TAKİP ET

ALMAN TOPLUMUNUN YÜZDE 20‘Sİ AŞIRILIK YANLISI

Beate Zschäpe yaptıklarından memnundur

Norveçli katil Anders Behring Breivik 2011 yılının temmuz ayında 77 suçsuz insanı öldürdüğünde şaşkınlık büyüktü. Bir insan tanımadığı, kendisine hiçbir kötülüğü dokunmayan bunca masum insana nasıl kıyardı? Ancak belki bundan daha da şaşırtıcı olan katil Breivik’in mahkeme salonundaki duruşuydu, yüzüne yansıyan ifadelerdi.

Zira orada pişmanlık duymayan, kendisi ile barışık bir kişi portresi sergiliyordu. Aynı şeyi Beate Zschäpe’de de görüyoruz. 10 kişinin katili olmakla yargılanan, Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü NSU’nun tek hayatta kalan üyesi Beate Zschäpe de pişman görünmüyor. Hatta tam tersi söz konusu. Duruşmalara dikkat çekecek şekilde bakımlı geliyor ve konuşmuyor. Yüzünde, davranış ve tavırlarında yaptıklarından dolayı pişmanlık eseri görülmüyor Peki neden? Bunca insanın kanına girmiş biri nasıl böyle davranabilir? Nasıl kendisi ile barışık olabilir? Bunlar nasıl insanlardır? Bu ve benzer soruları Astrid Bötticher’e yönelttik. Astrid Bötticher siyaset bilimci ve aşırı ve radikal gruplar uzmanı. Miroslav Mares ile Extremismus(Aşırıcılık) isimli kitabı yayınlanan Bötticher, Hollanda’da Leiden Üniversitesi’nde doktorasını tamamlıyor.

ZAMAN: Beate Zschäpe’nin yargılandığı davayı takip ediyorsunuz. Zschäpe sizce nasıl biri?

BOTTİCHER: Aslında çok mutlu görünüyor. Üzgün değil..

ZAMAN: Sizce pişmanlık duyacak mı?

BOTTİCHER: Hayır, buna inanmıyorum. Hiçbir zaman pişmanlık duymayacak.

ZAMAN: Bu nasıl olur? Veya tersinden soralım: Böyle suçsuz insanların kanına giren biri nasıl mutlu olabilir?

BOTTİCHER: Çocukluğunda zor şartlarda yaşadı. Ailesi tarafından sevilen, kabul edilen bir çocuk değildi. Sonra aşırı sağcı çevrelere girdi. Bu çevrelerde az sayıda kadından biri olma avantajı, özel bir statüsü, iki kocası vardı.

ZAMAN: Bu onun bu duygularını açıklar mı?

BOTTİCHER: Aşırı kişiler kendilerini kahraman olarak görür. Bir şeyleri kurtarmanın hayalini görürler. Mesela RAF. RAF yoksul insanları kurtarmak istiyordu; bunun için insanları öldürdü. Bu normal vatandaş için mantıklı bir şey değil. Ama aşırı kişilikler kendilerini iyi insanlar olarak görüyor. Aşırılar başkalarını düşündüğünü ve dünyayı, ülkesini kurtardığını düşünüyor. Aşırı düşünceler onlara ölümsüzlüğü vaat ediyor. Aşırı kişilikleri çoğu zaman toplumun aptal olduğunu, sadece kendilerinin akıllı olduğunu, dünyada ne olup bittiğini anladığını düşünür.

ZAMAN: Beate Zschäpe hapishanede iken sanki dışardaki halinden daha bakımlı görünüyor..

BOTTİCHER: Sanıyorum ona kıyafetlerini avukatları getiriyor olmalı. Ben ayrıca onun hapishanede bir taraftar grubuna sahip olduğuna inanıyorum. Taraftarlarından mektuplar aldığından hareket edebiliriz. Onun yaptığını benimseyen çok sayıda taraftarı var.

ZAMAN: Peki buna müsaade edilmesi ne kadar doğru?

BOTTİCHER: Zaten soruşturmayı neden Federal Başsavcılığın yapmadığını ve davanın neden Münih’te yapıldığını anlamış değilim. Stuttgart-Stammheim’da teröristler için özel olarak yapılmış bir hapishane var. Eğer orada olsaydı izole edilmesi sağlanabilirdi.

AŞIRILAR, İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEZ

ZAMAN: Aşırı veya aşırıcılık kavramı aynı zamanda siyasi bir mücadele aracı olarak kullanılıyor. Dışlanmak istenen karşı tarafa bu etiket yapıştırılıyor. Aşırı kime denir?

BOTTİCHER: Aşırıcılık öncelikle bir monokültür demek. Aşırılar çevresindeki diğer kültürleri, yaşama tarzlarını yok etmek istiyor. Arkasındaki ideoloji ne olursa olsun, aşırı kişiler sizi olduğunuz gibi kabul etmez. Radikallerde de bu yapı vardır. Ama radikaller belki sizi ikna etmeye çalışır, ısrarcılığı ile rahatsız eder, ama sizin olduğunuz gibi kalmanızı kabul edebilir. Aşırıda ise bu yok. Aşırı sizi olduğunuz gibi kabul etmez ve elinden gelse yok etmeye çalışır.

ZAMAN: Peki, aşırıcılığa giden tipik bir yol var mıdır? Kimler aşırı olur? Bu konuda psikolojik, sosyal, ekonomik açıklamalar var..

BOTTİCHER: Psikolojik açıklamaların çok şeyi açıkladığını düşünüyorum. Ancak aşırılığa giden yolu basamak basamak açıklayan modellerin pek yararlı olduğunu düşünmüyorum. Bunlar çok genel ve çok da açıklayıcı değil. Zira her insan farklı. Aşırı kişilikler çoğu zaman narsist, şiddet görmüş tipler oluyor. Ekonomik modeller ise artık rafa kalkması gereken modeller.

MEŞGALESİ OLMAYANLAR AŞIRILIĞA MEYLEDİYOR

ZAMAN: Neden?

BOTTİCHER: Dünyadaki yoksul, azgelişmiş ülkelere bakalım. Ekonomik modellere göre oralarda aslında çok aşırı tipler olması lazım. Ama bu yok. Ben bu ekonomik modelleri fakir düşmanı modeller olarak görüyorum. Bence bu noktada fakirlik, yoksulluktan ziyade insanların meşguliyetinin olup olmaması daha önemli. Bir meşgalesi olmayan, evinde oturan ve hayal kırıklığı, kızgınlık duyguları içinde olanlar aşırıcılığa meylediyor. Ayrıca gençlerde de aşırıcılığa meyil oluyor. Özellikle gençlerin hayatta yerini bulmaya çalıştığı 14 ile 25 yaşları arası dönem kritik.

ZAMAN: Peki, aşırı kişilere karşı akıl ve mantıkla karşı çıkılabilir mi, ikna mümkün mü?

BOTTİCHER: Aşırı kişiler genel olarak tehlikelidir. Bunlar kurtarılmak, ikna edilmek istemezler. Belki kendileri ile konuşabiliriz, ama değişmelerini beklemek hayalcilik olur. Belki daha da katılaşırlar. Aşırı tipler farklı olmak ve kalmak isteyen tipler. Çoğunun aile ortamı yok. Veya ailesine sırtını dönmüş, radikal çevrelere entegre olmuş kişiler. Mesela NSU’ya bakın. Bir aile gibiydiler.

ZAMAN: Genel olarak toplumda aşırılığın kökünü kazıma, tamamen yok etme imkanı var mı?

BOTTİCHER: Aşırı grupları ve aşırıcılık olgusunu tamamen ortadan kaldırma imkanı yoktur. Bunların yapılarını kısa vadeli olarak ortadan kaldırmaya çalışabiliriz. Ancak bu aşırıların yok olacağı anlamına gelmez. Bu çok temel bir sorun; kişiliklerle alakası var, toplumun kendisi ile alakası var. Ancak aşırıcılık olgusunu kontrol altında tutabiliriz. İnsanlar diğerlerinden iyi olmak ister. Bunda başarısız olanlar aşırıcılığa, ırkçılığa meyledebilir. Bunun insanın kendisi ile ilgili değer duygusu da önemli bir konudur burada. Hayatında başarısı olamamış, eziklik yaşayan biri mensup olduğu grup veya millet üzerinden bu duygusunu yenmeye çalışabilir. Bu açıdan aşırıcılık kişinin kendini iyi hissetmesi, değersizlik duygusundan sıyrılması için önemlidir.

ZAMAN: Her toplum için normal olan belli bir aşırı oranı söz konusu mudur? Bazılarına göre her toplumda yüzde 10 aşırı var..

BOTTİCHER: Bu hangi aşırıcılık tanımlamasını kullandığınıza bağlı. Benim tahminlerime göre Alman toplumunun yüzde 20’si aşırı tanımına girebilir. Her toplumun azınlıklarla sorunu olduğu görülüyor. Her ülkede ötekileştirilen bir grup söz konusu. Mesela Çek Cumhuriyeti’nde bunlar Sinti ve Roma, Avusturya’da Afrikalılar ve Müslümanlar, Almanya’da Türkler..

ZAMAN: Aşırı gruplarda çoğu zaman komplo teorileri de eksik olmuyor..

BOTTİCHER: Evet, bu doğru. Mesela Amerika’da Wall Street’te dünyayı yöneten bir Yahudi grubu olduğuna inanan aşırılar var. Ancak bir komploda bundan beşten fazla kişinin haberi olmaması gerekir. Şimdi düşünün, bu kadar az insan dünyayı yönetsin..

ZAMAN: Neden beş?

BOTTİCHER: Beş kişiden sonra bunun sızmaması ihtimali yok olur.

İSLAMCILIK PROGRAMLARI YÜZÜNDEN VATANDAŞ MÜSLÜMANLARDAN KORKTU

ZAMAN: Bir zamanlar Almanya’da Federal İçişleri Bakanlığı’nın ‘Kayıp’ adı altında Müslümanlar arasında aşırıcılığa karşı bir kampanya niyeti vardı. Bu bize göre aşırılardan önce Müslümanları zan altında bırakacak bir kampanya olacaktı. Siz bu kampanyayı nasıl gördünüz?

BOTTİCHER: Aşırıcılık sorunu tek bir grupta yok. Aşırı sağcılık var, aşırı solculuk var, İslamcılık var, başka aşırıcılık örnekleri var. Bunların biri iyi diğeri kötü değildir, hepsi ile mücadele edilmesi gerekir. Ancak bizim hükümetimizin İslamcılık politikasını ben biraz problemli olarak değerlendiriyorum. Nedeni basit: Bu politikamızın yan etkileri var. İslamcılık programlarımız sonucunda vatandaşların Müslümanlardan korkmaya başladığını görüyoruz. Eğer böyle bir sonuç varsa bu yanlış bir şeyler olduğuna işaret eder. Mesela ülkemizde aşırı solculuk da var, ama kimse bunun için SPD`den korkmuyor.

İSMAİL KUL / BERLİN

30.12.2013 09:00