TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Başörtüsünün çevrelediği yüzü görmek

Doksanlı yılların başında Almanya’da ilk eğitim merkezleri açılmaya başladı. Türkiye’den gelen hizmet erlerinin yol göstermesiyle – çoğu işçi olan – gönüllülerin üstün çabaları ile açılan eğitim merkezleri ile ilgili Almanyalı Türkler arasında yaygın kanaat özetle şuydu: Alman eğitim sistemi çok iyi durumda, eğitim merkezlerine ne gerek var? İllaki çocuğunu okutacaksan Türkiye’ye gönder. Zaten hepimiz bir gün ülkemize dönecek değil miyiz?

Bu tepkilere aldırmadan Almanya’nın en tenha köşeleri dâhil yeni eğitim merkezleri açılır, gruplar halinde ziyaret edilir ve o yıllarda Almanya’da yeni oluşma süreci içinde bulunun Hizmet hareketinde gündem olurdu. Belli öğrenci sayısına ulaşarak başarıyı yakalayan eğitim merkezlerini ise herkes sanki kendi başarısıymış gibi etrafına anlatırdı. Aradan 20 yıl geçti. Bugün eğitim merkezlerinin sayısını bilen, önemini ve gerekliliğini tartışan yok.

AGİT, 2000 yılında üye ülkelerin eğitim sistemini karşılaştıran ilk PİSA araştırmasını yayınladığında Almanya şok yaşamıştı. Çünkü Alman eğitim sistemi çok kötü bir not almıştı.

PİSA verilerine gören Alman okul sistemi, özellikle Alman olmayan öğrencilere, fırsat eşitliği tanımıyor ve öğretmenler öğrencileri yanlış yönlendirdikleri gibi, sahip oldukları yetenekleri yeteri kadar değerlendiremiyordu. PİSA araştırması sadece Alman eğitim sistemi ile ilgili değil, Alman olmayan öğrencilerin – özellikle de Türk öğrencilerin – neden başarılı ol(a)madıkları ile ilgili bir tartışmayı da başlattı.

Bu tartışma Almanya’nın başkenti Berlin’in Neukölln semtinde bulunan Rütli Okulu’nda yaşanan ‘yangın mektubu-Brandbrief’ ile zirveye çıktı. Mart 2006’da eğitim senatörlüğüne yazdıkları ortak mektupla öğretmenler okulun kapatılmasını talep ediyordu. Gerekçe olarak ise okulda Alman olmayan öğrencilerin sebep oldukları şiddet ve isyanı gösteriyorlardı.

PİSA araştırması asıl sorunun Alman eğitim siteminden kaynaklandığını ve eğitimden sorumlu siyasetçilerin çözüm üretmesi gerektiğini ortaya koymasına rağmen ters yürütülen tartışmalarda asıl sorumlular bulunmuştu: Türk öğrenciler, veliler ve eğitim konusunu yeteri kadar gündemine almayan Türk sivil toplum kuruluşları!

İlk PİSA araştırmasının üzerinden 12 yıl geçti. Alman eğitim sisteminde sorunlar devam ediyor; ancak sorumlu olarak Türk velilerini gösteren pek yok. Herkes anladı ki sorun Alman eğitim sisteminde yatıyor.

Yeni işim gereği 2003 yılının sonunda Berlin’e gittiğimde TÜDESB derneğinin okul açma çalışmalarını yakından takip etme imkânı buldum. Bir grup gönüllü iradelerinin hakkını vererek adım adım kaderin çizdiği yolda ilerliyordu. Yaklaşık bir yıllık ön çalışmadan sonra 2004/2005 eğitim yılında Berlin’de okul açılmıştı. Berlin’den iki hafta önce ise Almanya’da ilk okulun açıldığı müjdesi, geçen hafta yeni okul binasının açılışını yapan Stuttgart’tan gelmişti.

Berlin ve Stuttgart’ı Geseke, Köln, Mannheim, Wuppertal, Hamburg, Hannover ve ismini hatırlamadığım başka şehirlerde açılan okullar takip etti. Ve Almanyalı Türklerin bu çabası Türklerin sorunun değil çözümün bir parçası oldukları kanaatini pekiştirdi.

Gazeteci Yazar Jochen ThiesHerder yayınları arasında çıkan ‘Wir Sind Teil Dieser Gesellschaft – Biz Bu Toplumun Bir Parçasıyız’ (ISBN 978-3-451-30698-3) isimli kitabında işte bu son 20 yıllık eğitim serüvenini ele alıyor. Çoğunu esnaf, öğretmen, dernek yöneticisi veya veli olarak tanıdığınız insanların hikâyesi yer alıyor bu kitapta.

40 yılı aşkın meslek hayatında eski başbakanlardan Helmut Schmidt’in konuşma metinlerinin yazarlığını da yapan usta kalem Thies, kitap için yaptığı araştırma esnasında yaşadığı tecrübeyi şu cümlelerle özetliyor: “Benim de başörtüsü ile ilgili önce belli sorunum vardı. Ancak bu kitapla ilgili araştırmalarımı yaparken bir şey oldu: Kısa zaman sonra başörtüsünü o kadar da önemli görmemeye başladım. Yüzü çerçeveleyen başörtüsünden çok birden yüz dikkatimi çekti.”

Son 20 yılda Almanya’da yaşanan din, şiddet, uyum, ortak gelecek, kültürel farklılıklar ve eğitim sorunları ile ilgili tartışmalarda başörtüsü bu ortak konulara/sorunlara yüzeysel ve önyargılı yaklaşımın sembolü oldu. Aslında başörtüsüne Müslüman kadınların inançtan kaynaklanan gönüllü tercihi olarak saygı duyulsa, yüz yüze ve göz göze gelecek karşılıklı olarak gözden gönüllere giden yolları bulacağız.

07.01.2013 23:06