TAKİP ET
Muhammet Mertek

Muhammet Mertek

Ayrımcılara inat Birleşen Gönüller

Türk sinemasının önemli isimlerinden Mesut Uçakan, “Yerlilik Arayışındaki Sinemamızın Fotoğrafı” başlıklı makalesinde ilginç tespitlerde bulunuyor. Meseleye bakış açısı, eğer hâlâ aynı düşüncedeyse, sadece sinemanın değil, Türkiye’nin bir fotoğrafı aslında.

“Önceleri marksist, sosyalist sinemacılar vardı. Başını Yılmaz Güney’in çektiği. Şimdi hemen hemen hepsi burjuvalaştı. Bu soldaki çözülmenin sinemaya yansımasıydı.” diyen Uçakan, aynı çözülmenin muhafazakar kesimde de kendini gösterdiğini belirtiyor. Şu değerlendirmesi ülkenin bam teline dokunuyor: “İktidar nimetleri karşısında bir zamanların “mücahit” kesimleri tamamen olmasa da önemli ölçüde karikatürize bir deyişle ‘müteahhit’leşti. Bunun sinemaya yansımasının da çok güçlü olması beklenirdi değil mi? Maalesef olmadı. Bu çevreler sol çevrenin aksine sinemadan uzak durdular, daha genelde sanattan uzak durdular. Ben ekonomiyi mideye, siyaseti kafaya, sanatı gönüle benzetenlerdenim. Bu çevre mide ve kafada takılı kaldı, henüz gönüle gelemedi.”

Uçakan üstelik “muhafazakar kesim biraz meşruiyet kazanma, biraz yılların getirdiği ezilmişlikle kendini ezenlere hükmetme psikozu içerisinde solla bütünleşmeyi çıkarına daha uygun buldu. Özellikle de sanatta.” tespitiyle muhafazakar görünümlü siyasetin burjuvalaşan Marksist çevrelerle çıkar uğruna nasıl bütünleştiğini gözler önüne seriyor.

Ancak muhafazakar kesimin bunu yaparken kendi sanatçısını dışlamasını, hor görmesini veya varlığını görmezlikten gelmesini de eleştiren Uçakan, işin en acıklı kısmının da burası olduğu söylüyor. Medya sektöründe, sanat alanında elde ettiği nimetlerin pek çoğunu bir zamanlar kendi inancına küfredenlerin emrine verilmesinin altını çiziyor.

Mesut Uçakan, sanat alanında yapılanları eleştirenlerin acımasız bir şekilde dışlanmalara maruz bırakıldığından bahsediyor. Ona göre en acısı da birçok sanatçının kendilerine yapıştırılan ideolojik kalma ve değişimi anlamamış görünme ithamından uzak durabilmek için hem söyleşilerinde hem de filmlerinde açık davranmamaları. Türk toplumunun geldiği ürpertici noktayı ise şöyle ifade ediyor: “Bu manada toplumda oluşan ikiyüzlülüğün, çıkarcılığın onlara da bulaştığı açık şekilde söylenebilir. Durum böyle olunca kimin hangi fikrin seslendiricisi olduğunu da kestiremiyorsunuz.”

Uçakan, haklılık payı olan eleştirilerinin hâlâ arkasında mıdır bilemem. Ama Türkiye’de siyasetin bulaştığı hemen her alanın tarumar olduğu kesin. Topyekûn bir toplumun nasıl bir problemler sarmalına sokulduğu da… Ama bir şey var ki, gücünü kendi değerlerinden alan Anadolu insanı hiçbir engel tanımıyor. Yeni nesil bir ekip, ulusal veya milli sinema tartışmalarına girmeden ‘beyaz perde’ye insanın içindeki gerçek özü yansıtan bir filme imza atıyor: “Birleşen Gönüller”.

Yarım asırlık çileli, ama kaderin esrarengiz cilveleriyle dolu serüveni perdeye en güzel şekilde aksettirebilmek gerçekten ümit verici. At izinin it izine karıştığı, değerlerin altüst olduğu bu netameli dönemde insana yeniden insanlığını hatırlatması harikulâde. Hele hele toplumların zıvanadan çıktığı, yeniden çatışmaların geniş coğrafyalara yayıldığı bir zamanda, bir kere daha yitik değerlerimizi adres göstermesi takdire şayan…

Varsın birileri marksistlerle veya bilmem kimlerle çıkar flörtü yaparak asırlık değerlerimizin içini boşaltmaya çalışsın! Kine, nefrete, ayrıştırmaya inat, gönülleri birleştirmeye ahdeden Anadolu insanı, tam zamanında ve bu sefer sinema diliyle dünyaya sesleniyor, vefayı, sevgiyi, diğerkâmlığı, fedakârlığı haykırıyor.

Uçakan’ın sanatı destekleme manasında “hizmet duygusuyla sinemaya gelen bir seyirci kalmamıştır artık.” tezini de havada bırakıyor Birleşen Gönüller. Kısa sürede bir milyonu aşan seyirciyi sinemaya çekmesi, kaliteli filmlerin en büyük teşvikçisi olsa gerek. Hollywood’a adım atan ve içinde Türkçe, Almanca, Kafkasça, Kazakça, Rusça orijinal konuşmaların geçtiği uluslararası nitelikteki bu film, Türk sinemasında bir çığır niteliğinde. Emeği geçen herkes tebriki fazlasıyla hak ediyor.

21.11.2014 20:30