TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Benim oyum Endax’a (1)

Seçim döneminde siyasiler meydanlara iner ve seçmenle buluşur. Bunun neticesi olarak da seçmen reyinin değerini anlar. Demokratik yolla seçkinler sınıfına yükselen siyasi elitlerin belki de en mütevazı oldukları günler, seçimlerden önceki bir kaç haftayı kapsayan işte bu günlerdir. Seçmenin meclis tartışmalarından tanıdığı veya yüzüne televizyon ekranlarından aşina olduğu seçkin simalar birden camide veya kültür derneğinde karşısında beliriverir ve ‘oyunu bana ve benim partiye ver’ ricasında bulunur.

Henüz oyunu sandığa emanet etmeyen seçmen bu şekilde egemenliğin kaynağının kendisi olduğunu yakından anlamakta ve vekiline istediği soruları sorabilmektedir. Bu dünyanın birçok ülkesinde insanların uğrunda canlarını vermeye hazır oldukları güzel ve değerli demokratik bir tecrübedir. Seçime katılımın yüksek olduğu durumlarda ise seçmenin ayrı bir değeri ve ağırlığı vardır. Bundan dolayı Eylül de yapılacak iki eyalet (Hessen ve Bavyera) ve bir de federal seçimde mutlaka sandığa gitmeli, toplantılara katılarak seçimlerden sonra kaybolacak olan devletlulara beklentilerimizi iletmeliyiz. Çifte vatandaşlıktan, iki dilli eğitime, Müslümanları tehdit olarak gösteren güvenlik politikalarından, kültürel ve dini çeşitlilikle her geçen gün önemi artan başka sorunlarla Türk-Alman ayırımı yapmadan, her siyasiyi yüzleştirmeliyiz.

Ancak demokratik katılımı seçim gününde oy kullanmaya indirgemek eksik bir demokrasi anlayışıdır. Sosyalizm toplumu, faşizm devleti, liberalizm bireyi adeta kutsarken, demokrasi sosyal ve siyasi yaşamı farklı alanlarda faal olarak şekillendiren reşit vatandaştan gücünü alır. Budan dolayı denebilir ki demokratik yönetim anlayışının alamet-i farikası vatandaşa hizmet eden bürokrat ve siyasetçi anlayışıdır.

Vatandaşın seçim gününün ötesinde farklı araçlarla görüşünü dile getirmesi ve farklı siyasi katılım imkanlarında yararlanması Alman demokrasisinin temel sorunlarından biri olan siyasi elitlerin tabandan kopmasına da engel olacaktır. Demokrasilerde bu ihtiyacı basın ve daha bilimsel ve etkili bir şekilde kamuoyu yoklama kurumları yerine getirmektedir.

Almanya’da yakın tarihe kadar Türklerin gündemle ilgili ne düşündüğünü sistemli bir şekilde araştıran bir kurum yoktu. Ancak başında sosyolog Kamuran Sezer Beyin bulunduğu Endax kamuoyu yoklama girişimi (endax.de) her geçen gün bu önemli ihtiyacı karşılayacağının işaretlerini veriyor.

1 Nisan 2013 tarihinde çalışmalarına başlayan Endax kısa zamanda binlerce Almanyalı Türk’ün ilgisine mazhar oldu. Almanyalı Türklerin tarafsız ve bağımsız sesi olmaya aday bu girişim katılımcılara önce nasıl tanımlanmak istediğini sorusunu yöneltiyor.

Endax’ın ilk kapsamlı kamuoyu yoklama konusu ise Münih’te mahkemesi devam eden sağcı terör örgütü Nasyonal Sosyalist Yeraltı’nın (NSU) cinayetleri ve bu seri cinayetler karşısında Alman devletinin tutumu ile ilgili oldu. Bir çok Alman haber sitesi ve gazetesinde Endax’ın bu çalışması ile ilgili haber yayınlandı. Deutsche Welle Endax’ın bu önemli çalışmasını şu cümlelere okurlarına duyurdu: “Dortmund merkezli “Futureorg Enstitüsü”ne bağlı EndaX kamuoyu araştırma kuruluşunun, Almanya’daki Türkler üzerinde yaptığı araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmada, Almanya’daki Türklerin NSU cinayetlerinin aydınlatılması bağlamında Alman siyasi kurumlarına, adli makamlarına, sivil toplum örgütleri ile Alman ve Türk basınına olan güveni incelendi.23 Mayıs ile 24 Haziran tarihleri arasında internet üzerinden yapılan ankete, yaşları 15 ila 45 arasında değişen toplam 1022 kişi katıldı. Ancak anketlerin 722’si geçerli sayıldı. Araştırmaya göre Almanya’da yaşayan Türk kökenlilerin yüzde 80’inden fazlası, NSU cinayetlerinin tamamen aydınlatılacağına inanmıyor. Farklı yaş ve sosyal grupların katıldığı araştırmada, 25 yaş altı gençler cinayetlerin tamamen aydınlatılacağına en çok inanan grup olurken, en az inanları ise yüksek vasıflı göçmenler oluşturuyor.“

11.08.2013 19:19