TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Berlin tesadüflerle kurulmuştur!

Berlin değil de Münster olsun, fark etmez. Münster, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde şirin bir şehir. Almanya’nın en hatırı sayılır üniversitelerinden birinin sahibi. 300 bin kadar nüfusunun 60 bini öğrenci. En az bin yıllık şehri 1824’ten beri yöneten belediye başkanlarının isimleri dönemleriyle birlikte yazılı.

Üniversitenin sekretaryasının bulunduğu Schloss (Saray) ile tam merkezdeki Lamberti Kilisesi şehrin önemli sembollerinden. Otuz Yıl Din Savaşları’nı (1618-48) sona erdiren meşhur Vestfalya Antlaşması’nın imzalandığı yer. Tarihi dokuyu en canlı şekilde yaşatan şehirlerden. Almanya’yı biraz tanıyanlar, şehirleşme ve tabiatı korumada ne kadar hassas ve ileri olduklarını teslim ederler.

Geçenlerde pederin yattığı Kulak Burun Boğaz Kliniğine gittim burada. Üçüncü kattaki pencereden etrafı seyrederken gözüm tarihi binalarla, yolun iki tarafındaki iri ağaçlara ilişti. Hava oldukça sıcaktı, ama hafiften esen rüzgarla dallar sallanıyordu. Bunda garipsenecek ne var diyebilirsiniz… İlk defa mı tarihi binalar ve ağaçlar görüyor(d)um sanki? Aklıma gelen şey şuydu: Tarihi bina insanın eseriydi ve oraya tesadüfen dikilmemişti. İnsan zihninin büyük çabalarıyla ve tabii ki iradesiyle inşa edilmişti. Bir hesap kitap işiydi yani. Peki ya ağaçlar, rüzgar, güneş, hava, yağmur… Bunlar kimin veya neyin iradesinin neticesiydi acaba? Aklıma takılan nokta aslında çok basit(ti). Şöyle etrafımıza bir nazar eylediğimizde dünyada iki tane iradenin varlığını idrak ederiz. Biri insanın, mesela Münster’i inşa eden, oraya güzel bir Schloss yapan, üniversite ve hastaneler kuran, Lamberti Kilisesi’ni diken küçük bir irade. Herhalde hiç kimse bütün bu yapıların ve şehir sisteminin kendiliğinden tesadüf eseri kurulduğunu iddia etmez. Ya ederse!?

Peki ağaçlar, rüzgar, güneş, hava, su gibi insan iradesinin dışında cereyan eden mikrodan makroya bütün varlığı hangi iradeye bağlayacağız? Hangi iradeye diyorum, çünkü hiçbir tesadüfe rastlanmayacak kadar ince hesaplarla işleyen bir mekanizmadan söz ediyoruz. Birçok bilimin ortaya çıkmasına vesile olan tabiat ve canlıların işleyişini bir iradeye vermeyecek miyiz? Eğer öyleyse aklı zora sokan bir yaklaşım olmaz mı bu? Yani tarihî bir bina, bir saray, bir şehir, bir yol insan iradesinin işi olacak, bitki, hayvan, insan, güneş, ay, rüzgar, yağmur, hava, su, fotosentez, ozon tabakası, atmosfer gibi varlıkların mükemmel yapılarıyla aralarındaki harika ilişkiler bir büyük iradenin eseri olmayacak! Her saniye 5000 işlemin yapıldığı gözle görünmeyen bir hücredeki yüzlerce küçük fabrika gibi çalıştırılan organellerin sanatlı yapısı tesadüfe verilirse, onların yanında çok basit kalan bir hastane veya belediye binası da tesadüfen yerlerine dikilmişler demede bir mahzur yok o zaman!

İnsan iradesiyle yapılanlar tesadüfe verilmezken, onun dışında cereyan eden ve insanın yaptıklarından binlerce kere daha mükemmel bir sisteme bağlı çalışan her şeyin tesadüfe veya tabiata atfedilmesi yaman bir çelişki değil midir?

Halbuki Dünya’da bir öngörü de söz konusu. Her şeyin bir hedefe yönelik olarak varlık sahnesine sürüldüğü ortada. Gayesiz, başıboş hiçbir şey yok. Aksi, sayısız tesadüfün her attığını 12’den vurmuşçasına her şeyin yerli yerine oturduğunu iddia etmek olur, ki evolüsyon tam da bunu söylüyor.

Her şey insan için… Varlığın, canlıların veya insanın ihtiyaçlarına göre şekillendiği aşikâr. Güneş sistemi, içinde canlıların yaşadığı Dünya ile birlikte harika bir fabrika gibi işliyor. Can alıcı soru şu: Atomlarına kadar bütün varlık, kendi kendine tesadüfen şekillenerek, hatta ince eleyip sık dokunarak canlılar ve insan mı ortaya çıkmıştır, yoksa baştan her şeyi canlıların ve insanın ihtiyaçlarını bilen biri mi her şeyi kuşatan Büyük İradesiyle yaratmıştır? Big Bang’den günümüze bütün bir varlık sayısız hikmetler, bu hikmetleri görünür kılan çok ince hesaplar hep bir mana ve hedef ihtiva ederken, insan aklı bir çırpıda her şeyi manasızlaştırıp nasıl tesadüfe bağlayabilir?

Fotosentezden rüzgarlara, hava ve suyun hayatiliğinden, Güneş ve Ay’a kadar varlıktaki mükemmel düzen ve armoni, aralarındaki ancak matematik ve fizik kanunlarıyla tanımlanan ve insanı hayretlere düşüren ilişkiler ağı gerçekten tesadüflerin eseri midir? Gıdalara uygun enzimlerle donatılmış sindirim sistemi, her hücreye kan yoluyla protein, glikoz götüren dolaşım sistemi, her kemiğimize en uygun yerinden bağlanmış kaslarımız, dünyayı okuyup anlamamızı sağlayan duyu organlarımız ve hâlâ sırları çözülemeyen beynimiz tesadüflerle izah edilebilir mi?

İnsanın kendi ihtiyaçları için kurduğu şehirler, çoğu kez tabiattaki işleyişten ilham alarak icat ettiği teknolojik aletler tesadüf eseri olmuyor da, insan iradesi dışında, ama yine canlılar için hazırlanan çok daha mükemmel ve komplike sistemler niçin öyle olsun? Hem de bunların hammaddeleri bile insan iradesi dışındaki Büyük İradenin bir hediyesiyken.

Tamam, var olandan, yani mevcut varlıktan istifade ederek yapılan keşif ve icatları insanın iradesine verelim. Verelim de insanın iradesi kimin eseri o zaman! Yok yok, Berlin de tesadüflerle kurulmuştur!

14.11.2014 18:30