TAKİP ET
Süleyman Bağ

Süleyman Bağ

Ankara-Berlin eksenine doğru (I)

Almanya 1990’lı yıllarda iki Almanya’nın birleşmesi ile uğraştı. 2000’li yıllarda AB’nin Doğu Avrupa’ya doğru gelişmesine öncelik veren Almanya 2008 yılında patlak veren Euro krizini ise AB’nin içe doğru derinleşmesi için fırsat olarak görüyor. Bu ödevler varken Almanya’nın yeni büyük bir siyasi başlığa zaman ayırması düşünülemezdi. Ve Türkiye Almanya açısından Alman iç siyasetini de etkileyen büyük siyasi bir başlıktır.

Asıl soru sürecin tekrar başlayıp başlamayacağı değil, ne zaman başlayacağı idi. Fransa’da yeminli Türkiye karşıtı sağcı Nicolas Sarkozy yerine solcu François Hollande’ın seçilmesi işi kolaylaştırdı. Kaldı ki iki Fransa faktörü dikkate alınmazsa bile Almanya ile Türkiye arasında çok sayıda çözüm bekleyen sorun var. Merkezinde PKK’nın yer aldığı terörle mücadele konusundaki farklı yaklaşım, en son Federal İçişleri Bakanı Hans Peter Friedrich’in ziyaretinde patlak veren Gençlik Dairleri’nin bazı uygulamaları ve halen kapsamlı ve kalıcı çözüm bekleyen vize sorunu bunların başında geliyor. Ama Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile yeni bir müzakere başlığını açma noktasına gelmesinin başka önemli sebepleri de var.

Soğuk Savaş döneminin şartları altında 1960’lı yılların başında temeli atılan Türkiye-AB ilişkisi 3 Ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerin başlaması ile varabileceği son noktaya vardı.   Almanya 1990’lı yıllarda iki Almanya’nın birleşmesi ile uğraştı. 2000’li yıllarda AB’nin Doğu Avrupa’ya doğru gelişmesine öncelik veren Almanya 2008 yılında patlak veren Euro krizini ise AB’nin içe doğru derinleşmesi için fırsat olarak görüyor.  Bu ödevler varken Almanya’nın yeni büyük bir siyasi başlığa zaman ayırması düşünülemezdi. Ve Türkiye Almanya açısından Alman iç siyasetini de etkileyen büyük siyasi bir başlıktır.

2005 yılından beri asıl cevap bekleyen soru 1990 yılında soğuk savaş döneminin sona ermesi ile ortaya çıkan yeni şartlarda ilişkinin nasıl olacağı sorusu idi. Son iki yılda meydana gelen gelişmeler bu arayışa cevap oldu. Bunlardan biri Paris’te Elysse Sarayı’nda yeni bir başkanın ikamet etmesidir.

İsterseniz Ak Parti’nin 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelmesi ile başlayan ve 12 Haziran 2011 tarihinde üçüncü kez seçilerek iktidarını pekiştirmesi ile son bulan geçiş dönemine göz atarak yeni sürecin ipuçlarını bulmaya çalışalım.

Almanya 2011 seçimlerine kadar AK Parti’yi kalıcı siyasi bir aktör, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ise meşru bir muhatap olarak görmedi. Yaklaşık 200 yıldır, oluşmasında kendisinin de katkısının olduğu, eski Türkiye’nin asker merkezli siyasi ve ekonomik aktörleri olan ulusalcı/laik çevrelerle değerlere dayalı değil çıkarlara dayalı bir siyaset takip etti Almanya. Alman siyasetçiler İslamcı bir geçmişten geldiği için uzun ömür biçmedikleri Erdoğan’ın ya demokratik, ya da -Türkiye’de sık sık yaşandığı bilinen- antidemokratik yollarla gitmesini bekledi.

Daha bundan birkaç ay önce kendisi ile görüştüğüm Türkiye’yi çok yakından takip eden bir Alman milletvekiline tarihçi Kemal Karpat’ın ‘Türkiye Demokrasi Tarihi’ isimli kitabını okuduğumu söylediğimde esprili cevabı şu oldu: “Kitabın kalınlığı ne kadar?” Bu olmayınca Almanya önce bir durum tespiti yaptı.

Geçen yıl Haziran ayında – hangi parti(ler)den oluşursa oluşsun – federal hükümetlerin son derece önemsediği düşünce kuruluşu SWP –  Stiftung für Wissenschaft und Politik (Bilim ve Siyaset Vakfı) Türkiye ile ilgili ‘Dış Politika ve Özalgı (Außenpolitik und Selbstverständnis)- ‘Türkiye’de Strateji Değişikliklerinin Toplumsal Temeli’ isimli bir rapor yayınladı. Rapor Türkiye’de geriye dönüşün imkânsızlığını tespit etmekle beraber yeni kalıcı aktörlerin de kimler olduğunun altını çiziyordu: Ak Parti ve AK Parti’nin dayandığı toplumsal taban!

(Devamı yarın…)

24.02.2013 22:23