TAKİP ET

Savcının pozisyonu ve gerçeği

Savcılık mevkii hukuk öğrencilerine öğretilirken şöyle bir şey söylenir: Savcılık dünyanın en tarafsız kurumudur. Neden böyle söylenir? Çünkü savcılığın sanığın (suçlananın) hem lehine hem de aleyhine olan tüm delilleri toplayıp mahkemeye sunması gerekir.

Teorik olarak çok güzel olsa da pratikte bunun hiç böyle olmadığı acı bir gerçektir.

Güzel teorilere uzak gerçek hayatta ben savcının sanık lehine delil topladığını hiç görmedim. Bariz göze batan noktaların üzerine basa basa “bu sanığın lehine” dediğini de görmedim.

Bir kısa örnek verelim:

Ahmet yıllardır maç seyretmek için kahveye gider. Bir gün kahveye gittiğinde karşısına çıkan tanıdığı Mehmet’i bir yumrukla yere serer. Bu durumu inceleyen Savcılık, “Ahmet kahveye girdiğinde sebepsiz ve aniden Mehmet’i dövmüştür” der.

Bunu okuyan hakim muhtemelen şöyle düşünür: Bu Ahmet çok tehlikeli. Adam sırf insan dövmek için kahveye dalıyor.

Aslında ilk bakışta savcılığın yaptığı tarafsız bir değerlendirme. İşte burada Savunma’nın rolü çok önemli. Çünkü ifade edilmesi gereken ama savcılık tarafından ilk bakışta önem taşımadığı için göz ardı edilen bir nokta var. O da şu: Ahmet yıllardır maç seyretmek için kahveye gider. Ama yıllardır bir sıkıntı, vukuat, kavga çıkmamıştır. Bunun bilinmesi gerekir. Çünkü bunu bilen hakim muhtemelen şöyle düşünecektir: Allah Allah, acaba ne oldu da Ahmet bu sefer böyle bir şey yaptı. Mutlaka bir şey olmuş olmalı. Çünkü Ahmet yıllardır kahveye gidiyor ve ilk defa bir şey oldu. Bu çok küçük ve basit mesele gibi gözükse de benzeri çoktur. Hakim de bir insan olduğu için bu küçük ve ilk bakışta basit şeylerden etkilenmemesi mümkün değildir.

Savcıya “Neden bunu yazmadın, Ahmet’in yıllardır o kahveye gittiğini neden konu etmedin?’ diye sorsanız, vereceği cevap bellidir. Diyecektir k: “Ne önemi var. Yıllardır gitmiş ya da gitmemiş olmasının asıl işlenen suç ile ne bağlantısı var?” Savcının dediği kısmen doğru olsa da söylediğimiz gibi etkisine bakmak lazım. Ve buna benzer çok ama çok örnek vardır.

Bir örnek daha verelim: Ahmet, yıllardır çarşıda gezerken gördüğü yardım kuruluşlarına yardım amacıyla biraz para verir. Bir yardımından sonra polis evine gelir ve Ahmet’in yasak bir örgüte maddi destek sağladığını söyler. Savcı iddiasını hazırlar. Şayet Ahmet’in “yıllardır gezerken gördüğü yardım kuruluşuna maddi destek sağladığı” kısmını anlatmadığınızda gerçeğin sadece yarısını anlatmış olursunuz. Ortaya bambaşka bir sonuç, bambaşka bir Ahmet çıkar.

Demek ki tarafsız olmak doğruyu bulmak için yeterli değildir ve arasında çok büyük fark vardır. Bunun için ceza hukukçusu bir avukat olarak tavsiyem, ceza davalarına avukatsız gitmemenizdir. Haklı olmak ve haklı çıkmanın arasında büyük fark vardır. Acı tecrübe edinmeden önlemini almak gerekir.

SORU:

İşyerinde birini dövdüğüm iddia edildi ve işverenden uyarı aldım. Aslında ben dövmedim sadece kendimi savundum. Şimdi de dövüldüğünü söyleyen kişi avukat tuttu ve benden tazminat istiyor. İşverenin uyarısı önemli değil ama tazminat ödemek istemiyorum. Ne yapayım?

CEVAP:

Bu durumda işverenin uyarısına İş Mahkemesi’nde karşı çıkmak çok mantıklı olur. Aksi takdirde tazminat açacak olan taraf o uyarıyı ve ona bile karşı çıkmadığınız örnek gösterecektir. Uyarı işveren ya da İş Mahkemesi’nden geri alınırsa tazminat ödememek için de bir sebep daha oluşacaktır ve tazminat davası açmak isteyen tarafın bunu iyice düşünmesine vesile olacaktır.

08.03.2015 20:30