TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Ankara kriterleri Türkiye’ye yaramadı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti hem Almanyalı Türkler, hem Alman siyasi muhatapları, hem de 20 yıldan fazla zamandır Almanya’da edindiği dava arkadaşları ve gönül dostları tarafından merakla bekleniyordu.

Son gruptan başlayalım. Erdoğan gelmeden önce içimde zayıf bir umut vardı. Hizmet hareketinin Almanya’daki çalışmalarını da yakından takip eden Erdoğan’ın Almanya’daki dostları ile ilgili bir umuttu bu. Hayatı siyasi kavga ve iktidar mücadelesine indirgeyen anlayışa sahip olanlar açısından safça bir umut da denebilir. Almanya’daki dava arkadaşları ve gönül dostları Erdoğan’ı Türkiye’de Hizmet hareketine karşı yürüttüğü ve ‘ya onlar ya ben’ noktasına getirdiği kavgayı Almanya’ya taşımama konusunda ikna ederler diye umut ettim.

Hüsnü zannım şu: Aynı kıbleye yöneldiğimiz, aynı inanç değerlerini paylaştığımız bu insanlar mutlaka girişimde bulunmuş, ancak Erdoğan’ı ikna etme konusunda başarılı olamamışlardır. Erdoğan 12 yıllık iktidarı döneminde birçok ilke imza attı. Bunlardan en önemlisi Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerini başlatmak oldu. 2005 yılından sonra Türkiye karşıtı muhafazakar Merkel/ Sarkozy ikilisi bu süreci zora soktu. Erdoğan ise her seferinde Kopenhag siyasi kriterlerinin önemine atıfta bulunarak, ‘AB bizi almazsa Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz’ açıklamasını yaptı.

Bu ‘ilkler’ listesine yeni bir madde daha eklemek gerekiyor. Bu listede düne kadar kendi seçmen tabanını oluşturan Hizmet hareketine gönül vermiş insanları yabancı basın ve siyaset erkanına şikayet etmek de yer alıyor artık.

Berlin’e 2004 yılında taşındım. O yıllarda Ergenekoncular gelip gider, kapalı kapılar ardında dar daire toplantıları düzenler ve alt düzey Alman siyasetçilere AK Parti ve Hizmet hareketini şikayet ederlerdi. Doğu Perinçek gibi isimlerin konuşmacı olarak katıldığı bu toplantılara birkaç yüz kişi ya katılır ya da katılmazdı.

Erdoğan bu konuda herkesi geride bıraktı. Almanya’ya gelmeden önce Alman ikinci televizyon kanalı ZDF’ye verdiği röportajda, Alman Dış Siyaset Topluluğu (DGAP) isimli düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada ve nihayet Tempodrom’da Almanyalı Türklere yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi: Terörle ve vesayetle mücadelede başarılı olduk. Şimdi sıra paralel yapı ile mücadele edip yeni Türkiye’yi kurmaktadır. Yeni Türkiye’nin doğacağı gün ise mahalli seçimlerin yapılacağı 30 Mart 2014’tür.

Üç düşman: Terör, vesayet ve paralel yapı! Veya başka bir ifade şekliyle: PKK, Ergenekon ve Hizmet hareketi!

Erdoğan’la görüşen federal bakanlar kurulu üyesi bir isme görüşmenin nasıl geçtiğini sordum. Cevabı şu oldu: “Çok fazla komplo teorisi var. Anlattıkları Alman kulağına pek hoş gelmiyor.” Sadece Alman kulağına mı? Erdoğan Berlin’de Türkiye ile ilgili kendi tezlerini kabul ettirme pahasına aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütüne bir tek kelimeyle değinmedi. Erdoğan’ın tezlerine kulak verenlere hatırlatmakta fayda var: 2011 yılında ortaya çıkan NSU, 8’i Türk olmak üzere toplam 10 kişiyi öldürmüş bir yer altı örgütüdür. NSU’nun 10 yıldan fazla devam eden eylemlerinde Alman iç istihbarat kurumu Verfassungschutz ve emniyet birimlerinin rolü tartışılmış, Türkiye en yetkili ağızlardan olayın takipçisi olacağını açıklamıştı.

Almanya’da açık veya kapalı devletin bir asimilasyon politikası yok. Buna rağmen Erdoğan 2008 yılında Almanya’da köklü bir tartışmaya sebep olan ‘Asimilasyon insanlık suçudur’ açıklamasını yaptı. Son ziyaretinde bu açıklamasını ‘pardon, yanlış anlaşıldım, ben uyumu destekliyorum’ söylemine indirgemesi ve bu konuda aslında Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den farklı düşünmediğini ima etmesine ne demeli?

Erdoğan, Merkel’in Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini istemediğini belirtmesine rağmen, ‘Almanya’ya, verdikleri destekten dolayı’ mükerreren teşekkür etmesine? Erdoğan’ın Almanya ziyaretinde yaptığı konuşmalar ve ortaya koyduğu siyasi duruştaki tutarsızlıkları artırmak mümkün. Ancak netice şu: Biz vatandaşı olduğumuz ve/veya babalarımızın geldiği, gönül bağımızı halen canlı tuttuğumuz Türkiye Cumhuriyeti başbakanı tarafından Almanlara şikayet edilmiş bir topluluğuz.

Peki Başbakan bütün bu yaptıkları ile başarılı oldu mu? Hayır! İzafi bir başarı varsa bile o da Türkiye’de internetle ilgili Meclis’ten geçen yasa ve attığı tweet’le Başbakan’a hakaret ettiği gerekçesiyle yurtdışı edilen Azeri gazeteci Mahir Zeynalov olayı ile bitti.

***
Almanya’da Türkçe yayın yapan bir televizyon kanalında görev yapan gazeteci Remzi Meziroğlu’nun da Ankara’dan gelen baskılar neticesinde işine son verildi. Almanya’da yayın yapan bir kurumun siyasi baskılara maruz kalması doğru değil. Bunun netice- sinde bir gazetecinin işsiz kalması hiç doğru değil.

10.02.2014 18:21