TAKİP ET
Yaşar Yeşilyurt

Yaşar Yeşilyurt

Aralık soğuğunda kafa karıştıran sorular

Toplumun kafası bir hayli karışık, önemli bir kesimde endişe hakim: Bu işin sonu nereye varacak böyle? İnsanların ülkeleri için endişelenmeleri güzel bir şey. Adeta bütün bir toplum yolsuzluk soruşturması sonrası ortaya çıkan duruma kilitlenmiş. Kiminle hangi vesileyle bir araya gelirseniz gelin söz dönüp dolaşıp bu konuya geliyor.

Aralık soğuğu Şubat soğuğunu aratmıyor adeta.

Süreçle ilgili hiçbir şahsi menfaati olmayan geniş kitleler olarak evvela sakin olmak, sükunetle birbirimizle konuşmak zorundayız. Bilmeliyiz ki hiçbirimizin bu tartışmadan bir menfaat beklentisi yok. Herkes kendi bilebildiği, düşünebildiği kadarıyla doğruların peşinde. Onun için saygıyla ve anlamaya çalışarak birbirimizi dinlemeliyiz. Bağırıp çağırarak varılacak bir yer yok. Bağırıp çağırmaları menfaat peşinde olanlara bırakalım en iyisi. Bırakalım onlar yeri göğü inletsinler, biz hissiyatımızın esiri olmadan mantıklıca konuşalım.

Kafa karıştıran sorulardan biri şu: Neden hizmet devletle mücadele ediyor, bir camia devletle mücadele edebilir mi?

Evvela, işin ilginç yanı, bu hizmet yıllardır bu suçlamaları yapanlar tarafından devletçi olmakla, nizama fevkalade saygılı olduğundan pasif ve korkak olmakla suçlanıyor. Onlara göre cesaret ortalıkta gürültü çıkarmak demek, hala da öyle zaten. Ortalıkta çatışma gibi algılanan şey devletle değil, AK Parti ile değil, hükümet ile de değil başbakan ve etrafındaki azınlık bir zümre ile.

Bunun böyle olduğunun delili istifa eden İçişleri Eski Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklaması: “Hükümet etmede, niyetlerinden emin olunmayan bürokratik ve politik dar bir oligarşik kadronun tavsiye, yönlendirme ve etkinliğinin tercih edildiği anlaşılmaktadır.” diyor. Kendisi başbakanın kırk yıllık arkadaşı.

AK Parti milletvekillerinin ve yöneticilerinin önemli bir kısmının çocukları ‘hizmetin okulu’ ve ‘hizmetin dershanesi’ diye bilinen kurumlarda okumuş veya okuyorlar. Çocuklarını çekip aldılar mı? Bu sorunu, bırakın devlet ile mücadele, AK Parti veya hükümetin bütünü ile mücadele sorunu olarak algılamak da çok yanlış. Artık herkes biliyor, dershanelerin kapatılmasına engel olan önemli sayıda kabine üyesi var. Bu olaya bir isim vereceksek şayet hükümet içindeki bir azınlığın “haset patlaması” denilebilir.

Sorunun bir diğer anahtar kavramı “mücadele”. Mücadele eşit veya birbirine yakın kuvvetler arasında olur. “Gönüllü birliktelik” dışında hiçbir yaptırım gücü olmayan bir hareket, bütün bir devleti elinde tutan, hem de gücünün zirvesinde bulunan bir yapı ile nasıl çatışabilir? Ortada çatışma yok, gücü elinde bulunduranların “balyozla kafasına inme ve yok etme” gayreti, buna karşılık da zayıf tarafın “ne olur vurmayın, yazık etmeyin bunca emeğe” çığlıkları var. Bir de güç yandaşlarının çığlık atanlara “ne bağırıyorsunuz, huzurumuzu bozuyorsunuz, düzenimize zarar veriyorsunuz” diye efelenmeleri ve hakaretleri var. Sonuçta hizmet gönüllülerinin medya yoluyla hukuklarını müdafaa etmek, dua etmek ve tweet atmanın ötesinde yapabildikleri bir şey yok.

İkinci önemli sual: Yolsuzluk bile yapmış olsalar niye hizmet bunların üzerine bu kadar gidiyor, bunlar giderse halimiz ne olacak, ülke yıkılmaz, istikrar bozulmaz mı?

Birinci soruda da anlatmaya çalıştım, hizmete karşı “haset patlaması” yaşayan bir azınlık var, hizmetin kimsenin üzerine gittiği yok Eğer konu yolsuzluk soruşturması ise ne yapsın hizmet gönüllüleri, hükümetin örtbas etme çabalarına destek mi olsun? Bunun vebalinin altından kim kalkabilir tarih önünde? Arkamızda böyle bir miras mı bırakmalıyız? Kaldı ki medyanın işi, var olan iddiaları önemi ölçüsünde haberleştirmektir, toplumu bilgilendirmektir. Bu dünyanın her yerinde böyledir

“Anladık ama ülkenin istikrarı için bunlar bize lazım” diyorsanız, koca bir milletin kaderini -velev ki yolsuzluk yapıyor olsun- ülkeyi yöneten birkaç kişiye bağlıyorsanız, hatırlatayım ki toprağın altı vazgeçilemez zannedilen insanlarla dolu. Koca bir milletin hiçbir değeri yok ise ve tek ümidimiz birkaç kişideyse zaten bitmişiz demektir. “Nasıl iseniz öyle yönetilirsiniz’ kaidesi esas olanın millet olduğunu söylüyor bize.

Kaldı ki AK Parti içinde yolsuzluk yapanların temizlenmesi AK Parti’yi bitirmez, daha temiz, güvenilir ve ülkemize daha güzel hizmet edebilecek hale getirir, neden korkuluyor ki?

Üçüncü sual: Madem bunlar bu kadar kötüydü neden bunları bunca yıl hizmet destekledi?

Bir defa şunu ortaya koyalım, eğer hizmet güç ve menfaat peşinde olsaydı iktidarının en güçlü döneminde hükümetle tam bir uyum içerisinde olma çabası gösterirdi, uzlaşı arardı. Şimdiki gibi bir saldırının muhatabı olmazdı. Demek hizmetin böyle bir derdi yok.

Sizin bir arkadaşınız olsa, yıllarca yaptığı iyi işleri alkışlasanız, sonra sizi ve dostlarınızı yok etmek için arkadan tuzaklar kurduğunu, milleti dolandırdığını öğrenseniz ne yaparsınız? İyi işleri alkışlamış olmanız hatırına bunları da mı alkışlarsınız? Hizmet gönüllüleri dünkü doğruları alkışladı ve bundan pişman olduklarını da sanmıyorum. Şimdi yapılan zulmü görüyorlar ve onu durdurmak için gayret ediyorlar.

Müslümanlık kabilecilik, tarafgirlik değildir, doğrudan, haktan yana olmaktır. Doğru düşmanından bile gelse alkışlamak, zulüm dostundan bile gelse “Dur!” demektir.

Hak şerleri hayreyler,

Zannetme ki gayreyler,

Arif onu seyreyler;

Mevla görelim neyler

Neylerse güzel eyler…

30.12.2013 17:20