu ana cadde üzerinde devam eden yürüyüşü yaya yolundan takip eden Alman ve turistlerin korku ile merak arasında gözlerinin önünden geçen kırmızı-beyaz renklerden oluşan sahneyi izlerken takındıkları yüz hatlarından anlamak mümkün. Tamamen Türk ve Türkiye havasının estiği ortamda ‘yabancıların’ kimi fotoğraf çekiyor, kimi ise cep telefonu ile kayıt yapıyordu. Acaba federal içişleri bakanlığında yıllardır uyum ve İslam politikaları ile ilgilenen bürokrat ve siyasetçiler bu manzaraya bakarak, ‘az gittik uz gittik dere depe düz gittik, ancak bir de döndük baktık ki uyum politikalarında bir arpa boyu yol ancak gitmemişiz’ diyorlar mıdır?

Berlin’de demokrasi, İstanbul’da bitmeyen zulüm

Berlin’de cumartesi günü bu iki yürüyüş dışında başka yürüyüş ve mitingler de yapıldı. Emniyetin gözetimi altında, güven içinde insanlar ya federal hükümeti protesto etti, ya da yanlış yürüdüğüne inandığı bir konuyla ilgili örgütlenme ve yürüyüş hakkını kullanarak tepkisini ortaya koydu. Berlin Emniyet Teşkilatının açıklamasına göre tüm bunlar barış ve huzur içinde gerçekleşti.

Almanya’da Türk’ü, Ermeni’si, işçisi, çevrecisi anayasal düzenin güvencesi altında demokratik temel haklardan yararlanırken, Türkiye’de hukuk ayakları altına alındı. Aylardır haksız yere zindanda tutulan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve 75 polisin mahkeme kararına rağmen özgürlüklerine kavuşmaları engelleniyor. Hafta sonu Berlin’de ve İstanbul’da yaşananları kıyaslayınca Türkiye’nin demokrasiden her geçen gün ne kadar uzaklaştığı, temel hakların  – bırakın güvence altına alınması – belli bir azınlığın çıkarları için nasıl ayaklar altına alındığı görülüyor. Bugün Türkiye’de gücü elinde tutanlar Türkiye’ye zarar veriyor, kendileri batarken ülkeyi de batırıyor ve yurtdışında şu sorunun sorulmasına sebep oluyorlar: “Bugün Türkiye hükümeti anayasa, uluslararası sözleşme, adalet ve hukuk ilkeleri, demokrasi ve insan haklarını yok sayarak adı Hizmet Hareketi olan bir inanç topluluğunu bitirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de nefret, kin, yalan ve iftiradan oluşan bir propaganda mekanizmasını kullanıyor. Acaba 1915’de iktidardaki İttihat ve Terakki yönetimi Ermenilere karşı benzeri bir yöntem kullanmış olamaz mı?”

29.04.2015 10:18